Milli bayramlar münazara konusu değil!

Haberin Devamı

Basında böyle bir garip kitle var, sanki artık bu toplum her olayda, her nedenle “en az iki ayrı gruba” bölünmek zorundaymış gibi tartışmaları “lise münazarası”na çeviriyorlar. “Sen öyle dersen, ben de böyle derim”, “sen anlıyorsun da, ben anlamıyor muyum”, “milli duygular senin ipoteğinde mi”, “bizim grup şunu dedi, karşı grup bunu dedi” vs..

Nedir bu yani, en önemli milli bayramlarımız konusunda bile “sen-ben” kavgasına mı tutuşulacak, şöyle akılcı irdelemelerle, eleştiriler veya önerilerle hiçbir konu tartışılamayacak mı? Bazıları da her zaman yaptıkları gibi “başkalarının yazdıklarını hiçe sayarak, küçümseyerek yine son noktayı koyma” hevesiyle döktürüyorlar ki artık komik olmaya başladıklarının farkında değiller. Özellikle “zeka” konusunda daha önce puan kaybetmiş olanları kastediyorum.

Bu “başka görüşleri üç beş maddede aşağılama” alışkanlığında olanların bu kötü huydan vazgeçmesi gerekiyor; kendine güvenmeyen, kendi analizini yapacağına kolaya kaçanların yöntemidir zira..

COŞKUYU YAŞAMA HAKKI

Konya’da bir genç “19 Mayıs kutlamaları coşkusu hakkının bir Türk genci olarak elinden alındığını, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Spor Bayramı’nı kutlamaya ve bu coşkuyu yaşamaya hakkı olduğunu” söyleyerek avukatı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın “19 Mayıs törenleriyle ilgili genelgesi”nde yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’a dava açmış.

Bu kadar önemli kararlar önce toplumla paylaşılıp milletin duyguları, görüşleri, talepleri hiç değerlendirilmeden açıklanırsa bunlar da olacaktır. Ama neyse ki Cumhurbaşkanı Gül “Milli bayramların kaldırılmadığını, güncellendiğini” açıkladı. Umarız bu güncelleme “neredeyse kaldırmaya eşdeğer” bir düzenleme olmaz. Milli törenler sadece okullara ve Ankara’da yapılacak tek törene hapsedilmez.

*****


Çocuk tecavüzü ve ensest çözümü bekleyemez

Şu sıralarda Kadın ve Aile Bakanlığı ile kadın örgütleri birlikte “kadına karşı şiddeti önlemek” için gerekli yasa tasarısını geliştirme sürecindeler. Toplantılar yapılıyor, Bakan Şahin’in “uyumlu ve önerilere kulak veren çalışması”ndan söz ediliyor.

Ama nedense bizde “aynı anda iki iş” birlikte götürülemezmiş gibi zaman kayıpları yaşanır hep. Gördüğüm kadarıyla yine bu sorun var. Önce “boşanmış kadınlar veya şiddete uğrayan eşler için” önlemler tam olarak düzenleniyor, sonra sıra diğer konulara, Ceza Yasası’na, çocuk tecavüzlerine gelecek. O arada da aylar geçecek.

İŞKENCE İÇİNDE BEKLİYORLAR, KURTARIN!

Daha 10 gün olmadı, 5 yaşında ve anası babası olmadığı için dayısına emanet edilen yavrucuğun o cani dayı tarafından nasıl tecavüze uğradığını (buna AİLE İÇİ TECAVÜZ-ENSEST deniyor) gazetelerde okuduk. 11 yaşında çocuğun imam nikahıyla 25 yaşında kazık kadar biriyle evlendirildiğini ve tecavüze uğrayarak hamile kaldığını, sanatçı Berna Laçin’in “soruşturma açılması” için girişimini okuduk.

Kimbilir kaç küçük çocuk, benzer vahşetin pençesinde “kurtarılmayı” beklerken, biz Bakanlık ve örgütlerin “sıra gelsin” diyerek zaman kaybını bekleyemeyiz. Bu konu, yani “TCK ve çocuk tecavüzlerine ağır cezaların verilmesi, ensest olaylarının peşine düşülmesi” de diğeriyle birlikte götürülmeli, artık daha çok zaman kaybedilmemelidir.

Bunu yaparken, Bakan Şahin’in ve STK’ların “ENSEST olaylarını, çocuk tecavüzlerini en ağır şekilde cezalandıracak, bu suçu işleyenleri de deşifre edecek yasalar üzerinde çalışıyoruz. Peşlerindeyiz, tek tek yakalanacaklarını unutmasınlar, çocuklara el uzatan ölümden beter cezalandırılacak” benzeri açıklamalar yapmaları da gerekiyor. Allah korkusu olmayan bu canavarları biraz olsun düşündürecek eylemler gerekiyor. Mutlaka!

*****


İran-İsrail kapışırsa..

Dün “İran’ın Arap ülkelerine, İsrail’in ise Batı’ya karşı Türkiye aleyhinde propaganda yaptığı” haberi vardı. Her ikisi de aylardır yayınlarında birbiriyle bağlantılı gibi “Türkiye ABD ile tehlikeli düzeyde samimi.. Demokratik görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke.. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli” mesajları veriyorlarmış.

Keşke demokrasimiz yara almamış olsaydı, keşke ABD’nin her dediğini yapıyor görüntüsünde olmasaydık da onlara bu bilgileri yayma fırsatı da verilmeseydi. Ama bir tek “füze kalkanı” konusu bile ABD’nin İsrail’i koruma isteğinden kaynaklandığına göre İran’a söyleyecek söz yok. İsrail ise devamlı çekişme içinde olduğumuz için (ama ekonomik ilişki aynen sürmekte) veryansın ediyor.

Buna rağmen biz onu koruma adına o füze kalkanı ile kendi insanlarımızı ve topraklarımızı (bırakın “kullanıldığı anda hedef alınmayı” en azından biyolojik tehlikesi ile) tehlikeye atıyoruz. Bu iki ülke çatışacak olsa, bir savaş çıksa ki -çıkacağı uzun süredir gündemde- İran’ın ilk hedefi biz olacağız, kaç kez açıkladılar. Bu nasıl bozuk bir projedir, anlayan var mı acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR