Başbakan Erdoğan’ın Bingöl Kongresi’nde ya ptığı konuşmada bölücü terör örgütü ile onun siyasi uzantısı olarak görünen partiye yönelik doğru vurgular, açıklamalar var. Açıktan açığa “ırkçılık” haline getirdikleri kimlik siyaseti, Türkiye’yi bölme isteği, terör örgütünü Güneydoğu’daki Kürt vatandaşların temsilcisi gösterme çabası bu konuşmada iyi ifade edilmiş.
Gelgelelim konuşmanın orasına burasına kuş yemi gibi serpiştirilen şikayetler (ki bu şikayetlerde muhalefet partileri, özellikle Ana Muhalefet Partisi hedef alınmış ama aynı konularda medya ve toplum tepkisi de olduğu gözetilmemiş), oy uğruna söylenen düşmanca sözler doğru ve iyi olanların etkisini de götürüyor.
“Çözümü engellemek, çözümü kördüğüme çevirmek için tarihi rolleri yeniden üstlenmiş durumdalar” derken herhalde “PKK lideri Karayılan’ın sözlerini önemsediklerini ve bunlara yönelik açılımlar yapacaklarını” anlatan hükümet açıklamalarına gösterilen tepkileri kastediyor olmalı. Yani “Biz onların istediği açılımları yapacağız, ‘Kürt köylerinin adını değiştirme’den başlayıp ‘af’ konusuna geleceğiz ama bırakmıyorlar” demek istiyor belki hâlâ... Gazete okumuyor olmalı -ki sadece belli gazete ve yazarları okumak onları hataya sürüklüyor- zira günlerdir PKK liderinin “Köylerin adını değiştirecekler, bunu biz sağladık” sözüyle neyi kastettiğini yazıyoruz. Karayılan’ın İngiliz gazetesi The Times’a yaptığı “İskoçya usulü çözüm, özel parlamento, af” isteklerini, daha doğrusu ültimatomlarını yazıyoruz.
DEMOKRASİ ANLAYIŞIMIZ MÜTHİŞ!!
Başbakan’ın “çözüm” açıklamaları pek hafif kaldı PKK’nın emirlerinin yanında yani... PKK destekçisi bazı yazarların kullandığı ifadelerle ‘tepki gösteren herkesi suçlaması’ da kabul edilemez.
Aynen “mayınlı araziyi temizleme ihalesi” konusundaki tepkilerden “bizi engellemek istiyorlar” diye sızlanmasının kabul edilemeyeceği gibi... Bu ülkenin “iktidarı, hükümeti” olmak her konuda, hele de bu konularda “sadece bizim görüşümüz doğru, kimse konuşamaz, soramaz, eleştiremez” deme hakkını vermiyor.
Demokratik bir ülkede muhalefeti de tartışır, sorar, sorgular, eleştirir medyası da, toplumu da, yargısı da... Aynı konuşma içinde dahi “demokrasi, insan hakları konularında açılım yaptık” derken demokrasiyle ilgili görüşlerinde özeleştiri yapmaları da gerekiyor. Suçunu bilmeyen insanların cezaevlerine tıkılmasına tepki göstermeme, suçluların yargılanmasını ise sağlamama gibi konularda da özeleştiri gerekiyor. Kısacası; her zaman öfkeli, tepkili konuşmalar gerçekleri perdelemeye yetmiyor.
*****
YETER BU ÇOCUĞA ÇEKTİRDİĞİNİZ!
Bursa’da 14 yaşındaki B.Ç isimli çocuğa tecavüz ettiği “serbest bırakıldığı gün yaptığı konuşmadan ve kız çocuğun annesinin açıklamalarından (beddualarından) anlaşılan” yaşlı tecavüzcü artık duruşmalara 5 korumayla geliyormuş.
Vatandaşlar kapının önünde yüzüne tükürmek ve hakaret etmek için bekliyorlar, ne yapsın ancak 5 kişiyle korunabiliyor. Bu kadar ağır bir suçtan dolayı hâlâ cezaevine konmadığı, serbestçe gezmesine göz yumulduğu yetmiyormuş gibi bir de hâlâ utanmadan, günahından da korkmadan Allah’ın adını ağzına almayı sürdürüyor. Bir yandan mahkemeye yalakalık, bir yandan Allah’ı aldatabileceğini zannetme.
Tecavüzcünün lafına bakın: “Takdir Allah’ın, karar yüce mahkemenin”... Bir başka ülkede şimdiye kadar “yüce adalet” in kararı çoktan çıkmış bu vahşi yaratık en az 50 yıl hapis cezası almış olurdu.
RAHAT BIRAKIN ÇOCUĞU!
Bunu yapmadıkları gibi bir de üstelik mağdur çocuğu yeniden Adli Tıp’ta kurul muayenelerine sokacaklar. Yeter artık onun da, ailesinin de çektikleri... Kaç kez muayene ettiniz, Adli Tıp Psikoloğu olup biten rezaletleri görünce dayanamayıp istifa etti. Kesin şu çocuğa acı ve utanç vermeyi artık. İşkence Adli Tıp’ta da bir yöntem kabul edilmiyorsa tabii!
(Not: Samsun’un Kavak ilçesindeki tecavüz olayında ise tecavüze uğrayan 28 yaşındaki 3 çocuklu kadın bu tecavüzden hamile kalıp doğurmasına rağmen suçlu serbest bırakılmış. Hakimlere bininci kez soruyorum; böyle kanunsuz ülkede tecavüz, cinayet biter mi? Bu kararlarla adalet sağlanabilir mi? Bir sorum daha var; acaba bazı hakimler kadınlara düşman mı ki mağdur yerine suçlunun yanında yer alıyorlar?)
*****
MÜNEVVER’İ DE RAHAT BIRAKIN!
Kanunsuzlar cenneti, kadınlar cehennemi Türkiye’de çocuklara, gençlere, kadınlara uygulanan vahşetin arkası kesilmiyor. Münevver Karabulut isimli genç kızın kurban gittiği hunhar cinayet ailesinin hayatını cehenneme çevirmişken bir de üstüne her gün gazetelerde bu canilerin ölmeden önce yaptığı işkencelerin detayları veriliyor. Biraz olsun insanlık, insaf yahu... Bu nasıl bir düşüncesizliktir?
SEVSİNLER SİZİN GÜVENLİĞİNİZİ!
Perşembe günü arkadaşım Oya Başar’ın kiraladığı yalının rıhtımına 10 bin grostonluk dev bir gemi girdi, eğer olay gece olsaydı Allah korusun kim bilir nasıl korkunç bir sonuç çıkardı. Her zamanki gibi “Bu olay bir Batı ülkesinde yaşansaydı” diyeceğim ama yine aynı noktaya geliyoruz; “Olmazdı, olamazdı çünkü gerekli önlemleri mutlaka alırlardı.”
Senelerden beri tankerlerin, gemilerin Boğaz’dan geçişinin tehlikeli olduğunu, “kılavuz kaptan” almadan geçişe asla izin verilmemesi, bu kılavuzların ise çok dikkatli çalışmaları gerektiğini defalarca yazdık. Ben halat merdivenle gökdelen yüksekliğinde bir tankere tırmanarak TV programı bile yaptım tehlikeyi anlatmak için...
Yıllar sonra hâlâ tankerlerin her an bir veya birkaç yalıyı yerle bir edebileceğini görüyoruz. Tabii ki medeni bir ülkede (hele de 21’inci yüzyılda) devlet hastanesinde çıkan yangın ve yanarak ölüme terk edilen yoğun bakım hastaları da, Türkiye’nin en değerli hazinesi olan İstanbul Boğazı’ndaki “güvensizlik” de sorumlu bakanları derhal koltuğundan eder, ayrıca da anında yargıya hesap vermelerine yeterdi.
“Kanunsuzlar ve sorumsuzlar cenneti” haline gelen Türkiye’de ise yetmiyor, suçluların, sorumsuzların hesap vermesi hâlâ sağlanamıyor.
Bıkmadan, usanmadan bu çağdışı anlayışla mücadeleyi sürdüreceğiz. Aynı tepkileri yüzlerine vura vura!

