Ah o popülist söylemler, ne kolaydır böyle ortamlarda onları arka arkaya attırmak... Ve ne zevklidir.
Anlaşıldı ya AKP’yi yine tek başına iktidar yapacak bir çoğunluğun desteklediği, bu popülist söylem keyfini partinin kendinden de fazla yaşamak gazetecinin hakkı olmalıdır... Türkiye için tabii!
Hemen seçim günü başlamak üzere bizimkiler şöyle ağızlarını (ve kalemlerini) şapırdata şapırdata önce partiye açık destek vermemiş kendi meslektaşlarına, sonra da aklına gelen her “suçlu”ya vura vura bu keyfi yaşamaktalar.
Çok demokrat da oldukları için kendileri gibi düşünmeyen, kendi görüşünü dile getirmiş yazarları dillerine doluyor; “o şunu dedi”, “öbürü bunu dedi”, “militan”, “hâlâ anlamadılar” gibi sözlerle, hakaretlerle Allah ne verdiyse giydiriyorlar.
Öyle bir durumdayız ki hiç siyaset yazmayan asıl uzmanlık dalı bambaşka olanlar bile iştiha ile saldırıyor.
Dün de söz ettiğim gibi bu bize, bizim basına özgü (son zamanlarda yabancı basına da) demokratlık anlayışı hoş bir şeydir, bir tek kendi düşüncende olanların ifade özgürlüğü çok önemlidir ve savunulmalıdır. Seninle farklı düşünen, değerleri farklı olanlar ise susturulmalıdır.
Onlara saldırmak demokratlığa halel getirmez. Asıl önemlisi, senin tüm varlığınla belli gruplara, şahıslara, partilere açıkça verdiğin desteğin, kalemini yalnızca onlar için kullanıyor olmanın adı militanlık değildir. Militan “diğerleri”dir. Ben işte bu demokrat anlayışa, bu “ifade ve basın özgürlüğüne saygı”ya bayılıyorum.
Helâl olsun, iyi yoldayız arkadaşlar! Bu kafadaki bir medyaya her şey müstahaktır. Ve o “her şey” olduğunda söylenecek söz kalmayacaktır.
Sarıkamış şehitleri için!
Kara kışın ortasında, ayağında bir postalı, üstünde soğuktan korunacak bir parkası bile olmayan 90 bine yakın askerimizi kaybetmiştik orada... Bacaklarının boyunca yükselen kara bata çıka, içecek bir bardak sıcak çayları ve hatta suları bile olmadan aç karnına Rus ordularıyla savaşa gitmişti onlar. Çaresizlikten, donmamak için ölmüş arkadaşlarının cesetlerine sarılarak ısınmaya çalışanlar, acıktıkça ve susadıkça kar yiyenler, soğuk ve açlıktan çıldırarak uçurumdan atlayanlar oldu aralarında...
Her şeye, verilen yanlış karara, soğuğa, açlığa rağmen vatanı savunmak için ilerlemeye devam eden bu on binlerce genci kaybettik sonunda. Ama onları unutmadık.
Sarıkamış Dayanışma Grubu, başkanları Prof. Dr. Bingür Sönmez’in öncülüğünde her yıl yüzlerce gönüllünün katılımıyla Sarıkamış’ta şehitlerimizi anma törenleri düzenleniyor. Bu yıl aynı törenlerde Sarıkamış’ta Cıbıl Tepe’ye 52 metre boyunda bir bayrak direği dikilerek 150 metrekarelik bir Türk bayrağı asılmış. Bu bayrak, büyüklüğü ve direğin yüksekliği nedeniyle göndere vinçle çekiliyormuş. Bütün masraflar Dayanışma Grubu ve gönüllüler tarafından karşılanmış ama 2635 m. yükseklikteki Cıbıl Tepe’de rüzgarın şiddeti nedeniyle bayrağın her ay değiştirilmesi gerekiyormuş.“O bayrak tepede dalgalandıkça Sarıkamış şehitlerinin ruhları şad olacaktır” diyen Sarıkamış Dayanışma Grubu; tanesi 750 YTL olan ve her ay değişmesi gereken bayraklar için bağış bekliyor.
Onlar düşünmeden canlarını verdiler, biz de hiç değilse “Sarıkamış bayrağı”nı korumaya yardımcı olabiliriz. Bağış yapmak isteyenler için hesap numarası: Finansbank, Aksaray-İstanbul Şubesi 0013836260 Sarıkamış Dayanışma Grubu.
Melek Baykal, Tan Sağtürk ve Romantika
Cennet Mahallesi’nden esinlenerek hazırlanan müthiş bir prodüksiyondu Romantika ve ben bir süre önce bu oyunu anlatırken “12-19 Temmuz’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda sahneleneceğini” yazmıştım. Ama maalesef olamadı. Her gün TV’de ve sahnede izlesem hiç bıkmayacağım Melek Baykal artan bel fıtığı ağrıları nedeniyle önce hastaneye kaldırıldı, sonra da doktoru izleyicisiyle buluşmak için can atan değerli sanatçıya birkaç ay çalışmayı yasakladı.
Tabii bu muhteşem oyunu görmek için sabırsızlanan ve önceden bilet alan izleyicileri için son derece üzücü bir durumdu ama telefonla görüştüğüm ve sıkıntısı sesinden belli olan Melek Baykal’ın o gün bu gündür hareket etmeden yatmak zorunda kalması daha da üzücü.
Ona bir kez daha en içten geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum.
Bu arada yine “başarıya kızan” birilerinin Romantika’nın “yeterli bilet satışı olmadığı için” kaldırıldığı haberini yaymaya çalışması da Melek Baykal’ı çok üzmüş. Öyle üzmüş ki o güler yüzlü, sakin sanatçıyı “Dilerim onlar da böyle bir ağrı çeksinler de anlasınlar” diyecek hale getirmiş. Bu kadar başarılı bir prodüksiyon için bile hiç çekinmeden, sıkılmadan böyle bir dedikodu yayanlar yakında bel ağrılarıyla kıvranırlarsa şaşırmasınlar. Romantika’yı yazarken dans gruplarının başarısından söz etmiş, ilk kez Türkiye’de bir müzikli oyunda böyle sıra dışı bir performans gördüğümü söylemiştim.
Meğer sebebi varmış; dansçıları çalıştıran ve koreografiyi yapan sanatçı Tan Sağtürk imiş. Yazımda bunu belirtmemiş olmamın haksızlık olacağını düşünüyor ve Sağtürk’ü de bu başarıdan dolayı kutluyorum. Romantika sanatseverlerin mutlaka izlemesi gereken bir oyun. Ne zaman ve nerede tekrar başlarsa sakın kaçırmayın. Bu övgüleri fazlasıyla hak ettiklerini göreceksiniz.

