Meydan boş, biz “seçim”deyiz!

Bu soruyu yalnız ben değil Avrupalı parlamenterler de soruyor. Brüksel’de, Londra’da konuştuğum AB ülkesi parlamenterleri “Ermeniler ve onları destekleyen siyasetçiler hiç boş durmuyorlar, sürekli ikna edecekleri isimlerin peşindeler, Türk diplomatlarını ise hiç görmüyoruz

Haberin Devamı

Bu soruyu yalnız ben değil Avrupalı parlamenterler de soruyor. Brüksel’de, Londra’da konuştuğum AB ülkesi parlamenterleri “Ermeniler ve onları destekleyen siyasetçiler hiç boş durmuyorlar, sürekli ikna edecekleri isimlerin peşindeler, Türk diplomatlarını ise hiç görmüyoruz. Haklı olduğunuz konuların hepsinde kendinizi anlatma sorununuz var, bu nedenle haklıyken haksız duruma düşüyorsunuz” dediklerinde bunu defalarca yazdım.

Senelerce sustuğumuz için, bizim bazı akademisyen ve yazarlarımızın da gönüllü ve gözü kapalı destekleri sayesinde 1915 olaylarında ölen Ermeni sayısı arşiv kayıtlarındaki “300-350 bin”den “1.8 milyon’a, hatta bazen 2-2,5 milyona çıkarıldı. Oysa öldürülen Türklerin sayısı Ermenilerinkinden daha fazlaydı ve bunun sözü bile edilmedi (530 bin Türk; isimleri tek tek, köyleriyle arşivlerde mevcut...)

Ermeni Millî Delegasyonu Başkanı Bogos Nubar Paşa (ki kendisi kurulacak olan Ermenistan’ın cumhurbaşkanı olarak tanıtılmıştı) 1918’de Fransa Dışişleri Bakanı’na yazdığı mektupta; “İhtilaf devletlerine inandık, onlarla birlikte Türklere karşı savaştık ve çok yararlı olduk” dedikten sonra ikinci mektubunda “Sürgün edilen tüm Ermeniler’in sayısı 600-700 bindir. Bunların 250 bini (kendi istekleriyle) Kafkasya’ya kaçtı, 40 bini İran’a, geri kalanı Suriye’ye sürgün edildi. 390 bini yaşamaktadır, geriye kalanların akıbetini tespit edemedim” demiş. Kendi belgeleriyle gerçek ortada... Buna rağmen yalan üzerine kurulu faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Pazar günü yazmıştım, tekrarlıyorum; Ermeni diasporası internet üzerinden bir “poster oylaması” başlatmış. Soykırımı en iyi ifade eden posteri seçmek için mi yapıyorlar bilmiyorum ama seçmeye gerek yok, bence her biri diğerinden daha ikna edici...

Bunlar sonuç olarak sokaklara, binalara, işyerlerine asılıp, dergi ve kitaplara girdikten sonra Türkiye’nin gerçeği anlatması ve inandırması çok daha zor olacaktır.

Önyargı ile ve siyaseten soykırımı kabul eden ülkeleri, Time gibi uluslararası üne sahip dergileri gördük. Daha ne bekliyoruz, bunların sayısının iyice artmasını mı?

BİR YANDA BARZANİ, BİR YANDA ERMENİ BASKISI
Bizim Dışişleri Bakanı’mız ve Bakanlığımız cumhurbaşkanı seçimine odaklanmışken bir yanda meydanı boş bulan Barzani Türkiye’nin Kürt vatandaşlarının sayısını; DTP Diyarbakır İl Başkanı’nın “20 milyon” rakamını da yeterli bulmayarak 30 milyona çıkarıyor ve aynı ağızla “olası bir müdahalede onların kendileriyle aynı safa geçeceklerini” ima ediyor. Hem Türk halkına bölücülük yapıp etnik kutuplaşma yaratıyor, hem de aklınca bize gözdağı veriyor.

Öte yanda ise Ermeni iddiası için kullanılan rakam (kendi belgelerini bile yalanlayarak) 2 milyonlara çıkarılıyor. Binlerce kitap, gazete yazısı ve konferanstan sonra poster kampanyaları başlatılıyor.

Son 10 yıldır yoğun olarak tekrarladığım çığlığı atıyorum yine;

Bizim Dışişlerimiz nerede?

(Not: Umalım da bugün MGK’da Irak sorunu yanında Ermeni sorununu konuşmayı da unutmasınlar.)

***

Mehmet Ağar’a Takdirler
Uzun süredir çok sayıda seçmenin isteği olan merkez sağda birlik görüntüsü nihayet şekilleniyor gibi... Eğer sonradan yine bir anlaşmazlık çıkmazsa DYP ve ANAVATAN partilerinin liderleri şimdilik “kardeş parti” olma konusunda anlaşmışlar.

Hürriyet’te Şükrü Küçükşahin’in haberine göre ilk adım olarak bundan sonra birbirlerine karşı “yıpratıcı” çıkışlar yapmayacaklar.

Merkez sağda DYP ve ANAVATAN dışındaki tüm küçük partilerin oy bölünmesine katkısı olduğu, böylece hepsi baraj altında kalırken bunun diğer partilere yaradığı bilenen bir gerçek. Aslında ideal olanı hepsinin aynı çatı altında toplanarak ve halka ümit veren gerçekçi projelerle ortaya çıkarak seçmene güçlü bir alternatif sunmalarıdır.

Ama bunun için gerekli olan ilk şart partilerin genel başkanlarının “küçük olsun, benim olsun” anlayışından vazgeçip özveride bulunması ki o özveriyi de maalesef çoğu gösteremediler.

Bu arada, yüzde 2’lik oy ihtimali varken kendini yüzde 30’larda gören (daha doğrusu rüya gören) genel başkanlar yanında Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan gibi “Son anketlere bakacağız ve ikinci parti durumunda kim varsa kendimiz yerine onun için çalışarak destek vereceğiz” diyen bir lider olduğunu görmek de ümit verici, kim bilir belki diğerlerinin sağlıklı düşünmesini sağlar.

DYP ve ANAVATAN’a gelince; beklenen birlik gerçekleşir, gerçekleşmez onu zaman gösterecek ama Mehmet Ağar’ın beklentileri dikkate alarak ilk adımı atmış olması, Erkan Mumcu’nun da bu yaklaşıma olumlu cevap vermesi bence çok takdir edilecek bir gelişme... Şu anda önemli bazı konularda iki parti arasında görüş ayrılıkları var, önce bunun giderilmesi ve ortak paydalarda buluşulması gerekiyor. Zor ama imkansız değil. Ben ümitliyim ve bu birliğin gerçekleşmesini de umuyorum.

Tabii araya fitne sokacak birileri girerek etkili olmazsa!

DİĞER YENİ YAZILAR