Yazımı yazdığım sırada “Bir deniz otobüsünün 5 kişi tarafından kaçırıldığı” haberi duyuldu. Terör İstanbul’da ve her yerde artık.. Öte yanda “her yerde terör beklentisi” zaten mevcut, ya önlemler? Hiç değilse insanların en toplu şekilde bulunduğu yerlerde (kendi özel güvenlikleriyle kontrol ve koruma sağlayan AVM’ler dışında) hangi ekstra önlemler alındı veya hiç alındı mı? Uçaklara binerken sıkı kontrol yapılıyor da metro gibi, deniz otobüsü gibi “uçaktan farksız sayıda insan taşıyan” araçlarda neden yok?
Vatandaşın ve “onun sözcüsü olan” medyanın bu soruları sormaya hakkı vardır ve soracaktır da.. Aynen deprem konusunda olduğu gibi.. Dün Kadıköy-Kartal metrosunun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da bulunduğu deneme sürüşü yapıldı. Haber bizim sitede “Kadıköy-Kartal arası 29 dakika” başlığıyla verilmişti.
HALA HAYATTAYSANIZ..
Gazetecilerin “İstanbul’da olacağı söylenen depremle ilgili hazırlıklar” hakkındaki sorularına Başkan Topbaş’ın verdiği cevapları, kaçırılan deniz otobüsü haberiyle birleştirince metro haberinin “Kadıköy-Kartal arası 29 dakika.. Tabii o ana kadar hayatta kalmayı başarabilirseniz” şeklinde verilmesi gerekir diye düşünüyor insan. Durum o kadar endişe verici..
İstanbul Belediye Başkanı Topbaş, Türkiye’nin en büyük ve kalabalık kentinin depreme hiç mi hiç hazır olmadığını bir süre önce “Kral çıplak” sözüyle açıklamıştı. Dün de “İstanbul’daki olası bir depremin Van depreminden çok farklı olacağını, Türkiye’yi birkaç 10 yıl geriye götüreceğini, faturasını kuşaklar boyu ödeyeceğimizi” söyledi. “Dünyanın en önemli ekonomileri arasında yer alan Türkiye’nin çok diplere vurabileceğini, bu noktada İstanbul’u bu riskten kurtarmak gerektiğini” vurguladı.
BUGÜNE KADAR NEREDEYDİNİZ?
Kadir Topbaş “Kooperatif, site ve bir mahallede yaşayan insanlar toplu müracaat yaparsa çalışmayı başlatacağız” diyor. Köprü ve viyadükler filan güçlendirilmiş ama tüm hastaneler, okul ve üniversiteler, devlet daireleri, havaalanları, oteller ne vaziyette belli değil.
Dün İstanbul’da Belediye ile bir grup mutlu ve güvende metro açılışı yaparken, milletvekilleri-liderler TBMM’de güven içindeyken, şanslı kesimler sıcacık evlerinde villalarında TV izlerken, Van’da insanlar yoğun kar yağışı altında hala göçüklerde depremzede arıyorlardı. Bunu yaşamış bir ülkede hala ve Gölcük Depremi’nden 12 yıl sonra hangi belediye başkanının sızlanması haklı bulunabilir ki? Hele de İstanbul’un? İnsanların toplu müracaat yapmaları için çağrı bugüne mi kalmalıydı?
Toplu müracaat etmeseler kendi haline mi bırakılacak binalar, bir zorunluluk şartı neden bugüne kadar konmadı ve başlanmadı?
BAŞKANLAR VE GAZETECİLER
Kadir Topbaş iyi niyetli ve nazik bir insandır ama bu kadar ciddi bir konudaki haklı tepkilere kulak vermesi, kabullenmesi lazım. Onun yukarda söylediklerini, yaptığı şikayetleri gazeteciler, köşe yazarları “millet adına” yapabilir ama İstanbul gibi çok büyük deprem beklenen, çok büyük bir şehrin Belediye Başkanı, hem de yıllarca o mega kente başkanlık etmişken yapamaz.
Bugüne kadar, özellikle seçim öncelerinde ne trilyonluk açılışlar (çoğu da ulaşımla ilgili) yapıldı. Şimdi kalkıp “Ben göreve başladığımdan beri İstanbul’un öncelikli sorununun deprem olduğunu söylüyorum ama ulaşım günlük hayatı etkilediği için hep ondan konuşuluyor, esasında depremi konuşmamız gerekir” denebilir mi? Dense de kim dinler ve kabul eder?
EKONOMİDEN ÖNCE CAN!
Onca para ve zaman hiç düşünülmeden harcandı da depremle ilgili olunca mı “halkın toplu müracaatı” beklenecek? Şimdi zaman yetmezse, depremde milyonlarca can yitirilirse kaybedilen yılların hesabını kim verecek? İnsan hayatı söz konusu iken “ekonominin dibe vurması”nın lafı mı olur? İnsan canı söz konusu iken “İstanbul’un riskten kurtarılma nedeni” olarak ekonomi mi düşünülür?
Biz yıllardır uyardık, şimdi il ve ilçe başkanları bizim “yapmalısınız, geç kalıyorsunuz” diye saydıklarımızı tekrarlayarak şikayet ediyorlar. Sonra deprem yaşayanların haklı tepkileri “polis copları ve biber gazıyla” bastırılıyor.
Tüm şehirlerin yapılarının depremde güvenli ve kentlerin teröre karşı güvenli hale getirilmesi için eşzamanlı bir seferberlik başlatılmalıdır, hem de derhal!
Yine dünkü haberler arasındaydı; iki inşaat mühendisi portatif ve depreme dayanıklı bir “panik odası” inşa etmişler. En küçük odalara inşa edilecek kadar küçük ve dışı çelik konstrüksiyon. Bu buluş Van depreminin ardından satışa çıkmış. Güzel, bizim mühendislerimizin de böyle bir çözüm üretmesi gurur verici ama ben deprem bölgelerinde hemen depremin ardından bulunmuş, özellikle Düzce depreminde inceleme yapmış biri olarak ‘dikkat’ demek zorunda hissediyorum kendimi.
Bildiğiniz gibi depremde üst katlar tam anlamıyla alt katların üstüne oturuyor. Ve mesela “buzdolabı, çamaşır makinası” gibi depremde yanına saklanılması önerilen aletler de alt katlarda tosta dönüyor, bunu gözlerimizle gördük. Yani alt kattakilerin hemen dışarı, orta kattakilerin ilk sarsıntıda yukarı fırlaması ve başlarını korumaya alarak kolonlara sarılması gerekiyor, daha sonra merdivenler de güvensiz çünkü..
UYANIKLAR İÇİN..
Acaba panik odası “üstüne katlar otursa bile dimdik kalacak kadar” güvenli mi? Demek istediğim şu; Şimdi bu buluşu duyar duymaz “Bir panik odası alalım, gerisini boşverelim. Binayı güçlendirmesek de olur” diyen uyanıklar çıkacaktır, Mühendis Eren Küçükkarmaz ve ortağı Özcan Turan onlar için bir açıklama yapsalar iyi olur!
Kürsüden inmeyi reddettiği için CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç’i resmen tartaklayan bir Meclis İdare Amiri var; Salim Uslu.. O da AKP’liymiş ama her iki ismin de hangi partiden olduğu, hatta bu olayın hangi yılda, hangi dönemde geçtiği bile önemli değil.
Önemli olan “TBMM tarihinde daha önce benzeri hiç yaşanmamış” olan bu çirkin ve “idare amirinin tümüyle yetkisi dışında” olan olayın Meclis çatısı altında gerçekleşmiş olması. Milletin Meclisi’nin manevi değerine, böylece millete ve bir milletvekiline (milletin seçtiği vekile dokunmak da ayrıca milli iradeye saygısızlık) yapılan saygısızlık. Nitekim Meclis Başkanı Çiçek de “olayın Meclis’in itibarını zedelediğini” söylemiş.
İdare Amiri Uslu önce milletten ve tartakladığı “milletin vekili”nden özür dilemeli, sonra da aslında Meclis’e verdiği zarar gözetilerek istifası istenmelidir. Başka bir ülkede görülmez ama görülseydi bunlar mutlaka yapılırdı. Sayın Çiçek “TBMM’nin onurunu korumak” için bunların yapılmasını sağlamalıdır.

