Pazar akşamı Habertürk'ün Basın Kulübü'nde bir grup gazeteci Mesut Yılmaz'la AB raporunu tartıştık ve ona sizlerin de merak ettiği soruları sorduk. Mesut Bey'in gözlükleri değişmişti, çerçevesiz, şık ve modern bir gözlük taşıyordu ve sanki bu değişiklik yalnız fiziğini değil ruhunu da etkilemiş gibiydi.
"Yirmi yıl siyaset yaptım, bunun 15 yılı iktidarda geçti" diyen bir siyasetçinin bu kadar uzun sürede mutlaka siyasi hataları da olmuştur. Ki Mesut Yılmaz'ın da oldu. Biz de bu hatalarını yıllar boyu (diğer liderlerinkiyle birlikte) ısrarla yazdık. Ama bu karşılaşmada, siyasetten uzak olduğu son iki yılın onu 'bambaşka biri' yaptığını fark ettim:
Dinamik, çok hızlı düşünen ve konuşan, cevaplarını da 'siyaset üstü', sadece ülke geleceğine endeksli veren biri... AB'nin ısrarla üzerinde durduğu ve 'siyasi bir intihar' olabilecek ölüm cezasının kaldırılması biliyorsunuz onun gayretiyle sağlanmıştı. Mesut Yılmaz siyasette olduğu yıllar boyunca AB için aralıksız çalıştı, bu konudaki kazanımlarda büyük payı vardır. Avrupa hakkındaki birikimi de göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir.
Şu anda onunla ilgili bir soruşturma sürmekte ve Yılmaz Yüce Divan'a gönderilerek orada aklanmayı da kendisi talep etmiş durumda. Ama AKP'nin içinde de yargıya gönderilmesi gereken ve "dokunulmazlığın" sınırlandırılmamasındaki ısrar nedeniyle rafta bekletilen dosya sahipleri bulunduğuna göre onun avantajlı durumda olduğunu bile söyleyebiliriz.
Beyin göçü, beyin kaybı!
Bu nedenle, Mesut Yılmaz ve onun gibi geçen dönem siyasetçilerinin AB konusundaki bilgisi ve çalışmalarından yararlanmamak bence Türkiye için kayıptır. Bizde yanlış bir siyaset anlayışı sonucunda, -eğitimli gençlerimizin 'değerlendirilemedikleri için diğer ülkelere kaçmaları' gibi-, beyin göçü benzeri bir 'beyin kaybı' yaşanmakta. Ne eski diplomatlarımızın, ne de deneyimli siyasetçilerimizin birikimleri değerlendiriliyor. Onca bilgi ve tecrübe bir kenarda unutuluyor.
Ve Türkiye bundan büyük zarar görerek 'tarih tekerrürden ibarettir' sözünü doğrulayıp duruyor. Oysa tarih, sadece ders almayı bilmeyen, tarihinden hiçbir şey öğrenemeyenler için tekerrürden ibarettir. Tayyip Erdoğan'ın, muhalefet partisi lideri Deniz Baykal'a gösterdiği yaklaşımı Yılmaz gibi (İlhan Kesici gibi) AB konusunda deneyimli eski siyasetçilere de göstermesi bence yalnız kendisinin değil, Türkiye'nin de kazancı olacaktır.
Gelelim Mesut Yilmaz'ın görüşlerine... Avrupa Birliği'ne girmenin bizim için büyük bir kazanç olacağını vurgulamaya devam etmekle birlikte AB'nin Türkiye'ye diğer aday ülkelerden farklı şartlar ileri sürmesinin asla kabul edilemez olduğuna ve yapılanın daha önce verilen sözlerle de çelişki yarattığına inanıyor.
Değişmeli!
2014 yılına kadar finansal yardım yapılmayacağını, 'belki de kalıcı olarak' serbest dolaşım hakkının verilmeyeceğini, ne yaparsak yapalım adaylık süreci sonundaki 'kararın' yine de AB ülkelerine (yalnız birinin itirazı bile yeterli olacak) kalacağını belirten maddeler ve her an adaylığın durdurulabileceği tanımı ona göre bu raporda derhal itiraz edilmesi gereken noktalar.
Türkiye'de ortaya çıkan 'bayram havası'nın AB'de yanlış anlaşılabileceğini de İsrarla vurguluyor ve 17 Aralık tarihine kadar rapordaki sorunların çözülmesi gerektiğini söylüyor.
İlginç bir tesadüf, benim Pazar akşamı sorduğum Acaba AB neden demokratikleşme konusundaki diğer konularda baskı yapıyor da en önemli eksiklerden biri olan Seçim ve Partiler Yasası'nı hatırlamıyor?' sorusunun cevabı; "AB seçim sisteminde değişiklik yapılmasını ve yüzde 10'luk barajın düşünülmesini istiyor" haberiyle dün gazetelerdeydi.
Sonuç olarak, AB konusunda "Nasılsa daha önümüzde çok zaman var" rehavetine girmemek, tüm bilgi ve deneyimlerden yararlanmak zorundayız.
Bunu yapabilmek de "değişim" in ta kendisi!
Kadıköy'de düğün çetesi!
Bir tanıdığım Kadıköy Nikah Dairesi'ne yakın bir caddeden geçerken birdenbire arabasının önüne 8-10 tane eli taşlı, sopalı çocuk fırladığını ve cama doğru hamle yaptıklarını anlatıyordu.
"Ne olduğumu şaşırdım, tam panik içinde 'benden ne istiyorlar' diye düşünürken arkamda bir gelin arabası olduğunu fark ettim" diyor. Taşlı çocuklar gelin arabasını esir alarak para istemişler, seçme şansı olmayan gelin ve damat da avuç dolusu parayı pencereden çocuklara vermek zorunda kalmış.
"Gelin mafyası" mı dersiniz, "düğün çetesi" mi bilemem ama görünen o ki şimdilerde 'gasp ve kapkaç'ın yeni versiyonları türemiş. Ve yine görünen o ki bunu durduracak bir güvenlik engeli de ortada yok.
Acaba Kadıköy'ün göbeğinde, güpegündüz olan ve bizim kulağımıza kadar gelen bu dehşet verici olayı polis görmüyor ve duymuyor mu, yoksa zahmet edip yakalamak, önlemek zor mu geliyor?
Yine acaba, bu durumda damadın silah çekerek saldırganları durdurmasını mı bekliyorlar?
Mesut Yılmaz'ın "doğru" gözlüğü
Pazar akşamı Habertürk'ün Basın Kulübü'nde bir grup gazeteci Mesut Yılmaz'la AB raporunu tartıştık ve ona sizlerin de merak ettiği soruları sorduk
Haberin Devamı

