Mesut Yılmaz Meclis’e girmeli!

Haberin Devamı

Bu başlığı görür görmez tepki gösterenler de olacaktır biliyorum. İktidara gelme şansına sahip olup da bunu iyi değerlendirmeyen, son Meclis tablosunda, Türkiye’nin bugünkü hale gelmesinde ve yine yıllardır çektiklerinde rolü olan eski liderlere gösterilen tepkiden Mesut Yılmaz da nasibini alacaktır. Ve aldı da...

Benim de aynı tepkiyi gösterdiğim yıllar geçti ama şu anda farklı düşünüyorum artık. Neden farklı düşünüyorum anlatayım; bakıyorum meslektaşlarımız öyle isimleri beğeniyor, her konuda Türkiye’ye zarar verecek tezleri savunan öyle adayları sütunlarına taşıyor ve “Meclis’te olmalı” diyorlar ki ‘Sıra onlara gelene kadar Mesut Yılmaz mutlaka olmalı’ diye düşünüyorum.

Yılmaz zamanını iyi değerlendiremedi, ANAP-DSP-MHP koalisyonu içinde etkin, başarılı bir siyaset uygulayamadı, böylece ülkenin ekonomik krize girmesinde onun da rolü oldu ama sadece ekonomik kriz açısından baktığınızda AKP Hükümeti’nin de görülmemiş bir yüksek faizle borçlanarak parlak ekonomik tablolar çizmeye devam ettiğini ama aslında kendi çıkarı için Türkiye’nin geleceğini de ipotek altına alacak şekilde halkı aldattığını söylemek mümkün.

Birleşmiş Milletler’e kayıtlı 200 ülke arasında yüzde 10’un üzerinde faizle borçlanan, Türkiye’den başka bir ülke yok. Bırakın yüzde 10’u, Pakistan bile yüzde 6 ile aldığı halde Türkiye yüzde 20 faizle borç alıyor.

Ama AKP seçim mitinglerinde, meydanlarda “Biz milli geliri şöyle arttırdık, böyle arttırdık” diye yapay rakamlar verirken ahalinin torununun torununa yetecek miktarda dış borcu dünyanın en yüksek faiziyle aldığından hiç söz etmiyor. (“Milli geliri 5 yılda yüzde 122 arttırdık, kişi başı geliri yüzde 95 arttırdık” diyorlar, oysa ekonomistler bu rakamların gerçekte yüzde 32.7 ve yüzde 24.5 olduğunu açıklıyor.)

Çocuğunuza, torununuza ömür boyu borç ödetecek bir “oradan al, burayı kapat” aldatmacasıyla ekonomi yürütmenin anlamı var mı?

Her neyse, iş dünyası memnun ya, dış yatırımcı memnun ya onlara yetiyor.

Dönelim Mesut Yılmaz’a... Evet, onun da siyasi hataları oldu ama çok daha ciddi siyasi hatalar yapanlar her seferinde “değiştik” diye ortaya çıkabildiğine, hiç seçilmemesi gereken birçok isim aday olabildiğine göre Yılmaz’ın değiştiğine, hatalarını ve siyasi yaptırımını yeterince gördüğüne, devlet deneyimi, bilgisi, AB konusundaki birikimi ile çok yararlı olabileceğine neden inanmayalım?

Ben onun bu kez çok daha sorumlu davranacağına ve iyi niyetine inanıyorum. Meclis’e girmesi yararlı olacaktır. Umarım bunu başarır.

*****

Ne yaman bir çelişki!

İran’da Ahmedinecad yönetiminin “1979 İslâm Devrimi ilkelerine, Humeyni baskısına” dönme çabası, son 3 ayda 150 bin kişinin İslami kuralları çiğnedikleri için kırbaçlanması veya hapsedilmesi özellikle kadınları çileden çıkarmış.

Kadınlar kırbaçlanmayı, coplanmayı da göze alarak “özgürlük için, türban baskısından kurtulmak için” gösteriler yapıyormuş.

Birkaç gün önce Türkiye’de bir TV programında konuşmacı ise şunları söylüyordu:

“Modernleşmenin ön ayağı kadının okumasıdır. Müslümanlık ‘farzdır’ dediğine göre kadın örtünmelidir ve bu bağlamda başörtüsü bir özgürlük sorunudur.”

“Başörtüsü”nün kadının özgürleşmesi anlamına geldiğini ileri süren sosyologlar, gazeteciler, siyasetçiler de çıkıyor.

Türkiye’de “özgürlük için” başörtüsü kavgası yapanlarla, İran’da “özgürlük için” başörtüsü baskısının kalkmasını isteyenler ne enteresan bir çelişki oluşturuyorlar değil mi?

(Not: Müslümanlık “başörtüsü farzdır” demiyor. Deseydi Hz. Muhammed kendisine biat eden kadınlardan istediği şartlar arasına bunu koyardı. Ayrıca Kur’an’da başörtüsü -aslında ‘yakaların üstüne indirilen örtü’, baş ve saç kelimeleri yok- emir değil bir tavsiye şeklinde geçiyor. Ziynetlerin -değerli takıların- örtülmesini sağlamak üzere...)

DİĞER YENİ YAZILAR