Mesajlar, mesajlar...

Geçen hafta Cem Yılmaz'ı izlemeye gittim. Her zaman olduğu gibi gözlerimizden yaşlar gelerek izledik. Bu nasıl bir "gift"tir?

Haberin Devamı

Geçen hafta Cem Yılmaz'ı izlemeye gittim. Her zaman olduğu gibi gözlerimizden yaşlar gelerek izledik. Bu nasıl bir "gift"tir? İngilizce yazıyorum çünkü kendisi de oyununa İngilizce konuşarak başlıyor ve gösterisi boyunca zaman zaman da o dilden kelimeler sıkıştırıyor araya. İzleyenlerin büyük çoğunluğu lise ve üniversiteli gençler olduğu için sorun yaratmıyor, kahkahalar aynen devam ediyor.

Hatta ben bir ara kızım Nazlı ve yeğenim Deniz de, geçenlerde Cem'i izlerken gülmekten bayılan kadın gibi katılıp kalacaklar diye korktum.

"Gift" dememin sebebi İngilizlerin ve Amerikalıların böyle insanlara "gifted person" deyimini kullanmaları. Yani Tanrı tarafından ödüllendirilmiş, özel yetenekle donatılarak gönderilmiş. Cem Yılmaz'ın sırrı bence "şeytan tüyü"ne sahip olmasında. Acaip bir sempatisi var, sadece gülse bile onun kahkahası izleyenleri güldürmeye yetiyor. Buna bir de müthiş zekâ ve gerekirse anında yaratılan özgün espriler eklenince sonuç da bu oluyor.

Onu izledikten bir gün sonra Cem Ceminay'ın radyo ve TV programına katıldım. Ceminay da konuşma ve espri yeteneğinde bir başka "ödüllü". Bu kadar radyo ve TV'ci var ama onun sesini ve konuşmasını bin kişi içinde tanıyabilirsiniz. Cem isminin mi bir sırrı vardır bilemiyorum. Dönelim mesajlara. Cem Yılmaz bir ara bu mesaj konusuna takıldı; "Herkes mesaj vermekle meşgul, her konuşmada bir mesaj. Bu beklenti haline geldi, şart mı?" dedi.

Avşar'ın mesajı
Aslına bakarsanız sık sık şart oluyor Türkiye gibi her alanda yanlışlarla içice yaşayan ve artık doğru ile yanlışı ayıramaz duruma gelen ülkelerde. Belki sevilen sanatçıların bile konuşmalarında, gösterilerinde kendilerine hayran binlerce gence en azından bir-iki pozitif mesaj vermeleri hiç fena olmaz. En azından her gün duydukları olumsuz mesajları dengeler.

Örneğin dün gazetede Hülya Avşar'ın konuşmasını okudum ki mesaj üstüne mesaj... Ne ararsan var. Ben Avşar'ın çalışkanlığını, yeteneğini, zekâsını takdir ederim. Çoğu kez yazmışımdır da. Ama bu onu hiç eleştirmeyeceğim anlamına gelmiyor.

Söyledikleri arasında "Hadlerini bildirmeyi daha çok severim. Kaşınanı kaşırım yani. Kimse bu saatten sonra bana bir şey yapamaz" gibi sözler olsa da. Hülya; güzel şeyler yazan köşe yazarlarını takdir ettiğini, hak eden herkese de haddini bildirdiğini anlatıyor. Bu had bildirme hakkını veren "Sanat camiasının maestrosu" oluşu imiş... Böyle diyor.

Harem-Selamlık okul
Oysa, bırakın Türkiye'de Hülya Avşar'a gelene kadar ne uluslararası başarılara imza atmış müzisyen, tiyatrocu, opera ve bale sanatçıları olduğunu ve "maestro" denilecekse onlara denmesi gerektiğini bir yana, önemli sanatçıların da saygısızlığa, hakarete hakkı yoktur. Bakın biz yazarlara "takıntılı" sözcüğünden dolayı para cezası veriliyor. Oysa sözlükte bu kelimenin karşılığı hakaret değildir.

Hülya Avşar gibi bir sanatçının sözlerine dikkat etmesi, doğru mesaj vermesi gerekir. Metin Akpınar gibi bir usta sanatçıya "şişman ve yaşlı" demesi de aynı hatanın uzantısı. Zaman hızla geçiyor, kendisine de bir gün böyle deseler hoşuna gider mi?

Anında "haddini bildirir." O zaman..? Bakın başka ne mesajlar var bugün: Başbakan Tayyip Erdoğan Kadınlar Günü dolayısıyla "kapatılan sığınma evlerini açacakları" mesajı beklenirken "üniversite kapısındaki türbanlılar" mesajını vermiş. Yarın hemen "Dini siyasete konu etmeyecekleri, edilmemesi gerektiği" mesajını bekleyebiliriz.


Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de Avusturya'dan yine türban mesajı göndermiş. Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı'nın mesajı hepsini solda sıfır bırakacak nitelikte(!): "Doğu'da okullar harem-selâmlık yapılsın, böylece daha çok kız öğrenci okula gitsin."

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Ferai Tınç'ı "Müslümanlaştırmaya" çalışmasını unutmayalım. Bir istismar da orada var zira. Ferai Tınç gibi akıllı, aydın bir kadının din anlayışı konusunda Denktaş'a mı ihtiyacı var? Veya... Başka espri mi kalmadı?

Tepedekiler böyle din saplantılı mesajlar verince maalesef halk da Alevi-Sünnî ayırımı yaparak dramlar, trajediler yaratıyor işte. Kafalar bir kez kanştı mı, Suudi Arabistan'da olduğu gibi kadınlara araba kullanmak yasak ama uçak kullanmak serbest oluyor. Açıklasınlar bakalım bunu, var mıdır bir açıklaması?

Töre cinayeti cezalarına AB desteği
Avrupa Birliği Ankara'da 8 Mart'ta yapılan bir toplantıda töre cinayetlerine değinerek "Bu cinayetlerin TCK içinde ciddi şekilde ele alınmasını ve cinayetleri işleyenlere en ağır cezaların verilmesini" istemiş. Aynı konu kendilerine sorulduğunda;

"Ama efendim töreler var. Ne yapalım? Bu toplumda cezalarla bu tür suçları önleyemezsiniz" diyen, kendi hazırladıkları "cinayetlerde tahrik indirimi" içeren maddelerin noktasına, virgülüne dokunulmadan kabul edilmesi gerektiğini öne süren iki profesör ne düşünüyorlar bu istek karşısında merak ediyorum.

Demek ki Avrupa Birliği cinayetin de töre olabileceğine akıl sır erdiremiyoor. Bir yandan en ağır suçları işleyenlerin bile "devlet eliyle insan canı alınmasın" diye idamına izin vermeyen batı medeniyeti, öte yandan devlet eliyle cinayetlerin teşvik edilmesini anlamıyoor.

Aynı şekilde diğer ağır suçlarda ceza indirimlerini de anlamayacakları kesin. "Tecavüzcüyle kurbanın evlenmesi" durumundaki indirim kalktı. Bu çok sevindirici ama diğer maddelerde de biraz hızlanmak gerekiyor. Haydi sayın Alt Komisyon üyeleri, mağdurlar her geçen gün artmakta, elinizi çabuk tutun lütfen!

Bakın Amerika'da "hileli hisse satan" medya imparatoriçesinin bile 20 yıla kadar hapsi isteniyor. Bir anlamı olmalı!

DİĞER YENİ YAZILAR