Dünyada olmayacak şey yoktur derler ama galiba var; mesela bu DYP ve ANAP adam olmayacak gibi görünüyor. Hangi felâkete uğrarlarsa uğrasınlar akılları başlarına gelmeyecek.
Aynı çizgide olmalarına rağmen yıllardır bir türlü iç kavgalarını ve birbirleriyle kavgalarını bitiremedikleri için giderek halktan koptular. Gözlerinde sadece iktidar hırsı vardı, bu nedenle burunlarının ucunu bile göremediler, uyarıları duymadılar, duysalar da önemsemediler, dinlemediler. Tüm söylemleri de havada asılı kaldı.
CHP'yi bir dönem Meclis dışında bırakan hatanın da aynen bu olduğunu, halkın artık sadece huzur, düzen ve çözüm aradığını, kendi içinde siyaseti saygılı biçimde götüren AKP'nin bile yükselişinin bir nedeninin de bu olduğunu anlayamadılar. Halâ da anlamış görünmüyorlar.
İktidar kavgasına bakın, her iki parti de içinde kutuplara bölünmüş fokur fokur kaynıyor. Tek kurtuluş çarelerinin birleşmek, tek çatı altında toplanmak olduğu konusundaki tüm uyarılara rağmen...
Özellikle de 14 Aralık'taki kongrede yeni liderini belirleyecek olan DYFL AKP'de halen şu andaki "iç uzlaşma" tablosunu görmekten dahi aciz durumdalar.
Sadece Aydın Menderes'in adaylığı ve kavgası başlı başına bir olay. Ona önce Fazilet Partisi'ne girdiği zaman ettiği sözü hatırlatalım;
"Pazar'a kadar değil mezara kadar buradayım" demişti. Çekirge gibi sıçramaktan "nerede" olduğuna kendisi bile karar veremiyor. Lider karakteri olan bir insan bu kadar hızlı yön değiştiremez bu biir...
Genel Başkanlığa aday isimlerden biri olan İlhan Kesici'nin, Menderes'in adaylığı konusunda "engelli" oluşunu öne sürenlere "Bu haksızlık, fiziksel engel genel başkanlığa engel teşkil etmez" deme olgunluğunu göstermesinden kısa süre sonra aklınca yıpratmak için ona "Çiller'in emanetçisi" diyecek kadar büyük bir hataya düştü bu ikiii...
Aydın Menderes'in ortaya bir şahsiyet olarak çıkabilmesinin tek nedeni rahmetli babasının ismidir ve onun davranışları da babasının adına hiç yakışmıyor bu üüç...
Aslında şimdi söyleyeceğim şey kulağa pek hoş gelmeyebilir, hatta acımasız gelebilir ama ne yazık ki doğru olduğunu Ecevit'in başbakanlığında bütün ülke gördü. Evet, dördüncü mesele Kesici'nin söylediğinin aksine, yürümeyi engelleyecek rahatsızlığı olan birinin genel başkan olmaması gerektiğidir. Durun, hemen söylenmeye başlamadan önce size Tayyip Erdoğan'ın son 4 günlük programını hatırlatacağım; ayın 8'inde Kopenhag'a gitti. Orada Başbakan'la görüşüp hemen Bush'la olan randevusu için ABD'ye uçacak. Hiç dinlenmeden tekrar uçağa atlayıp Kopenhag'a dönecek. Bu arada çok hızlı bir tempo içinde, yorulmaya hakkı olmadan koşturacak. Eğer sürekli bakım isteyen bir durumda olsa, merdiven inip çıkamasa, konuşurken de her cümlede bir saat düşünse durum kolaylaşır mıydı, zorlaşır mıydı?
Şimdi söylenmeye başlayabilirsiniz. Ama beni inandıramazsınız. Ecevit için özel asansörleri, yürümesine yardımcı olacak 20-30 korumaları unutmadık henüz...
Tansu Çiller için hayâl...
Gelelim şu "Çiller'in emanetçisi" sözüne.
Bunun ne kadar boş, anlamsız ve yapay bir tartışma olduğunu "Ben genel başkanlığa adayım" diyerek ortaya çıkan koca koca adamların görmesi lâzım. Zira onlardan herhangi biri seçildikten sonra orada DYP genel başkanı olarak kalamayacak. Bu kez DYP ile ANAP'in (belki DTP ve YTP de) birleşmesinden ortaya çıkacak oluşumun genel başkanlık mücadelesini verecek. Vermediği takdirde bu partiler eriyip gidecek.
Onun için de, kim seçilirse seçilsin Tansu Çiller'in bir daha liderliğe dönmesi ancak bir hayâldir.
İlhan Kesici'nin ise "emanetçi"liğe en uzak isim olduğunu gerçekten bu toplum biliyor. Yeğeniyle evli olduğu halde Süleyman Demirel'in yanına yaklaşmayan, Mesut Yılmaz'ın en yakın adamı olduğu gün emir kulluğu yapamadığı için partiden kopan, Çiller'in başbakanlığını kabul etmediği için karşısına 93 Kongresi'nde aday olarak çıkmak isteyen ve o olduğu sürece partiye dönmeyen, siyasetten uzak kaldığı onca yıl kimseye "eyvallah" demeyen biri nasıl "Çiller'in emanetçisi" olabilir?
Göz göre göre yeni ve bu kez gerçekten haklı bir "mağdur" yaratıyorlar. Haberleri olsun!
Neden Azra seçildi?
Londra'da yapılan Dünya Güzellik Yarışmasını izlediniz mi? Doğrusu finale kalan kızların çoğu birinci olacak kadar güzeldi. Bizim gözümüze tatlı gülüşüyle en güzel Azra Akın görünüyordu tabii ama yine de "Acaba olabilir mi?" diye soruyorduk. Arada Çağla Şikel, Yüksel Ak gibi dereceye giren Türk kızları olmasına rağmen yine de 70 yıldır; Keriman Halis'ten bu yana birinciliği ikinci kez yakalamayı başaramamıştık. Şunu da vurgulayalım, bazı gazetelerde yazıldığı gibi Meltem Hakarar "Dünya Güzellik Yarışması" birincisi değildi. O "Kainat Güzeli" isminde başka bir yarışmada birinci seçilmişti.
Şimdi gelelim Azra'nın farkına. O da birkaç kızla birlikte favoriydi ama bence diğerlerinin arasında öne çıkmasının iki önemli nedeni var;
1) Konuşma sırası ona geldiğinde, her güzellik yarışmasında birçok kız tarafından yapılan "Popülist lâflar etme, sempatik görünme" çabasına girmedi, aksine mütevazı, akıllı, doğal sempatik havasını, sakin ve özgün tavrını korudu.
2) Diğer güzellerin kapak kızları gibi aşırı makyajlı, sofistike, çok bilmiş havası yerine yaşının "genç kızı" olarak sade ve içten yüzü, Cemil İpekçi'nin renkli ve başarılı "genç kız" kıyafetiyle çıktı.
Türkiye'de de son yıllarda genç kızların kapıldığı 'erken olgunlaşma', 'özenti' havasının yanlış olduğunu onlara da, diğerlerine de gösterdi.
Vakko'nun defilesinde de izleyip masum güzelliğini ve gülüşünü beğendiğim Azra'yı hakkıyla elde ettiği başarıdan, 'Ne olursa olsun Nijerya'ya gideceğim' kararlılığından dolayı kutluyoruz.
Menderes'e sözünü hatırlatalım!
Dünyada olmayacak şey yoktur derler ama galiba var; mesela bu DYP ve ANAP adam olmayacak gibi görünüyor. Hangi felâkete uğrarlarsa uğrasınlar akılları başlarına gelmeyecek.
Haberin Devamı

