Menderes’le Saddam’ı karşılaştırmak!

27 Mayıs ihtilali ve üç siyasetçinin idamı Türkiye’nin geçmişinde sonsuza kadar yüz karası olarak kalacak olaylardan biridir

Haberin Devamı

27 Mayıs ihtilali ve üç siyasetçinin idamı Türkiye’nin geçmişinde sonsuza kadar yüz karası olarak kalacak olaylardan biridir.

Ezici bir çoğunlukla iktidara gelmiş ve halk desteği devam eden bir partiyi, muhalefetin açtığı yoldan ilerleyip darbe yaparak indiren ve parti üyelerini zindana atan bir ordu... Daha sonra Cemal Gürsel’in bile “Profesörlerin sözüne uyduk, başımıza dert açtık” dediği ciddi bir yanılgı.

Derme çatma bir özel mahkemede göstermelik duruşmalarla ve eften püften sebeplerle Başbakan ve iki Bakanın idamı...

Suçlanan ve Yassıada’ya götürülen siyasetçilere daha yolda başlayan “hayvan” muamelesi... Hakaretler, saldırılar... Düşünün, teknelerin ambara inen merdivenleri kaldırılıyor ve milletvekilleri kıçlarına yedikleri asker tekmeleriyle aşağıya çuval gibi birbirlerinin üzerine düşerek iniyorlar. Kafalar gözler yarılıyor, kollar bacaklar kırılıyor. Adada odalara dinleme cihazı yerleştirilerek özel konuşmalar sorgulanıyor.

Hepsine ama özellikle Adnan Menderes’e en aşağılayıcı davranışlar, en büyük hakaretler reva görülüyor.

Birkaç örnek; Eşi Berrin Menderes yanında çocuklarıyla Yassıada’ya eşini ziyarete gidiyor. Adnan Menderes onlarla birlikte beti benzi solmuş, avurtları göçmüş vaziyette ayakta dikiliyor. Odadaki subay “Oturun” deyince herkes oturuyor, Menderes de bir sandalyenin köşesine ilişiyor. Subay hemen anında bağırıyor: “Sana demedim, sen kalk, oturmayacaksın.” Ve Menderes başını öne eğerek ayağa kalkıyor.

Eşinin, çocuklarının önünde bir erkeğe yapılacak daha büyük bir hakaret olabilir mi?

Menderes idamından birkaç gün önce intihar ediyor. Kendine gelip biraz toparlanınca “bir sigara” istiyor. Vermiyorlar. Onu tek bir sigara için yalvartıyor, yine vermiyorlar. Oysa idama mahkûm edildiği, zaten öleceği ve sigara tiryakisi olduğu biliniyor.

Yine idamdan hemen önce (ki idamı da henüz iyileşmeden yapılmış) prostat muayenesi yapacağız diye muayeneye sokuyorlar. Artık nasıl muayene ise “Utanıyorum, yapmayın” diyor (yapılanlar daha sonra ihtilalci subaylar tarafından doğrulanmıştır.)

HERKESİN “İKİ GÖMLEĞİ” OLMAZ
Bir ülkeye başbakanlık yapmış, seçimle yönetime gelmiş bir insana hakaretin, alayın, aşağılamanın her türlüsü reva görülmüş.

Şimdi bir meslektaşımız onun tepkilerini Celâl Bayar’ın ve hatta Saddam’ınkilerle karşılaştırıyor. Onların “burnundan kıl aldırmayan bir tutum içinde olduğunu”, Menderes’in ise böyle davranamadığını söylüyor.

Bırakın Menderes’in çocukluğundan, yetiştirilmesinden dolayı çok daha farklı yapıda; nazik, kırılgan biri olmasını ve herkesin olaylar karşısında aynı tepkiyi vermeyeceğini, Celâl Bayar Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir “komita”cıydı, bu tür olaylara daha hazırlıklıydı.

Devlet yönetiminde bulunan herkesin bu tür bir darbede ve yapılan haksız muameleler karşısında çelik gibi sinirlere sahip olması beklenemez. Yani her siyasetçi “Benim iki gömleğim var, biri idamlık diğeri bayramlık” demek zorunda değildir.

Ayrıca Saddam gibi binlerce insanın ve kendi damatlarının katili bir azılı diktatörle Adnan Menderes’in tepkilerini karşılaştırmak da olacak iş değildir.

Demokratik seçimle gelmiş bir iktidar hata yapmışsa onu cezalandırmak yine halka ait bir görevdir. 27 Mayıs gibi bir ihtilal ve başbakanlıktan sınırsız hakaretlere giden bir ani değişimde şoka uğramak ise normaldir.

Bunları neden yazdım? Çünkü benim babam o dönemde milletvekili olmamasına rağmen (bir önceki dönem DP milletvekilliği yaptığı için) 6 ay Yassıada’da kalmış, olayları yakından görmüş bir siyasetçiydi.

Daha sonraki yıllarda ondan detayları dinlediğim için “Menderes’in ezik davrandığı”nın düşünülmesinin büyük bir haksızlık olduğuna inanıyorum.

Tarihi doğru yorumlamak önemlidir. Pişmanlıkla yapılan anıt mezarları unutmayalım!

DİĞER YENİ YAZILAR