Geçen hükümetler döneminde bu sözü kullandığım çok olmuştur, bir süredir ara vermiştim bugün yine yazıya oturunca bana hakim olan duygunun bu olduğunu farkettim; 'günün haberlerinden dirhem alan kudurur'.
Devlet kurumu - mafya ilişkilerinden gına gelmesini mi istersiniz, laiklik ve cumhuriyet değerleri konusunda dile getirilen endişeler mi, hastane mikrobu ve ihmaller nedeniyle ardarda ölenler mi, SSK'dan'bile bile soyulduklarına'dair açıklama mı, yoksa AKP'nin TCK konusundaki son faaliyetlerini ve CHP ile çatışmasını mı? Seç seç al, malzeme bol, ahali depresyonda. Dönüp yönetenlere bakıyorsunuz, bütün bunlar başka bir ülkede oluyormuş gibi gayet rahat ve fütursuzlar.
Ben bugün, 14 Eylül'de TBMM'de olağanüstü toplantı ile görüşülecek olan TCK Tasarısı kavgasını seçiyorum, zaman çok azaldı zira...
Paniğin nedeni
Efendim bilindiği gibi Tasarı'da önemli eksik ve hatalar var. AB Komisyonu da her alanda kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasını, haksızlıkların ortadan kaldırılmasını şart koşuyor. Paniğin asıl nedeni budur.
Kıyamet ise namus cinayetlerinin de töre cinayetleri gibi, ağır cezalar getiren "Nitelikli İnsan Öldürme" maddesi kapsamına alınmaması, Tasarı'ya eklenen "Reşit Olmayanla Cinsel İlişki" maddesine çok haklı olarak kadınlardan tepki gelmesi (bu madde 15-18 yaş arası gençlerin kendi isteğiyle kurduğu ilişkilere hapis cezası öngördüğü gibi, genç kızlara -onayları alınmadan- bekâret kontrolü yapılmasını sağlayacak), "Ayırımcılık" ile "Müstehcenlik" maddelerinin de yeniden düzenlenmesi istendiği için kopuyor.
İşin içinde iş var
Ve tabiî şimdi, CHP Milletvekili Orhan Eraslan'dan öğreniyoruz ki AKP Tasarı'dan Atatürk devrimlerinin korunmasıyla ilgili maddeyi de çıkarmak, zinanın yeniden "suç" olarak kabul edilmesini de sağlamak ve türban konusunda ilginç bir çözüm de getirmek istiyor.
Eraslan "İstedikleri bu değişiklik yapılırsa TCK bir cumhuriyet yasası değil, şeriat yasası olur" demiş.
Ben ise hukukçu Milletvekili Eraslan'in endişe ettiği maddeleri kolay kolay değiştiremeyecekleri kanısındayım. Bırakın "devrimler ve türban" konularını, hiç bir demokratik hukuk devleti ceza yasasında yer almayan; "zinanın suç sayılması" isteklerini de gerçekleştiremezler. AB Komisyonu ne bunu, ne namus cinayeti ve bekâret kontrolü manipülasyonlarını, ne de "Müstehcenlik" bahanesiyle bilimsel kitapların bile yasaklanmasına yol açacak maddeyi, kısacası çağ dışı ve insan haklarına aykırı hiçbir şeyi kabul etmez. Bunları etmediği gibi Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi haksızlığını da yeniden gündeme getirir.
Yani bu kez olay AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz'un söylediği kadar basit değildir:
"Meclis karar verdi, saygı duy!"
Avrupa Birliği duymuyor, ne yapacaklar? AKP'nin asıl sorunu bu kez kadınlar veya CHP'nin tepkisi değil, AB'nin ta kendisidir.
Hatırlatmış olayım!
(Not: Dün 'Yunanistan'da var, bizde yok 'başlıklı yazımda Elvan'ın' kazanamadığı yarış '1500 m.' olarak çıkmış, oysa 1500 son katıldığı ve yarı finale kaldığı yarış, önceki '5000' olacaktı. Düzeltiyorum.)
Memleket kaynıyor, yönetim süt liman!
Geçen hükümetler döneminde bu sözü kullandığım çok olmuştur, bir süredir ara vermiştim bugün yine yazıya oturunca bana hakim olan duygunun bu olduğunu farkettim; 'günün haberlerinden dirhem alan kudurur'
Haberin Devamı

