Zonguldak’taki maden faciasında 30 işçinin hayatını kaybetmesiyle ilgili tartışmalar sürerken Malatya’da madenin göçtüğü ve 1 işçinin hayatını kaybettiği haberi geldi.
Son olarak da (siyasi İslamcı tezleriyle önce ‘Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirilerek bir numaralı bürokrat yapılan, sonra da Bakan olan) Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in Zonguldak’ta bir yerel TV’de yaptığı “maden faciasında ölen 30 işçi” ile ilgili etkileyici (!) konuşması duyuldu:
“Güzel öldüler, o konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini rahat söyleyebilirim.”
Hani “gel de çıldırma” lafının daha fazla uyduğu bir zaman ve yer olabilir mi diye düşündürüyor insana...
TOKİ Başkanı’nın “parayı bize Allah gönderiyor” demesi gibi... Acaba “ne tür olay olursa olsun Allah’a, kadere, dine bağlayalım, böylece sözlerimize çok kolay inandırır; ihmalleri, milletin cebinden gelen devlet kaynaklarını bol keseden kullanmayı ve her sorunu kolayca atlatırız” diye mi düşünüyorlar anlamak mümkün değil.
SEÇMEN KURTARMA
Göçükler altında, havasız oksijensiz kalarak, ümitsizlik ve acı içinde hayatını kaybeden maden işçileri için “acı çekmeden, fizik olarak güzel öldüler” benzeri sözler hangi mantığa, hangi insafa, hangi manevî değere sığar ki? Bari; her şart altında “seçmen kurtarmayı” düşüneceklerine arada bir susmayı bilseler, ona da razı millet.
Bu durumda hükümetin maden işçileriyle ilgili “kader” yorumları maalesef değişmeyecek gibi görünüyor. Allah korusun bir süre sonra Zonguldak’taki olayın benzerini duyarsak yine “kader” demek zorunda kalacağız, çünkü demeyip konuyu tartışanlar da “inançsızlık”la suçlanabiliyor.
Demek ki aynı “kader”cilik onlarca tersane işçisinin ölümü için de, her bayram tatilinde “tatile değil savaşa gitmiş gibi” trafiğe verdiğimiz canlar için de geçerli olacak.
Yalnız... Tepkiler karşısında “Diğer ülkelere baksınlar, dünyanın bütün ülkelerinde bu kazalar oluyor” dendi ki diğer ülkelerde maden işçilerinin şartlarına önce bunu söyleyenlerin bakması gerek. Çok da kolay; AKP, MHP ve BDP milletvekillerinden bir heyet, uzun zaman değil daha 10 gün kadar önce Kanada’ya giderek madenleri incelediler. Döndüklerinde “Hayran kaldık, öyle bir sistem kurmuşlar ki kusursuz. Son 60 yılda tek ölüm olmamış” açıklamaları gazetelerde yer aldı.
Acaba, din üzerinden toplumu kutuplara bölmek için harcanan enerji 6-7 yıl önce bu araştırmaları yapıp, aynı önlemleri almaya verilseydi bugün o işçiler kurtulur muydu? Asıl kafa yormaları gereken bu aslında.
Hindistan’da aç ve evsiz, sokaklarda yaşayan insanların isyanını önlemek amacıyla orada tekrarlanıp duran “Bu dünyada ne kadar uysal ve kaderci olursanız, başka bir bedende tekrar dünyaya geldiğinizde o kadar mutlu olursunuz” benzeri yalanlardan farkı var mı bizdeki aldatmacaların?
İngiltere bizden fakir mi?
Bu haberi kaçırdınız mı bilmiyorum, duymayanlarla paylaşmak istedim.
İngiltere’de yeni Başbakan David Cameron ile yardımcısının, onların arkasından İçişleri Bakanı’nın Parlamento’ya metroyla veya yürüyerek gitmesi üzerine bakanların özel şoförlü pahalı makam araçları garaja çekilmiş.
Hükümet kamu harcamalarında kısıntı yapmak istiyormuş. Türkiye’de böyle bir ihtiyaç olmadığı (!), biz Avrupa’nın en zengin 7 ülkesinden biri olarak sayılan İngiltere’den daha zengin (!) olduğumuz için Türkiye’de tek makam aracı da yetmiyor çifter çifter makam araçları alınıyor.
İki yıllık araç da olmuyor, hep en pahalı Mercedes’in en son modeli kullanılıyor.
Bunları söyleyen siyasetçiye, yazan-konuşan gazeteciye kızılıyor. Bari bu haberlerden biraz ders alsalar ya!

