İnanılmaz bir medya dehşeti yaşanıyor Türkiye’de, bazı gazeteler, internet siteleri ve köşe yazarlarının “SAVCI” kesildiği bir hukuki dehşet...
Daha Ergenekon soruşturmasının savcıları açıklamadan soruşturmanın bir adım sonrası veya bir “dalga” sonrası birkaç gazete, yazar ve internet sitesi tarafından açıklanıyor. Bu yetmiyor gözaltına alınmış veya tutuklu olan (ama hakkında kesinleşmiş bir suç ve ceza bulunmayan) isimler kendilerinin attığı başlıklar ve yazdığı senaryolarla kesin hükümlü ilan ediliyorlar.
Örneğin “Postallı rektörler” başlıklarıyla henüz mahkemeye çıkmamış, hakkında hiçbir kesin kanıt açıklanmamış rektörler orduyla birlikte “darbeci ve ordunun rektörü” haline getiriliyor.
Yani diyelim ki “suçlu, darbe planlamış bir veya birkaç asker” olduğu ilerde anlaşılabilir (veya anlaşılmayabilir), “tüm ordu” önceden darbeci ilan ediliyor. Bir rektör ilişkili ise (veya o da değilse) içeri alınmış tüm rektörler “darbeci” olarak tanıtılıyor.
Bundan daha büyük bir hukuk saçmalığının olamayacağını, bu olayların ABD’nin “İnsan Hakları Raporu” na girmesi, tüm dünyada basınının “Böyle hukuksuzluk olmaz” tepkileri, Türkiye’nin yüksek mahkeme başkanları dahil bütün hukukçularının ve AKP’nin kendi bakanlarının “Ergenekon soruşturması siyasallaştı. Davanın siyasallaşmasında bir medya kesiminin ciddi rolü var, yaptıkları ‘insanların kurumların onuruyla oynamak’tır, insanlık suçudur” şeklinde arkası kesilmeyen açıklamaları da gösteriyor.
Soruşturmadaki “hukuksuzluklar zinciri” ni ve bir medya kesiminin “hedef gösterme” lerini, senaryolarını herkes eleştiriyor, AYM Başkanı Haşim Kılıç “Medyada olup bitene savcıların sessiz kalması çok düşündürücü ve üzücüdür” diyor ama aynı konularda “medyum medya” dışındaki medya eleştiri yapacak olursa senaryocu-medyum medya bu kez “Ergenekon’a destek veren yayın organı” olarak ilan ediyor.
Bir medya azgınlığıdır gidiyor kısacası. Dün PKK ile ilişkili “Devrimci Karargah Örgütü” ne yapılan operasyondan sonra soruşturma çerçevesinde VATAN’ın internet sitesini yöneten Aylin Duruoğlu, bu örgütten bir kişiyle “üniversiteden arkadaş” olduğu ve telefon görüşmesi yaptığı için gözaltına alınmış (detayları henüz hiçbirimiz bilmiyoruz.)
Her gözaltı sonrasında ava çıkan polisiye film senaryocuları, bazı internet siteleri (belki bugün bazı gazetelerde de ayın işgüzarlığa rastlayabiliriz) yine işe koyulmuş ve daha ne olduğu bilinmeyen konuda Aylin Duruoğlu’yla birlikte fırsat bu fırsat diyerek VATAN’ı da, o da yetmemiş “Doğan Grubu’nun üst düzey yöneticisi” diyerek bütün grubu da işe dahil edivermişler.
O araya “Vatan’ın Türkan Saylan ve ÇYDD’ye yönelik operasyonda Ergenekon davasına savaş açtığı” filan da sıkıştırılarak Vatan Ergenekon’la bağlantılı gösterme çabası da unutulmamış tabii. Bir şekilde bu “olmayan ve asla olmayacak” bağlantıyı kurmaları lazım, çırpınıyorlar kaç zamandır. Kardeşim, Türkan Saylan’ı içine alan operasyona “VİCDANI, AKLI OLAN HERKES”, dünya karşı çıktı görmediniz mi?
Her neyse... Bu kötü niyetli ve fırsatçı işgüzarların şunları öğrenmesi gerekiyor:
1- Bir insanın gözaltına alınması “suçlu” olduğu anlamına gelmez.
2- Bir kişinin suçlu olması da çalıştığı kurumun suçlanmasına neden olamaz.
3- Eli kalem tutan herkes haberci veya gazeteci olamaz bunun için önce insanlık, sonra vicdan, sonra da mesleğe saygı gerekir!
Namus ve şeref sözü!
Hatırladığımız kadarıyla DTP‘lilerde milletvekili olarak Meclis’e girdiklerinde şık “laci”lerine giyerek önemli bir söz vermişlerdi. Önemli çünkü “NAMUS ve ŞEREF” sözüydü verdikleri.
Milletvekili andını şöyle okudular:
“Vatanın, milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağıma namus ve şerefim üzerine and içerim.” Şimdi ise DTP milletvekili Pervin Buldan -ki herhalde partisinden habersiz, bağımsız konuşmuyor- diyor ki:
“29 Mart yerel seçiminde Kürdistan’ın sınırlarını belirledik.” Nerede kaldı namus ve şeref sözü, namus, şeref unutulabilir mi?
Bu yazıya yarın devam ederiz.

