Halktan, özellikle gençlerden gelen mektuplar “düne kadar birbiriyle top oynayan ve kimsenin ’karşısındakinin soyu sopu nedir diye düşünmediği’gençlerin şimdi Türk-Kürt diye gruplara ayrıldığını ve internet sitelerinde bile çok sert tartışmalar yaşandığını” anlatıyor.
Bir kadın okurumuz “Facebook’ta ‘Türk açılımı, Türk hakları vb isimleri altında’ karşılıklı birbirine söven bir gençlik var. Çoğunun yaşı genç, belki bir faydam olur diye bir siteye üye oldum ama nerde, kimseyi dinleyecek halleri yok, öyle nefretle bakıyorlar ki dayanamayıp üyelikten çıktım” diye yazmış.
Bir erkek okurumuz da “5 Eylül Cumartesi akşamı Güngören’deki evimizde ailece keyifle milli maçı seyrederken sokakta bir hengâme koptu ve Apo sesleri duymaya başladık. Sokağa fırlayınca ellerinde sopalar ve meşalelerle Kürtçe sloganlar atan grubu gördüm. Bir an evde ne var ne yok elime alıp fırlamak ve aralarına dalmak istedim. Onlar ağızlarına geleni söylerken polis uyarmadı bile, seyretti ama üniversite harçlarını ödeyemediği için gösteri yapan gençler polis dayağına maruz kalıyorlar...
Bu ülkede bir iç savaş çıkaracaklar diye çok korkuyorum. Tahriklerle bizi birbirimize düşürecekler” diyor.
Daha bunlar gibi kaç mektup var, sadece 3 saatlik TV programında yüzlercesi geliyor. Yani hükümet daha “açılım”ın ne olduğunu açmadı ama görünüşe bakılırsa yazılanlar çizilenler, yapılan kışkırtmalar “meyvelerini” vermeye çoktan başladı bile.
“Bedeli ne olursa olsun yapacağız” diye tartışma başlattıkları ve terör örgütü ile “onunla kardeş olduğunu açıklayan” DTP’nin her türlü provokatif söylemine fırsat verdikleri bir girişimi bu kadar uzun süreye yayamayacakları açıkça görülüyor.
Önce “Kürt açılımı” deyip sonra “demokratik açılım” da karar kıldıkları ve en sonunda da “terörle mücadele” demeye başladıkları “açılım”la ne yapmak istediklerini bir an önce açıklamak zorundalar. Yoksa çıkacak olayların sorumlusu kendileri olacak!
İKİ KİŞİLİK DEMOKRASİ... YETMEZ Mİ?
“Demokratik açılım” yapmayı, “reform” yapmayı seven bir hükümete sahip olmak güzel tabii. Ama eğer o hükümet samimi ise, eğer o ülkede demokrasiyi gerçekten gözetiyor, önem veriyorsa... Bakıyoruz “yargıyı, orduyu, üniversiteleri, medyayı” demokratikleştirme yarışına çıkan ve bunu da “hepsini iktidara en bağımlı, en kontrolü altında hale getirmek” olarak algılayan AKP hükümeti ve onun Başbakanı ile partili Cumhurbaşkanı “demokratik standart” söylemlerinde de yarışıyorlar.
Yargı bağımsızlığı için reformlar önemliymiş de falan filanmış... Hangi reformlar? Yargı üyelerini ikisinin seçtiği reformlar tabii... Yargının can damarı olan, yüksek mahkemelerin üyelerine karar veren, iktidara bağımlı olduğu takdirde hiçbir hakim ve savcının özgür karar veremeyeceği Hakimler ve Savcılar Yüksel Kurulu’na meclis ile Cumhurbaşkanı üye seçsin istiyorlar. Meclis kim? Başbakan... Cumhurbaşkanı kim? Başbakan’ın karar verdiği ve aynı kişi olsa ancak bu kadar olur bir isim.
AB neden uyuyor acaba?
Konuşmalarına bakın; AB süreci... AB standartları... Çağın gerekleri vs. vs...
Ne AB’si? Hangi AB ülkesinde demokrasinin Türkiye’dekinin yüzde biri ölçüsünde bile yok edilmesine izin verilir? Hangisinde bütün milletvekilleri Başbakan’ın tek lafı ile susar, hangisinde Başbakan “benden farklı düşünen milletvekilinden hoşlanmam” diyebilir, hangisinde onun tek sözü ile televizyonlarda konuşmaları yasaklanabilir? Veya bir medya grubu için “almayın” diye çağrıda bulunabilir? Hangisinde yolsuzlukların, olayların gerçek yüzünü anlatıyor diye bir medya grubuna onu yok etmeye kesin kararlı oldukları şüphe götürmeyecek, tarihte hiçbir ülkede benzeri görülmemiş vergi cezaları çıkarılabilir?
Böyle faşizan baskıları gerçekleştiren, demokrasiyi tümüyle yok eden bir hükümet bir de üstüne çıkıp AB’den, demokrasiden bahsederse işte o tam milletini aptal yerine koymanın ta kendisidir!
AKP hükümetinin önce basın özgürlüğünü, toplumun gerçek haberleri alma hakkını sağlayacak medya açılımını derhal yapması gerekiyor. Peki kapatma davası sırasında Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi’ne bile hakaretler yağdıran AB bu “basın özgürlüğü cinayeti” sırasında nerede, neden sesi çıkmıyor? Bilen veya anlayan varsa bana da anlatsın lütfen.
Medyanın susturulduğu ülkede demokrasi mi?
Haberin Devamı

