Medyanın "şey"i

Yani hatası... Bu şey dediğimiz şeyleri yalnız siyasetçiler yapmıyor, medya da ortak oluyor

Haberin Devamı

Yani hatası... Bu şey dediğimiz şeyleri yalnız siyasetçiler yapmıyor, medya da ortak oluyor. Oysa medyanın şeyi, yani görevi şeyleri şey etmek yani her seferinde hataları onaylamak değil, ortaya çıkarmak, düzeltmek, denetleme görevini yapmaktır. Ki örneğin Bekir Coşkun bunu şahane bir şekilde yapmıştır.

Ama sonra Pazar günü bakıyoruz Murat Bardakçı Osmanlı padişahlarının mektuplarında veya konuşmalarında ağızlarını ne kadar bozduklarını bize örneklerle göstererek Meclis Başkanı'nın "Şeyini şey ettiğimin şeyidir" sözünü mazur göstermeye çalışıyor.

Bülent Arınç bu sözü söyler söylemez ortalık birbirine girmiş, olay fazla büyütülmüş. Oysa çok önemli bir şey unutuluyormuş. Tepesi atan devlet adamlarının "lâfını sakınmaması" bizde bir gelenekmiş. Ve aslında sonuç olarak Meclis Başkanı'nın sözü Osmanlı padişah ve vezirlerinin konuşmaları yanında çok zarif kalırmış.

Çok teşekkürler Sayın Bardakçı, almayalım. Osmanlı dönemindeki yanlışları, 100 ya da 500 yıl önce yapılan hataları bize hap gibi yutturmaya kalkmayın. Ben sizin tarih bilginizi, araştırmalarınızı takdir eden bir meslektaş ve okurum ama bunu değil.

Köklerimizi inkâr etmiyoruz ama o Osmanlı'ydı, eski, köhnemiş alışkanlıklar ve sistemler üzerine kurulmuş, babadan oğula geçen, eğer bir ilerleme, gelişme yaşanmışsa sadece padişahın kişiliğine bağlı olarak ve tesadüfen yaşanmış olan bir yönetim tarzıydı. Kusursuz olsaydı değiştirmek için bütün millet canını ortaya koyarak çırpınmazdı.

O değişim yaşanmış, çağdaş bir ülke, bir yönetim şekli ortaya çıkmış. Ve şu anda Avrupa'ya dahil olmaya çalışan bir toplum var. Meclis Başkanı tamamen ve halkın oylarıyla seçilerek Türk milletini temsil ettiğine göre ağzından çıkan sözler de onu temsil eder. Yani padişahın değil, milletin sesi ve sözleridir.

Ayrıca Osmanlı döneminde iletişim herhalde (!) bugünkü boyutlarında değildi, bugün Türk Başbakanı veya Meclis Başkanı öksürdüğü zaman yankısı anında yabancı TV ve dergilerden geliyor. Üç gün sonra Time'da okuyorsunuz. Ve yine ayrıca Meclis Başkanı bu sözü medyanın önünde söylemiştir, sadrazama veya bir sefirin mektubuna cevap olarak değil. Yapılan "lâfını sakınmamak" filân değil, düpedüz en galiz şekilde küfretmektir. Hem de kime? Önemli olan bir başka nokta bu; Kime?

Onun için almayalım. Kimse bize 2004 yılında bu tür vahim hataları hoş ve kabul edilebilir göstermesin.

Edilmesi mümkün değil zira!

Türk doktorların başarısı!
Bizim doktorlanmızın dünyadaki en son teknolojiyi ve tıp gelişmelerini nasıl dikkatle izleyip uyguladıklarını yazmıştım. Dr. Cengiz Aslan'ın "yakın gelecekte hangi ilaçların en yaygın olarak kullanılacağı" ile ilgili açıklamaları yabancı dergilerde aylar sonra yer almıştı.

O kadar "iyi"ler yani. Benzer çalışmalar başka doktorlarımız tarafından da yapılıyor, tıptaki son metodlar, yenilikler bizde de uygulanıyor.

17 Nisan Dünya Hemofili Günü'nü 19 Nisan'da İş Sanat Kültür Merkezi'nde bilimsel ve sosyal bir programla kutlayan Türkiye Hemofili Derneği hemofili tedavisinde çığır açacak olan "gen nakli"ndeki gelişmeleri de tartıştı.

Bu konunun en uzman isimlerinden biri, Derneğin Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Zülfikâr hemofilinin kanda bulunan ve pıhtılaşmayı sağlayan maddelerin eksik olduğu, genetik yolla geçen ve erkek çocuklarda bulunan bu hastalığın bir "kanama ve pıhtılaşamama hastalığı" olduğunu ve Batı ülkelerindeki hemofililerde sakatlık oranı yüzde 2'lere inmişken bizde yüzde 59 civarında olduğunu söylüyor.

Hemofili hastalarına yaygın olarak tedavi imkânı sunmanın ise ancak "sosyal güvenlik kurumlarımızın sağlayacağı ilâç ve tedavi olanaklarıyla, Sağlık Bakanlığı'nın hazırlayacağı hasta merkezli yasalar" sayesinde olabileceğini vurguluyor.

Gelişmeleri ve eksikleri Sağlık Bakanlığı da doktorlarımız kadar ilgili ve sorumlu şekilde izliyor mu acaba?

Cezacı gazeteci
Yakında benim adım da "Cezacı gazeteci"ye çıkacak, kaptırdım kendimi iyice ama gerçekten dayanamıyorum artık, sabrım taştı. Cinim tepeme fırlıyor.

Hâlâ çıkaramadılar şu yasalan. Uzadıkça uzuyor, daha bunun diğer Komisyon'u var, Meclis'i var.
Mavi Tren'in biçtiği okul minibüsüne bakın; 7 genç ölüyor. Yaşları 15-17... Yetişmişler artık, o güne kadar bütün hayatları da okuyarak, çalışarak geçmiş.

Ve sonra... Son... Kitaplar bir tarafa, çantalar başka tarafa saçılmış. Arkadaşları ağlayarak topluyor.

Kaza değil, CİNAYET.

Siz yarın unutun, ben unutmayacağım.

O yavrular, sevgili gençlerimiz, canlarımız geri gelmez ama sorumluların cezalandırıldığını görmek istiyoruz.

Kan ağlatmayın içimizi... "Adalet'in anlamını verin bize. Geçitin sinyalinin, bariyerinin olmamasının sorumlusu kimler ise; TCDD, Belediye, Trafik... Onların başındaki kişilerin ve minibüsün şoförünün en ağır hapis cezasına çarptırıldığını gösterin.

O anaların, babaların verdiği 15-20 yıllık emeğin, tabut başında döktükleri gözyaşlarının hiç mi anlamı yok?

Hemzemin geçitlerde 12 yılda 230 kişi ölmüş, daha kaç kişinin, kaç gencimizin ölmesini bekliyorsunuz?

DİĞER YENİ YAZILAR