Medyanın çorabı!

Haberin Devamı

DTP bu ülkenin siyasi partisi olarak kapı kapı dolaşıp Türkiye’yi AB ülkelerine şikayet ederken Başbakan Erdoğan da kendi ülkesinin medyasını Avrupa medyasına şikayet etmiş.

Aslında İspanya’da gazetecilerle yapılan kahvaltıda en ağırlık konunun neden “din” olduğu başlı başına dikkat çeken bir nokta... Erdoğan gittiği yerlerde sık sık “din-dindarlık ve başörtüsü” üzerine açıklama yapıyor. İspanya’da da Amerika ve Avrupa medyasında kendi partisi için yaygın şekilde kullanılan tanıma “Her şeyden önce İslâmcı ifadesini anlamak mümkün değil, biz din kökenli bir parti değiliz” sözleriyle karşı çıkmış. Peki, Türkiye’de son yıllarda din siyasetin içine girmedi, siyasallaştırılmadıysa bir siyasetçiye neden bu kadar çok din sorusu soruluyor acaba, Başbakan hiç merak ediyor mu?

Erdoğan bunun yanında da yine “Bir Müslüman dinin gereğini yerine getiriyorsa ona dindar denir”le başlayan birçok açıklama yapmış. Bırakın kendisinden önce Avrupa’ya giden diğer Müslüman-Türk başbakanları, Arap ülkelerinin liderleri de Avrupa’da bu kadar çok “din” eksenli soruyla karşılaşmıyor ve sürekli bu konuda konuşmuyorlar.

Devlet başkanları siyasi nedenlerle diğer ülkeleri ziyaret eder ve sorular da bu konularda sorulur. Örneğin şu sıralarda AB ile sorunlar var, Yunanistan’la petrol sorunu var, terörle mücadelede işbirliği meselesi var, kısacası çok konu var ama hayır, ona hep din soruluyor ve o din konuşuyor.

Bir Hıristiyan da dinin gereklerini yerine getiriyorsa ona da dindar denir ama Hıristiyan başbakanlar bunu konuşma gereği duymazlar. Ülkelerinde potansiyel bir dini rejim tehlikesi olmadığı için sorular da böyle gelmez...

Ama bizde siyasi parti “devletini” Avrupa’ya şikayet eder, başbakan konuşmalarını belki AİHM de duyar diye ülkesindeki tartışmayı oraya taşır. Bu da yetmez, medyası için ne kadar dostça duygular taşıdığını yabancı medyaya açıklar:

“Ülkemizde ağırlıklı olarak medya çorap örmeye çalıştı, buna devam ediyor.”

Demokrasiyi dilinden düşürmeyen ve (aslında anlamı bu olmamakla birlikte) demokratik özgürlüğün arkasına sığınarak “aklına gelen her şeyi yapma ve söyleme” hakkı bulan bir başbakanın “görevi tartışmak ve yorumlamak olan” medyayı çorap örmekle suçlamasına ne denebilir ki? Oturup çorap rengi seçebilirsiniz ancak!

*****

Kabul edilemez bir hata!

Kısa süre önce Amerika’da bir dergide Türkiye haritasının bir kısmı “Kürdistan olarak bölünmüş halde” çıktığını ve kimsenin buna tepki göstermediğini bildiren bir okuyucu mektubu gelmiş ve ben de hemen yazıyı hazırlamıştım ama fırsat bulup yayımlayamadım.

Çağatay Ata isimli okurumuz Amerika’nın etkili dergilerinden “The Atlantic Monthly”nin son sayısında “After Iraq” isimli bir makale yayımlandığını, bu makalede önümüzdeki 10-50 yıl içinde Ortadoğu haritasının nasıl olacağı/olması gerektiğinin irdelendiğini, yazıda Türkiye ile ilgili bildik, çirkin ifadelere yer verilirken Türkiye’nin yarısını Kürdistan olarak gösteren haritanın da yayımlandığını, Türkiye’nin işgalci gibi gösterildiğini anlatıyor ve “Biz uyuyoruz” diyordu. (Daha sonra dergi Türk okurlardan gelen tepki üzerine açıklamalar yaptı ama geri adım atmadı, tam aksine PKK mücadelesine verdiği destek için ABD’yi eleştirdi.)

Tabii Çağatay Ata çok haklıydı, çünkü Türkiye “Ermeni soykırım iddiası” konusunda da yıllarca uyumuş, uyandığında ona “günaydın” demişlerdi.

Biz diğer ülkelerde bu tür haritaların çıktığından söz eder ve “Dışişleri ne yapıyor” diye sorarken kendi ülkemizde bir ilköğretim (5. sınıf) kaynak kitabında “Sevr Haritası”nın “Türkiye’nin coğrafi haritası” olarak basılmış olduğu ve bu yılın ilk döneminde de kitabın okutulduğu haberi geliyor.

Kitabın yayınevi Mutlu Yayıncılık “Büyük bir hata oldu, düzeltmeye çalışıyoruz” demiş. Ben de arayarak ‘böyle bir hatanın basılmış ve kullanılmakta olan bir okul kitabında nasıl olabileceğini’ sordum. Sıradan bir hata yapılmış gibi “Evet, böyle bir hata olmuş maalesef, düzelteceğiz” dediler.

Şimdi yine ‘Dünyanın hangi ülkesinde buna benzer bir hata yapılmıştır’ diye başlayacağım ama ben de bıktım artık aynı şeyi tekrarlamaktan...

Diyelim ki yayınevi hatayı yaptı. Bu kitaplar Bakanlık tarafından denetlenmeden mi onay veriliyor? Talim Terbiye Kurulu bu konuda gazetecilerin sorularını cevaplamıyor ve susuyormuş.

Böyle bir hakları var mı, yoksa en azından “Bu işin peşini bırakmayacağız” diyen öğrenci velilerine bir açıklama ve özür mü borçlular düşünmek gerekiyor!

*****

Hangisi doğru?

Başbakan Erdoğan İspanya seyahatine çıkmadan önce Alevilerle ilgili bir açıklama yaptı ve “Bana herhangi bir istekleri iletilmedi. İletilseydi çözüm bulmaya çalışırdık” dedi.

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan ise 13 Ocak Pazar günü katıldığı Her Açıdan’da Aleviler için düzenlenen iftar yemeğinden önce AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu ile konuştuklarını, yıllardır zaten bilinen taleplerini kendisinin de tekrarladığını ve “Bu konularda bir açılım vaadederlerse biz de iftara katılırız” dediğini anlattı.

Reha Çamuroğlu’nun “Tamam bunları aynen Başbakan’a ileteceğim” dediğini, sonra da hiç ses çıkmadığını söyledi.

İnsan bunları duyunca ortada kesin bir iletişim kopukluğu veya bir yanlışlık olduğunu düşünüyor.

İki taraftan birinde ciddi bir hata var ama kimde?

Bir ihtimal daha var; iftar öncesi “şaklabanlık yapmasınlar” diyerek “iftara katılmayanlara” kızmasıyla da gündeme gelen Çamuroğlu’nun sözünde durmamış olması... Mümkün mü acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR