Memlekette suç, özellikle de cinsel suçlar patlama yapmış durumda... Olay, artan çocuk tecavüzlerine ve hatta 17 aylık bir bebeğe yaşlı başlı sapıkların tecavüzüne kadar vardı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a İstanbul’dan bir öğretmenin gönderdiği mektup Merkez Yürütme Kurulu toplantısında okununca milletvekilleri “gözyaşlarına boğulmuş”. Bu mektupta öğretmen kız öğrencilerin kontör karşılığında cinsel ilişki kurduğunu, öğrencilerin hap kullanıp sigara içtiğini, yüzde 23’ünün de ensest (aile içi) ilişki mağduru olduğunu anlatıyormuş.
Haberi okuyunca merak ettim, acaba bu gözyaşlarına boğulan milletvekilleri (ve tabii iktidar partisi milletvekilleri de) hepimizin bildiği, TV programlarında, yazılarda dile getirdiğimiz olayları hayatlarında ilk kez mi duyuyorlar?
Acaba bugüne kadar toplantılarında hiç “Daha önce Türkiye’de görülmeyen, okullara, öğrencilere, bebeklere kadar inen şiddet, cinsel istismar, hap, sigara vb. olaylar neden bu kadar arttı” sorusunu tartıştılar mı?
Türkiye’de insanların, toplumun sosyal sorunlarının siyaset boşluğu ve medyanın yanlış yayınları ile ne kadar ilgili olduğunu hiç araştırdılar mı?
Gençlerin bu hale gelmesinin ve ülkedeki suç oranının hızla artmasının sorumlusu öncelikleri hesaplayamayan Hükümet’tir, Meclis’tir. En başta Milli Eğitim Bakanlığı okullarda doğru eğitim, disiplinin sağlanması, şiddetin önlenmesi açısından sınıfta kalmıştır.
Aynı iç hesaplaşmayı, öz eleştiriyi medya da derhal yapmak ve cinsel yönden tahrik edici, erken yaşta cinselliğe veya şiddete özendirici, cinselliğin çıkar için kullanılabileceğini empoze eden dejenere edici yayınlarına son vererek sorumluluğunu hatırlamak zorundadır.
İşte yönetenler sadece politika, medya sadece reyting, reklâm, ilân hesabı yaparsa sonu böyle oluyor.
Çok yazık, çok!
Bu da öğretmen ayırımcılığı mı?
Malatya’nın bir köyünden bir “sözleşmeli öğretmen”den geliyor mektup, birlikte okuyalım:
“Sevgili Ruhat Hanım, size bu mektubu Malatya’nın ..... ilçesi, ..... Köyü’nden yolluyorum. Burada sözleşmeli öğretmen olarak görev yapmaktayım. Hem de çok zor şartlar altında. Bundan kesinlikle şikayetçi değilim. Ancak şu anda 30 bin civarında sözleşmeli öğretmen var ve bunların hiçbirisinin özlük hakları aynı değil.
İnanın maaşlarımız bile farklı. Yani bir yerdeki sözleşmeli öğretmen ile bir başka yerdekinin maaşı arasında 100 YTL. oynuyor. Aynı görevde aynı işi aynı yetkiyle yaptığımız halde. Bu haksızlık değil midir?”
Bu 100 YTL. dediğiniz miktar bazıları için hiç de önemli olmayabilir, örneğin öğretmenler arasında bu ayırımcılığı yaratanlar için...
Alt tarafı “100 YTL’cik”... Kimine göre lüks bir restoranda bir akşam yemeği, kimine göre bir blüz parası. Ama o öğretmenler için kimbilir nasıl önemli bir fark... Belki 20 günlük geçim parası. Ve 30 bin öğretmen içinde kimbilir kaç bin tane mağdur var?
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan cevap bekliyorum; bu ayırımcılık hangi nedenle yapılıyor? Ayrıca ben de sorayım; hangi nedenle olursa olsun, HAKSIZLIK değil mi?

