Medeniyet ve ilkellik!

Geçen hafta Londra’daydım biliyorsunuz, orada olunca kafamın neden daha çok dinlendiği, yazı yazsam bile yorgunluk hissetmediğim sorusunun cevabını bir kez daha aldım

Haberin Devamı

Geçen hafta Londra’daydım biliyorsunuz, orada olunca kafamın neden daha çok dinlendiği, yazı yazsam bile yorgunluk hissetmediğim sorusunun cevabını bir kez daha aldım.

Orada insanlar huzurlu... Her an, her yerde “yarın ne olacağız” endişesini dile getirmelerine gerek olmadığı için, siyaset dışı konularda saatlerce sohbet edip keyifli zaman geçirebiliyorsunuz.

Daha havaalanlarına adım attığınız anda güvenlik ve disiplinin lâfta değil gerçekten uygulanmakta olduğunu, her konuda “profesyonel bir yönetim”in bulunduğunu görüyor ve kendinizi güvende hissediyorsunuz. Sokağa çıkınca kapkaçcının, evinizde otururken hırsızın korkusunu yaşamıyorsunuz.

Trafikten, televizyona kadar insanların şımarıklık yerine, normal vatandaşlık veya görev yaptığını izliyor ve durup dururken sinirlenmiyorsunuz.

Korna sesi yok... Komşuların saygısızca ortalara salıverdiği köpeklerinin veya başıboş köpeklerin uluma sesleri yok... Ortada sahipsiz kedi bile yok... Kafanızı dinliyor, sabahın 5’inde ayağa dikilmiyorsunuz.

Daha ne sayayım size? Üstüne üstlük onları yönetenler “Çok çalıştık, çok yorulduk” şovları da yapmıyorlar, zira yönetime kendilerinin talip olduğunun ve çalışıp yorulurken aynı zamanda somut başarılar elde etmenin görevleri olduğunun farkındalar. Görevinin sorumluluğunu taşıyamayanları (başta bakanlar ve kendilerine yakın kuruluşlar olmak üzere) korumadıkları için işler tıkır tıkır yürüyor. Yolsuzluk görülmüyor.

YABANCILAR NEDEN SEVSİN?
Okurumuz Özün Kanbay güzel bir mektup göndermiş. Etiler’de iki şeritli yolda “Beni hasta etti” dediği bir cipin uzun süre korna çalarak taciz ettikten sonra yarış arabası havalarında kendisini solladığını anlatıyor ve “Ben bu ilkelliğe delireceğim, her gün ayrı bir tip görüyorum ölümüne makas atan” diyor.

Sitelerde yaşanan görgüsüzlükleri de anlatan Kanbay şöyle devam ediyor:

“Demem o ki; Türk insanı birbirini seviyormu ki yabancılar sevsin? (...) Avrupa Birliği bize karşı bahane buluyor evet, çünkü biz Avrupalı değiliz ki... Sokaklarında bizle yaşamak istemiyorlar haklı değiller mi? Didinip kurdukları mis gibi düzeni acilen bozalım diye mi gidelim oraya yani. Ama bizim kafalar hatayı hep karşıda arıyor, ‘Acaba bizde mi bir hata var’ diye hiç sormuyor (...) Uyum kanunu filân çıkaracaklarına sokak aralarında ‘Avrupa Birliği ve Uygarlığa Uyum Kursları’ açılmalı aslında, belki işe yarar.”

ÖZER’İN BAŞARI ÖYKÜSÜ!
Haydi şimdi elimizi vicdanımıza koyup düşünelim; Özün Kanbay haksız mı?

Bunun yanında Avrupa’da her şeyi kitabına, kuralına uygun yaparak akla hayale gelmedik başarılara imza atan Türkler de var. Londra’da “Sofra” restoranlarının ve Oxford Circus’ın çok yakınındaki Özer restoranın sahibi olan Hüseyin Özer bunlardan biri... Daha önceki Londra seyahatlerimde de Özer’in benzersiz mutfağının çeşitlerine, lezzetine hayran kalmıştım ama kendisiyle ilk kez geçen hafta tanıştım.

Her akşam önünde İngilizlerin yer bulmak için uzun kuyruklar oluşturduğu ve ayakta saatlerce beklediği restoranda Çayan isimli genç ve nazik garsonun süper servisi eşliğinde kısa bir sohbet yaptık.

Londra’ya gelişlerinde benim gibi sık sık Özer’e uğrayan Hıncal Uluç’un kulağını çınlatmayı unutmadığım sohbette Hüseyin Özer işe nasıl sıfırdan başladığını (ama öyle böyle değil, tam sıfır), bu noktaya gelmek için diyet kursları bile aldığını ve bugün “en iyi”ler arasına giren restoranlarının hikâyesini anlattı.

Ankara’da parkta yaşayarak başlayan bir çocukluktan zirveye, inanılmaz bir öykü.

İçinde humustan içli köfteye, “imam bayıldı”dan baklaya kadar en sevdiğim yemeklerin bulunduğu meze tabağımı silip süpürürken ilgiyle dinledim.

Bu başarıyla gurur da duyarak...

Bazen soranlar çıkıyor, merak edenler için söylemeyi unutmayayım; nerede olursam olayım her gidişimde hesabımı son kuruşuna kadar mutlaka öderim.

Uğur Dündar çok haklı, ancak o zaman bağımsız olabilir gazeteci... Ve her istediğini ancak o zaman, kendini kimseye borçlu hissetmediği zaman çekinmeden yazabilir.

Özer harika bir restoran, sunduğu Türk yemeklerinin lezzetine Türkiye’de bile az rastlanır, yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.

DİĞER YENİ YAZILAR