Mehmet Barlas 18 Kasım tarihli "Bilgisizliğin kaynağı medyatik kültür mü?" başlıklı yazısında (Akşam) medyada "kalite"nin eşanlamlısı olarak "popülerlik" kavramının kullanıldığını, bilginin yerini gevezeliğin, dedikodunun aldığını anlatıyordu. Yazı şöyle bitiyor; "Bir akıl hastasının, telefon rehberini çevirip 'Çok şahıs var... Aralarında bağlantı da yok’, hiç bir olay da yok demesine benzer, bizim medyatik kültürümüzün durumu..."
Uzun süredir bu konu eminim birçok okuyucunun da, medyanın içinden özeleştiri yapabilen beyinlerin de dikkatini Mehmet Barlas kadar çekiyor olmalı. Üniversitede okuyan bir kızım olduğu için yakından gözlem yapabilme imkânına sahip olmam beni daha da fazla rahatsız ediyor. Medya ile ilgili derslerde gençlere gazete yazısı yazma kuralları, okuyucuya haber ve yorumlan en iyi şekilde verme metodları titizlikle öğretiliyor. Konuyla ilgili
araştırma, kaynak ve röportajlar, herşey. Okullarda gazetecilik mesleğiyle ilgili teorik bilgileri fazlasıyla alan gençler gazetelere baktıklarında ne görüyorlar?
Gazetelerin, tenkit edip durduğu "Televole kültürü"nün TV'ler yerine bu kez gazetelere yayıldığını... Her haberin magazinleştirilmeye çalışıldığını... En ciddi siyasi röportajlara bile abuk sabuk bir üslubun hakim olarak gerçekten sorulması gereken soruların i yerini magazin sorulan'' nın aldığını. TV'lerde reyting uğruna her köşeden çıkan şiddet görüntülerinin yerini gazetelerde cinselliğin aldığını... Bu konuda, 21. yüzyılda halâ belli bir olgunluk düzeyine ulaşamamış toplumun bu eksiğinin bol miktarda istismar edildiğini... Erica Jong gibi yazarların kitaplarını okuyormuş hissi veren, her satın cinsellik kokan, yazarın kendisini de bu imajda sıkça kullandığı yazıların nasıl kolay şöhret kazandı-rabildiğini... "Özgürlük" ve "olduğu gibi görünme" kavramlarının boyutlarının genişletilerek argo kültürünün yazılara hâkim hale getirildiğini... Gazetecilerin konu ve röportaj malzemesi olarak sürekli birbirlerini kullandığını ve böylece "Körlerle sağırlar birbirini ağırlar" tablosu oluşturduklarını... Kitap yazmak için yazılarına ara vermek zorunda kalan yazar örnekleri önlerinde dururken köşe yazılarını toparlayıp kitap yapan ve köşelerini de reklâm sütunu haline getirenleri... Her röportajda kendini konuşmacıdan daha ön plâna çıkaran gazetecileri (gazetecinin görevi dikkati konuşmacıya çekmektir)... Bunu fazlasıyla onaylayan gazeteleri... Hiçbir bilgiye, araştırmaya dayanmayan tonlarca yazıyı...
Burada yanlış anlaşılmaması gereken nokta şu; gazetecilerin argoyu, magazini, bir meslektaşı övmesi, arada sırada cinsellikten de sözetmesi elbette olağandır (hepimiz de yapıyoruz) ama bunlan "en geçerli malzeme" haline getirmenin ne kadar doğru olduğunu da basının kendi içinde tartışması, bir özeleştiri yapması gerekir.
Defilelerde diğer meslektaşlarından çok ilgi çekmek için dekolte kazası(!)na uğrayan mankenleri eleştirirken bunun basında alışkanlık haline getirilmesine susarsak haksızlık yapmış olmaz mıyız?
Son bir soru; Magazin haberlerine ağırlık vermeyen ciddi gazeteler Avrupa ülkelerinde ve ABD'de gayet iyi satiş yaparken bizde neden yeterince satılmıyor acaba? Bunda "arz-talep meselesi" diyerek her konuyu 'en cıvık magazin' halinde sunan ve 'talep' düzeyini arttıramayan gazetelerin hiç mi kusuru yok?
Medayanın medyatikleşmesi
Mehmet Barlas 18 Kasım tarihli "Bilgisizliğin kaynağı medyatik kültür mü?" başlıklı yazısında (Akşam) medyada "kalite"nin eşanlamlısı olarak "popülerlik" kavramının kullanıldığını, bilginin yerini gevezeliğin, dedikodunun aldığını anlatıyordu.
Haberin Devamı

