Meclis'teki kadınlar hayatta mı?

Polisi bıçaklayan kapkaççıların bile "17 yaşında, ceza için yaşı tutmuyor" mazeretiyle savcı tarafından serbest bırakıldığı bir ülkede adalet aramak ne derece akıllı bir davranıştır bilmiyorum

Haberin Devamı

Polisi bıçaklayan kapkaççıların bile "17 yaşında, ceza için yaşı tutmuyor" mazeretiyle savcı tarafından serbest bırakıldığı bir ülkede adalet aramak ne derece akıllı bir davranıştır bilmiyorum. Ama ümitle aramaya devam etmekten başka çaremiz yok.

Gazetelerde kadınların uğradığı şiddet haberleri hiç bu kadar yoğun şekilde yer almamıştı. Gün geçmiyor ki bir erkek arkadaş, eş ya da herhangi birileri tarafından 20-30 kez bıçaklanarak öldürülmüş, vücudu dağlanmış, tecavüze uğramış, şiddetin her türünü yaşamış kadınların fotoğraflarını görmeyelim.

Türkiye'de kadınların karşılaştığı haksızlıklara, şiddet olaylarına çare bulunması gerekiyor. Bir yandan yasalar karşısında böcek muamelesi gören, isteyenin çekip vurduğu, vurulmayanların uğradığı travma ile intihar ettiği bir kadın nüfusuyla bu ülke "Uyum yasalarını çıkardım, hadi beni AB'ye alın" diyemez.

Bu "uyum yasaları" kapsamında çıkarılmak istenen ve sözüm ona "reform niteliğinde" denilen yeni Türk Ceza Kanunu tasarısına mutlaka "re" ile başlayan bir benzetme yapılacaksa bu "reform" değil "rezalet" olabilir ancak. Nedenini daha önce etraflı şekilde açıklamıştım, önceki gün Vatan'da tekrar madde madde yer aldı. Örneğin; adam öldürmenin cezası 20 yıl ise "namus" gerekçesiyle işlenen cinayetlerde ceza 15 yıldan 5 yıla kadar düşebilecek. Ya da, 15 yaşından küçük kız çocuklarına tecavüz edenler bile "Rızasıyla ilişkiye girdi" dediği anda cezası 15 yıldan 4 yıla inebilecek.

Daha bunun gibi akla gelmedik ne maddeler... AKP Hükümeti, eski Adalet Bakanı Aysel Çelikel'in, kendisinden de önce uzun yıllar süren çalışmaları toplayarak yaptırdığı, kadınlara karşı bu haksızlıkları ortadan kaldıracak değişiklikleri tasandan alelacele çıkarttı. Oysa aynı tasarı bir önceki hükümet döneminde Bakanlar Kurulu'na sevk edilmiş, seçim nedeniyle kadük hale gelmişti.

Şimdi... Yukarıda, örnek olarak yazdığım sadece iki maddeye baktığınızda bile rezaleti görebiliyorsunuz. Bugün en vahşi cinayetlerde, öldüren erkeğin ilk sözü "Beni aldatıyordu" veya "Onu yolda bir erkekle gördüm". Geçen gün "Okumak istiyorum" dediği için sevdiği kızı vuran, muhtemelen ruh sağlığı fena halde bozuk genç de aynı sözü söylüyordu: "Sokakta biriyle gördüm..."

(Devam edecek)



Hep aynı yemek!
"Biz bu filmi daha önce görmüştük" de diyebilirsiniz, "Yine aynı yemeği ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar" da...

Daha önceki hükümetler döneminde gördüğümüz manzara tekrarlanıyor. AKP Hükümeti iktidara geldiğinden bu yana aynı taktiğin defalarca uygulandığını biz de daha önce yazmıştık zaten...

Bakanlardan biri bir açıklama yapıyor, diğeri veya Başbakan çıkıp düzeltiyor. Olmayacak bir konu ortaya atılıyor, büyük tepki gelince hemen dönüş yapılıyor.

Bir yanda "tabanı koruma" gayreti, öte yanda iktidarı koruma"... Ne zamana kadar? Ne zamana kadar toplum bu oyunlarla, yapay gündemlerle çalkalanıp duracak?

Milli Eğitim Bakanı'nın daha imam hatiplerle ilgili yasa çıkmadan "Oldu, bitti, hayırlı olsun" demesi yine tozu dumana kattı.

Arkadan Adalet Bakanı Cemil Çiçek hemen durumu toparlamaya çalıştı.

"Durun bakalım, daha Meclis'te kabul edilmedi. Kimse mutlaka edileceğini de söyleyemez."

En son olarak Başbakan meslek okulları ile ilgili yasanın da YÖK tasarısıyla ile birlikte ele alınmasına karar verdi.

Ne enteresan... Devlet yönetimi mi, mahalle arasında çelik çömlek oyunu mu anlamak imkânsız. Belki de papatya falına bakarak karar veriyorlardır kim bilir.

Onlar oyuna dalınca biz de geçen hükümetler döneminde olduğu gibi yine milletçe Mehter Takımı oyunu oynuyoruz:

Bir ileri, bir geri... Bir ileri, bir geri... Hadi başlayalım.

Arınç'ın garip anketi TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın milletvekillerine uyguladığı anketi duyunca Kasım ayını beklemeden bir yaşıma daha girdim.

Milletvekillerinin "dindar mı, laik mi" olduğunu da öğrenmek istiyormuş. Yanlış mı yazılmış acaba haber? Böyle olamaz, bir yanlışlık olmalı. Haydi, hangi lideri ne kadar beğendikleri gibi bir magazin sorusuna da gülmeyelim, TBMM'de bugüne kadar yaşanmış komikliklerin denendiğine şaşırmayalım ama bu soru şaşılmayacak gibi değil.

Laiklikle dindarlığın birbirine karşıt anlamlı olamayacağını, Meclis Başkanlığına gelmiş biri herhalde biliyordur. "Laiklik" kelimesinin ancak "dinlere eşit mesafede durulması, böylece her dinin ve inancın aynı şekilde güvence altına alınması, belli bir dinin (çoğunluk bile olsa) devlet yönetiminde baskın olmaması, din ve devlet işlerinin aynlması" demek olduğunu, hele de bir hukukçu olarak öğrenmiştir.

Ne derseniz deyin, bence bu anket haberinde bir yanlışlık var!

DİĞER YENİ YAZILAR