Ortada hayati önem taşıyan iki yasa var.. Biri; toplumun can ve mal güvenliğini resmen sıfırlayan, masum vatandaşları korumak yerine ağır suçluları salıveren CMK maddesi. Diğeri; henüz tasarı halinde olan ama TBMM’de kabul edilen bölümüyle “hükümet başkanına veya bir bakana yayın kesme hakkı veren” ve böylece zaten artık ‘özgür basın’dan söz edilemeyen Türkiye’de medyayı tümüyle kıskaca alacak olan yasa.. Her ikisi de kısa süre içinde toplum için ciddi tehlike oluşturma potansiyeli taşıyor.
Diyarbakır’da kayıp yakınları “çok sayıda cinayetten sanık olanların tahliye edilmesi” ile ilgili eylem yapmışlar. Tahliye olan sanıkların listelerinde ise yaklaşık 50 kişinin adam öldürme ve töre cinayeti gibi suçların sanığı olduğu, hatta aralarında “adam öldürmekten birkaç kez müebbet hapis cezası alanların” bulunduğu haberlerde verildi (5 yıl tutuklu kalmış olanların hepsi bırakılıyor). Tecavüz, gasp gibi suçlar da var ama düşünün onlar hafif kalıyor.
Son iki gündür “acaba biz vatandaş olarak ‘yanlış yasa çıkaran Meclis’e dava açabilir miyiz? AİHM’ye gidebilir miyiz” diye soran çok sayıda okuyucu tepkisi geliyor.
YOLLAR TÜKETİLİNCE..
Aynı mektuplarda “katiller serbest bırakılıp yurt dışına çıkma yasağı ile yetinilirken, cinayet - tecavüz - gasp gibi suçlarla alakası olmayan, hüküm giymemiş eski üniversite rektörleri, gazeteciler, hukukçular ‘özel yetkili mahkeme alanı’ diye bir notla 10 yıla kadar içerde tutulabilecek. Hangi hukuk anlayışı buna izin verebilir” sorusu da var. Bir yanda “üç beş cinayetle özgürlük, öbür yanda imzasız ihbar mektuplarıyla senelerce mahkumiyet, toplum vicdanı rahatsız tabii.
Dönelim ‘bu iki yasa için Meclis’e dava açma’ konusuna.. Konuştuğum hukukçular; “AİHM’ye gitmek için Türkiye’de başvurulacak yolların tükenmiş olması gerekir” diyorlar ki Türkiye’de “başvurulacak yol” kaldığı pek söylenemez. Uygulanmaya başlanan CMK maddesi için vatandaşın “benim can ve mal güvenliğimi tehlikeye soktu” diyerek TBMM hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunması mümkün.. Bunu kim dinler?
HAYDİ AYM’YE.. ÖYLE SANIN
“Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru”nun sözüm ona son Anayasa değişikliği ile mümkün olacağı söylendi ama alt yapısı hazırlanmadan, millete referandumu parlak gösterme amaçlı söylendiği için 2 yıldan önce mümkün değil. Zaten yapısı değiştirilen AYM’ye başvursanız ne olacak, kesin kaybedersiniz.
Başbakan veya bir bakana istediği anda “yayın kesme yetkisi veren” RTÜK Yasası’nın ancak tamamı çıktıktan sonra muhalefet partileri Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gidebilir ki durum aynı olur. Geriye ne kalıyor? Referandum öncesinde defalarca ‘Evet çıkarsa referandumdan sonra bir haksızlık veya yanlış olursa derdinizi anlatacak ondan başka kimse bulamayacaksınız’ diyerek uyarmaya çalıştığım gibi; Marko Paşa kalıyor. Haydi el ele yola koyulalım. Ya da “Evet” demiş olanlar başta hep beraber bir bardak su içmeye alışalım, bundan sonra keyfi yasaları, uygulamaları ve hemen arkasından suçu başkalarına atmaları kimse durduramaz. Geçmiş olsun.
İslam’da pişmanlık vardır!
Hizbullah’ın tahliye edilen askeri kanat sorumlusu Hacı İnan gazetecilerin “pişman oldunuz mu” sorusuna “İslam’da pişman olunmaz” cevabını vermiş. Tabii bu anlayış “kendine Müslümanlık adına ‘cihat’ misyonu yükleyenler”in ve din uğruna öldürmenin bile sevap olacağına inananların anlayışı.. Oysa din uzmanlarının defalarca TV programlarında da açıkladığı gibi aslında Kur’an’da yer alan cihatla ilgili sureler ( ve daha birçokları) Müslümanlığın ilk yayılmaya başladığı günlerle ilgili, bugünle değil..
Ayrıca o surelerin hepsi “o günlerde” bu dine inanmayan ve Müslümanların canına kastedenler için söylenmiş. Yoksa Kur’an’da “Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası ebedi cehennemdir” diyor, “Bir müminin diğer bir mümini öldürmesi caiz değildir” diyor. “Başkalarına ‘sen mümin değilsin’ demeyin” diyor. Yani hiç kimsenin “bir başkasının inancı hakkında karar vermesine” izin verilmemiş, öldürmeye de.
TÖVBE ÜZERİNE..
Sonra İslam’da pekala pişmanlık vardır, öyle olmasa tövbe etmekle ilgili bu kadar ayet olmazdı; örneğin “Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister” diyen Nisa 27, “Allah doğruları doğrulukları nedeniyle mükafatlandırırken iki yüzlülere de dilerse azap edecek, dilerse tevbelerini kabul buyuracak” diyen Ahzap 24, “Tevbe edin, Allah bağışlayandır” diyen Meryem 60, “Tevbe yok mu? Siz Allah’tan iyi mi biliyorsunuz” diyen Maide 34.. Eğer tevbe varsa, pişmanlık da vardır.
Ama elbette bunları anlatmak aslında “dini herkesten iyi bildiklerini” iddia ederek “dindar olan ve olmayanlara kendileri karar verenler”e düşüyor. Bir de Diyanet İşleri’ne. Örneğin ben “İslam’da pişman olunmaz” şeklinde bir iddia duyunca, hele de konu “öldürmekle ilgili pişmanlık” ise bunun açıklamasını hemen onlardan bekliyorum.
Aksi takdirde çok sayıda insan yanılabilir, neden bunları açıklamıyorlar?

