İşte bizim TCK, TCK diye yıllardır ve yoğun olarak son bir yıldır yaptığımız mücadelenin sebebi! Hükümet "demokrasi derecesini belirleyecek" ceza kanunlarını öyle bir şekle sokmak istiyor ki kadınlar 'köleliklerini, erkekler 'efendiliklerini sürdürebilsin.
İmam nikahları ve beylerin kaçamakları korunsun. Kadın ise kılını kıpırdatır, birine yan gözle bakarsa (veya bakmazsa) erkeğin keyfine göre cezalardan ceza beğensin. İsterse töre cinayetinin adını değiştirerek bu kez hepsini 'namus cinayeti' yapan Adalet(!) Komisyonları'nın düzenlemesinden nasiplensin ve kocalar/babalar/kardeşler tarafından öldürülsün, isterse hapse atılsın.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Avrupa'da dinleyeni dehşete düşürecek şekilde Türk erkeklerinin çok eşliliğini savunmasından anlamalıydık. AB'nin hatırı için bile kadınların 'eşit hak' sahibi olması sözkonusu değildi. Aylar süren Komisyon çalışmaları, gösterilen 'iki parti arasındaki uyum' da demek ki tamamen bir şovdu. CHP'li üyelerin belirttiği gibi AKP kozlarını son ana saklamıştı.
Ve işte bugünlerde maskeli balo sona eriyor, maskeler iniyor. TCK, AKP'nin gerçekte istediği şeklini alıyor. İmam nikâhlılara artık neredeyse ceza verilmeyecek.
Sadece 2 aydan 6 aya kadar hapis ki gel de onu uygulayacak ve hatta yakalayacak adamı bul. Tabii muhtarların imam nikâhlıları bildirme yükümlülüğü de kaldırılıyor ki o 'yakalama' asla gerçekleşmesin. 'Zina, zina' diye günlerdir çırpındıktan kanun ise yalnızca kadınlara ekstra bir baskı olarak kabul edilsin.
AB Komiseri Verheugen, Avrupa'daki büyükelçilerimiz, medya, kısacası herkes AKP'ye yanlış içinde olduklarını anlatmaya çalıştı. Onlar ise yaptıkları yanlışların (testlerde olduğu gibi) doğruları da götürdüğünü fark etmeden aynı yolda inatla yürümeye devam ettiler.
Bıraksınlar o zaman TCK'yı, aceleye getirmesinler. AB için tarih verildikten sonra da olabilirmiş, öyle olsun.
Türkiye'nin gelecek 50 yılını daha kadın cinayet ve intiharlarıyla, 4 eşli evliliklerle karartmaya ve bu ülkeyi Arap ülkelerine çevirmeye haklan yok.
AB tarafından iteklenmeden hiçbir şeyi doğru yapamayacak mıyız biz?
AKP'liye ödül, yetimlere hava!
Bende idrâk yolları enfeksiyonu filân mı var da anlamıyorum acaba, yoksa gerçekten kadınlar açıktan açığa ezilmek mi isteniyor bu ülkede artık...
Hangi tarafa baksam kabak hep onların başına patlıyor. Şaka değil, olup bitenler skandal niteliğinde.
Buyrun bunlardan biri: Dul ve yetim maaşı alanlar için SSK Yönetim Kurulu bu hafta çok kritik bir karar almak üzere toplanacak, çift veya haksız maaş aldıktan tespit edilen dul ve yetimlerden, fazladan ödenen bütün maaşlar geri istenecekmiş.
Sorun; SSK, BağKur ve Emekli Sandığı'nı kapsayan bir yasal düzenlemeden kaynaklanıyor.
06.08.2003 tarihinde yasanın yürürlüğe girmesine rağmen bugüne kadar yapılmayan işlemlerin faturası da dul ve yetimlere çıkarılıyor.
Neymiş; SSK'nın geçen yılki bütçe açığı 3.2 katrilyona ulaşmış, bu açığı kapatmak için ilk girişim dul ve yetimlerin maaşına haciz koymak olacak.
Sen yan gel yat, bu kurumlardan sorumlu bakanlar bile yapılmış ve yapılmakta olan yanlışları hayretler içinde anlatsın, sonra da dön acısını yetimden duldan çıkart.
Bir yıldan uzun sürenin fazladan verilmiş aylıklarını onların maaşından kes. Bir başka deyişle onların yaşam hakkını kes, açlığa mahkûm et.
Elinin yettiği dul ve yetimlere, kimsesiz zayıf insanlara bunu yaparken devlete katrilyonlarca borcu olan bankalardan, kuruluşlardan borçları alma. Veya 100 alacakken 1 al ve "Ne yapalım ancak bu kadar tahsil edebiliyoruz" de. Milleti uyut. O kuruluşları halkın kesesinden besle. Fiskobirlik'in AKP'li Genel Müdürü'ne sadece ve sadece 14 aylık çalışması karşılığında 120 milyar TL (dile kolay) tazminat ver. Parayı alan beyefendi her şeyin yasal olduğunu söylüyor. "İsteyen istediği yere şikâyet etsin" diyormuş. Ohh, ne alâ memleket değil mi?
Kimine "sevdanın yolları" kimine "kurşunlar"!
Not: Umarım AKP'ye oy veren kadınlar, başa getirdikleri hükümetin kendilerine bakışını anlamışlardır.
Bir eksik, bir hata!
Sevgili okurlar, dün gazetemizin taşra baskılarında 'Medya Etiği' başlıklı yazımın son paragrafı yazının uzun gelmesi nedeniyle eksik çıkmış. Şehir baskılarında düzeltilen bu eksiği şimdi tamamlayalım, son paragraf şöyleydi:
'Medya Etiği' isimli bu kitabı hepinizin okuması lâzım, bırakın okuyucuyu, yılların deneyimli gazetecileri bile asparagas veya reklâm amacıyla hazırlanmış haber tuzağına öyle kolay düşüyorlar ki!'...
Dün Fransız Sokağı'nı anlattığım yazımda da 'sesi ve gitarıyla harikalar yaratan müzisyen'in adı dalgınlıkla Atilla Demirer olarak yazılmış, oysa Atilla Demircioğlu olacaktı. Hem sizlerden, hem de aynı zamanda Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi olan Sayın Demircioğlu'ndan özür diliyorum.
Maskeler düşüyor!
İşte bizim TCK, TCK diye yıllardır ve yoğun olarak son bir yıldır yaptığımız mücadelenin sebebi!
Haberin Devamı

