Marko Paşa adaleti!

Haberin Devamı

Köşe yazarlarının tatili aslında bir hafta-10 günü geçmez, bugüne kadar benim de geçmedi ama uzun görünse de bana hiç öyle gelmeyen iki haftalık tatil göz açıp kapayana kadar geçti işte, şükür kavuşturana...

Aslına bakarsanız bu tatillerin bence dinlenme dışında bir yararı da olaylara dışardan bakmanın daha kolay olması... Örneğin; bir yanda “iktidar liberalleri”nin ve kendilerinin gayretiyle “çok demokrat, pek demokrat, hatta en demokrat” sıfatları yakıştırılan iktidar partisinin gerçekte ne kadar “yalnızca kendine demokrat”, ne kadar istediği konuda “demokrat görünmeyi” başaran ama istemediği konuda en faşizan baskıları hiç çekinmeden uygulayabilen bir parti olduğunu çok daha kolay görebilmeniz...

“Demokrat olmak”tan söz eder ve 35-40 bin kişinin ölümünden sorumlu teröristbaşını bile parti lideri havasına sokup kulak verirken kendileri gibi “halkın oylarıyla seçilmiş” muhalefet partilerinin liderlerine “uluyun, ulumayın”lı hitaplarla köpek muamelesi yapmalarını... Bu eylemlerini Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı da kesilmiş taraftar gazetecilerine doludizgin destekletmelerini...

MEDYADA DÜŞMAN KUTUPLAR

Medyanın, köşe yazarlarının cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir düşmanlıkla kamplara bölünmüş olduğunu, iktidarı her eyleminde kayıtsız şartsız destekleyen ve dünya basın tarihinde de bir ilk olacak “yeni bir medya tanımı” yaratan gazeteci kesiminin “farklı görüşü olan gazetecileri” toptan “alçak, ahlaksız, vatan haini” gibi en ağır hakaretlerle yerden yere vurma hakkını kendinde gördüğünü... Hemen hepsinin “sadece kendi görüşlerini savunanları demokrat sandığını ve saydığını...

Türkiye’de son yıllarda iktidarın açıkça benimsediği “şiddetle sindirme, susturma” politikasının toplumu da etkilediğini, hiç umulmadık insanların bile kendi çevrelerine benzer şiddet gösterilerini rahatça uygulamaya başladığını...

Ve Türkiye’de adalet arayan bundan sonra da arayacak olanların artık derdini Marko Paşa’ya anlatması gerektiğini, adaletin Marko Paşa adaleti haline getirildiğini çok daha net ve çabuk şekilde görebiliyorsunuz.

BAĞIMSIZ YARGI OLMAYINCA

Marko Paşa önce Sultan Abdülaziz’in “hekimbaşı”sı imiş. Sonra 2.Abdülhamit döneminde meclis üyesi olmuş. Bütün şikayetleri sabırla dinleyip hiçbirine çözüm getiremediği için de “derdini Marko Paşa’ya anlat” sözü Osmanlı’dan günümüze kadar gelmiş. Bence tam da bu günler için söylenmiş bir sözdür...

Şöyle ki; biliyorsunuz “yüksek yargı dışındaki” mahkemeler, hakimler (demokrat ve liberal gazeteci dostları nedense hiç rahatsız etmese de) Adalet Bakanı ile müsteşarının baskısı altında tutulmakta... Her ne kadar halâ “geleceğini riske atarak korkusuzca” tarafsız karar verebilen hakimler çıkıyor ise de çoğu iktidarın hoşlanmayacağı bir dava açan veya karar çıkaran hakimlere “ne olduğu”nu açıkça görüyor, biliyorlar.

Bu nedenle artık iktidarla bağlantılı ciddi hatalar, yolsuzluklar, eylemler hakkında açılacak davalarda halk ve muhalefet partileri derdini Marko Paşa’ya anlatmak(!) zorunda kalacak. Mahkemelerden çözüm beklemeleri fazla iyimserlik olacak (ki Deniz Feneri olayında açıkça kanıtlanmıştır.)

ALIN SİZE DEMOKRATİK AÇILIM!

Yani eğer Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi 50 bine yakın yoksul öğrenciye burs veren, eğitim kazandıran bir derneğe ülke çapında operasyon düzenlenmiş, hayatını cehaletle savaşa ve sağlığa adamış Başkanı’nın evi didik didik aranmış, son günlerinde cehennem azabı çektirilmiş ise Marko Paşa’ya şikayet edeceksiniz.

ÇYDD’den 20 binden fazla dosyaya el konup iade edilmemiş, suç işlememiş binlerce öğrenci bir hukuk cinayeti işlenerek tüm çocuk hakları, insan hakları sözleşmelerine aykırı şekilde Emniyette fişlenmiş, ailelere ve derneğe bağış yapan sponsorlara sebepsiz yere korku salınmış ise derdinizi Marko Paşa’ya anlatacaksınız.

Belediyeler binlerce, onbinlerce kaçak okul ve binayı görmezden gelir, deprem tehlikesine bile kulak asmazken, her seçim öncesinde “oy kapısı” gördükleri kaçak binalar ve gecekondulardan “şehir içinde şehir”ler türetirken tüm izinleri alınmış, kesinlikle kaçak olmayan 10 yıllık bir okulu -bağımsız ve eleştirebilen bu gazeteye gözdağı vermek üzere- inanılmaz bir cüret, kin ve düşmanlıkla bir sabah ansızın yıkarlarsa ancak Marko Paşa’ya anlatabileceksiniz. (Ülkenin Milli Eğitim Bakanı’nın sesini duymayı filan da beklemeyin.)

Türkan Saylan’ın kendi kurduğu ve eğitimle birlikte hayatını cüzzamlı hastaları iyileştirmeye adadığı Lepra Hastanesi’ne adının verilmesi, bu kadarcık jest AKP’li üyelerin çoğunlukta olduğu komisyonda reddedilirse yine doğru Marko Paşa’ya...

Gördünüz mü bakın, bir yanda “demokratik açılım” şovları yapan hükümetle, onun bağımsız medyaya, bağımsız yargıya, sivil toplum kuruluşlarına, laik eğitime yaptığı baskılarla ne demokratik bir noktadayız. Artık yeni model demokrasimizi güle güle kullanırız bundan sonra... Ayıptır hatırlatması; ne de olsa olayları görenler “yargı ve medya elden gidiyor” diye çırpınırken çoğumuz yıllardır gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatmıştık. Değil mi efendim?”


***



Badem’i rahat bırakın!

Kafesinden kaçan Akdeniz Foku Badem için öyle şeyler yazılıyor ki yakında başına bir kötülük geleceği ortada. Oysa insanlar birbirine Badem’den çok daha fazla saldırıyor ve zarar veriyor. “Lütfen Badem’e dokunmayın” diye bağırmak geliyor içimden. Lütfen insaflı olun ve onu rahat bırakın. Çevre Bakanlığı bu korumayı üstlenmeli!

DİĞER YENİ YAZILAR