Dün, ünlü avukat Canan Arın'ın Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi ile ilgili söylediklerinin ne kadar önemli olduğunu yazmış, Medis'in çıkardığı hatalı yasa nedeniyle "notere gitme, gitmeme" konusunda eşiyle anlaşmazlığa düşen kadınların "dayak yiyerek boşandıkları"nı anlatan örneği tekrarlamıştım.
Arın, eski Medeni Kanun'daki mal rejiminin kadınlara yıllarca büyük haksızlık yaptığını ve sonunda yeni kanunun "Eşler evlilik birliği içinde eşittir. Kadının evdeki çalışmasının da maddi değeri vardır" dediğini hatırlatıyor "Ama..." diyordu. "Ama yeni kanuna son dakikada koydukları yürürlük maddesi ile 2002'den önce evlenen kadınları yasadan mahrum bırakmak bir başka büyük haksızlık oldu. Durumu kurtarmak için 'isteyen eşler noterde anlaşma imzalasın' dediler ama bunu, 'Yapılamayacağını bile bile' söylediler. Kadın notere gitmeyi istese de, istemese de şiddetle karşılaşıyor."
Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün "Doğru olan bu değil ama böyle çıkması kabul edilmezse hiç çıkaramayacağız" dediğini hepimiz hatırlıyoruz. İşte bugün eşler arasında "Noterde anlaşma imzalamak-imzalamamak" konusunda çıkan şiddet olaylarının nedeni, o dönemde yapılan ve kadın nüfusu ikiye bölerek en az yarısının mağduriyetine neden olan bu büyük haksızlıktır.
Yasa geriye yürür!
Medeni Kanun'u bu yanlış haliyle çıkarırken kendilerine "yasalar geriye yürümez" bahanesini bulmuş, akıllarınca topluma bunu yutturmuşlardı.
Oysa "Medeni Hukuk" profesörleri, uzmanları "Bu kuralın bir istisna ile doğru olduğunu" söylüyorlar. O istisna ise "konunun kamu düzeni ile ilgili olup olmadığı"... Kamu yararına çıkarılan yasalardan, çıktığı anda bütün nüfus aynı şekilde yararlanma hakkına sahip. Nitekim, Canan Arın'ın da bir başka açıklamasında belirttiği gibi; "Bizim Medeni Kanun'u aldığımız İsviçre'de de mal rejimi geriye yönelik olarak yürürlüğe konmuş (bizdeki gibi bu yasal rejimden yararlanmak isteyenler değil, tam aksine) yasal rejimin dışında kalmak isteyenlere noterde sözleşme yapmaları için süre verilmiştir."
Arın "Hükümet'in bir itirazı da 'İnsanların serbest iradeleriyle yaptığı sözleşmeleri yasal olarak değiştiremeyecekleri' idi. Bu da gerçeği yansıtmamaktadır. 2002'den önceki evliliklerde hiç kimse evlenirken mal ayrılığı rejimini serbest iradesiyle seçmemiştir. Yasal mal rejiminin ne olduğunu bile bilmeden kendilerini o rejimin içinde bulmuşlardır" diyor.
Avrupa Birliği'nin "Türkiye'de kadınlarla ilgili, düzeltilmesini istediği yasalar, yapılmasını istediği değişiklikler" arasında Mal Rejimi Yürürlük Maddesi de var.
Mutlaka düzeltilecek. Canan Arın, konu açılır açılmaz kadınlardan "Aman peşini bırakmayın" mesajlan yağan sorunu tam zamanında gündeme getirdi.
Eurovision ne yarışması?
Mazhar-Fuat-Özkan, nam-ı diğer MFÖ'nün Eurovision elemelerinde birinci seçilen "Rimi Rimi Ley" ile solisti hakkında söylediklerini TV'de izledim. "Biraz sert" denebilecek bir açıklama olmakla beraber birçok konuda doğruları dile getiriyordu. Aslında solistin kilolu olmasına rağmen çok dar bir pantolonla çıkıp bir de dans etmeye kalkmasının göze hoş görünmediğini, biraz daha yumuşak bir ifadeyle de olsa söylemek lâzım.
Duygu sömürüsü, "kilolu olan şarkı söylemesin mi, bu şarkı yarışması" edebiyatı gereksiz. Kötü olan şeye -ki bu müzik, şov, sinema, tiyatro, sanatın her kolu (ve bu sanatları icra eden kişiler) olabilir- kinci olmadan "kötü" diyebilmeliyiz artık. Sanat ve siyaset, hatta yazı ve edebiyat "Aman kimse kırılmasın" anlayışıyla yürümez.
Eurovision'un şarkı yarışması olduğu doğru, ama aynı zamanda milyonlarca dolarlık sahnelerin, şovların hazırlandığı ve milyonlarca kişinin karşısına çıkılan, ülkelerin gönderilen sanatçılarla değerlendirildiği "GÖRSEL" bir yarışma.
Ses güzel ve etkileyici ise, ortada bir sanat varsa görüntü önemini bir ölçüde kaybeder. Başka bir deyişle elbette kilolu biri de iyi sese sahip olabilir. Ama asıl sorun burada ne iyi bir ses, ne iyi bir şarkı, ne dans, ne kostüm olmayışı...
Ortaya çıkan rüşvet açıklamalarından sonra zaten "adil bir seçim yapıldığı" konusuna da esaslı bir gölge düşmüş durumda.
Eğer kendimizi kandırmakla, "ley ley libi libi ley" türü müziklerle olabilseydi geçmişte gönderdiğimiz benzer şarkılar puan alırdı.
Asıl haksızlığı MFÖ'ye fazla yüklenmekle yapıyoruz. Türkiye'yi temsilen gönderilen insanlar her tür eleştiriye açık olmalıdır. Ayrıca; dünya çapında ün yapan kadın müzik sanatçılarının hangisi göze de hitap etmiyor bir düşünün bakalım!
Mal rejimi de bir aldatmacaydı!
Dün, ünlü avukat Canan Arın'ın Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi ile ilgili söylediklerinin ne kadar önemli olduğunu yazmış, Medis'in çıkardığı hatalı yasa nedeniyle "notere gitme, gitmeme" konusunda eşiyle anlaşmazlığa düşen kadınların "dayak yiyerek boşandıkları"nı anlatan örneği tekrarlamıştım
Haberin Devamı

