“Makam gelip geçici”dir ama...

Haberin Devamı

Acaba “Başbakan Erdoğan’dan özlü sözler” kitabı mı yapmalı? Pek güzel sözler hazırlıyor konuşmaları için ama eylemle söylem birbirini tutmayınca havada kalıyor.

“Makam dediğin nedir ki, bunlar gelip geçer, bu afra tafra nedir” demiş son konuşmalarından birinde... “Biz bu ülkede din ayırımı yapmadık, bütün inançlara eşit mesafedeyiz” demiş. “Yaradılanı Yaratan’dan ötürü sevdiklerini” tekrarlamayı tabii ki unutmamış.

Kimin “afra tafrasından” söz ediyor belli değil, kim bu “afralı tafralı Türkiye’nin 1 numaralı zengini” veya “zenginleri?”.. Ne yapmışlar kendisine?

“Makamın gelip geçici olduğu” çok doğru ama işte gelip geçerken kalıcı ve de büyük yararları oluyor. Örneğin iktidardaysanız ortağı olduğunuz şirketlere özel izinler çıkarabiliyor ve hakkınızdaki Danıştay kararlarını, kesin yolsuzluk belgelerini bile “dokunulmazlık zırhınızla” atlatabiliyorsunuz. Her şeye, tüm direnmelere rağmen kaçamazsanız istifanızın nedenini bile kamufle edebiliyorsunuz.

Belediyelerle ortaklaşa “usulsüz imar değişiklikleri” yapıp trilyonlar vurabiliyor, aynı zırhla korunabiliyorsunuz... Belediyeleriniz iktidar desteğiyle “genel seçimlerde çook işe yarayacak zengin havuzlar” oluşturuyor.

Çalışanlar sigorta bulamazken çocuklarınızı küçücük yaşta devlet eliyle sigortalı yapabiliyor, üniversite mezunları “paspasçı” olmak için fabrikalara müracaat ederken siz onları “zengin arkadaş burslarıyla” okutup gemicikler alabiliyor, saray düğünlerinde altınları sandık sandık topluyor, onlara termik santraller açma girişiminde bulunabiliyor, “tasarruflu ampul” işine girdiklerinde “Bundan böyle tüm kamu kuruluşları bu ampulleri kullanacak” kararı çıkarabiliyorsunuz.

Yoksulluk, işsizlik had safhadayken devlet ihalelerini istediğiniz kişilere, size yakın isimlere davet usulü vererek onları da bir imzayla trilyonlara kavuşturabiliyorsunuz.

Eskiden siyasetçilerin “Aman ismim lekelenir” diye yapmaktan korktuğu işlerin hepsi artık yapılmakta... Kendi partinizin kurucularından olan veya Meclis Araştırma Komisyonu’nda çalışan milletvekilleri bile “partinizle ilgili ama ne hikmetse hâlâ gündeme gelemeyen yolsuzluk dosyaları” nedeniyle istifa ettiklerini TV’lerde anlattılar.

Şimdi bütün bunlar bir tarafta dururken:

“Makam geçicidir” derseniz, bırakın farklı dinleri aynı dinden vatandaşlar arasında bile yıllardır “bunlar dindar, şunlar değil” ayırımını en acımasız şekilde yaparken dönüp “biz din ayırımı yapmadık” demeniz kadar inandırıcılıktan uzak olur.

Hoşunuza gitmeyenlere, örneğin toplumun sesi, gözü, kulağı olan ama iktidar partisini de eleştiren basının bir kesimine “Bu gazeteleri almayın” diye kampanya açacak, tepkisini bildiren vatandaşa “ananı al da git” diyecek kadar nefret gösterirken “Yaradılanı Yaratan’dan ötürü severim” sözünü tekrarlayıp durmanız kadar çelişkili olur.

Uzun lafın kısası özlü sözler yetmez, sözle eylemin birbirini tutması şarttır.

Bu olmadığında “makam gelip geçicidir” sözü de Temel’in “neden evlenmek için çirkin kadın arıyorsun” diye soranlara “cüzellik geçicidur” demesinden farksız olur!

*****

Kimin tarafını tutalım şimdi, İngilizlerin mi?

Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığa bağlı SHÇEK kimsesiz çocuk yurtlarında gizli çekim yapan İngiliz ITV kanalına ve Sarah Ferguson’a fena halde kızdık biliyorsunuz.

Gerçi bu yurtlarda tecavüzden dayağa her tür şiddet olayının yaşandığını ve yeterince denetlenmedikleri için de olayların devam ettiğini de bildiğimiz için çoğumuz onlardan çok ilgili Bakan’a kızdı ama olsun.

Kadın Bakanı Çubukçu ile Dışişleri Bakanı Babacan, İngilizlerin bile “Duchess of York” yerine “Duchers of Pork” dedikleri (Domuz Düşesi) Ferguson’a ve ITV’ye çok bozuldular, yurtlara izinsiz girdiklerini söylediler, Babacan bir de “Bu yurtların sağlıklı çocuklara değil, engelli çocuklara ait olduğunu” belirtti.

ITV’de programı çeken Chris Rogers da bunun üzerine fena halde köpürmüş ve

“Kamu yararı söz konusu ise gizli kamera çekimi yapılabilir. Bunu yapmayıp açık kamerayla ve haberli gitsek çocukların kutularda veya yatağa bağlı yaşatıldığını çekemezdik. Türk Dışişleri Bakanı’nın açıklaması çok utanç verici ve çirkin. Zihinsel engelli çocukların da normal çocuklar gibi onurlu ve insani muamele görme hakkı vardır, aralarında bir fark yoktur” demiş.

Bir tarafta kendi memleketimizle ilgili acı bir gerçek, diğer tarafta İngilizlerin ellerine geçirdikleri fırsatı tepe tepe kullanmaları... Kime hak vereceğiz?

Eğer söyledikleri tümüyle doğruysa, bırakın diğer illerdeki yuvaları, yurtları, “Saray” gibi “Ankara’nın içindeki bir yurt bile” denetlenemiyorsa ne yapacağız?

Bu yuvanın eski çalışanlarından biri olan Aysel Akbaba gazetelere ağlayarak “Eskiden devlet memuru olduğum için konuşamıyordum, bu programdaki görüntüler buzdağının görünen kısmı... Yuvanın C bölümünde işkence, dayak, tecavüz dahil her şey var. Hizmetlilerden biri ‘sağır ve dilsiz bir kıza’ tecavüz etti ve hamile bıraktı. Kız ve bebek ayrı yerlere gönderildi, suçlu ise çalışmaya devam etti” diyorsa burada SUÇLU kimdir sizce?

ITV programcısı “Türkiye’nin Kadın Bakanı derhal istifa etmelidir” demiş... Haksızlık yapıyor diyebilir misiniz?

Ben de gizli bir kamerayla “C bölümünü” çekmeyi çok isterdim, sağır ve dilsiz kıza tecavüz edeni derhal hapse tıkmayı da isterdim ama ne yazık ki çok geç!

DİĞER YENİ YAZILAR