Haftanın sapıkları”ndan Şahin Öğüt isimli Opera Sapığının (yemin ediyorum ismini yazarken midem bulanıyor) tecavüz ettiği kızlardan biriyle ve annesiyle telefonda konuştum.
Affınıza sığınarak hitabı şöyle seçeceğim: bu aşağılık herif, bu yaratık (bir de üstelik sanat icra etmiş, operacı) biliyorsunuz 10 yaşındaki çocuklara bile evde yalnız yakalayarak tecavüz etmiş bir ahlâksız...
Okulda iken tecavüz ettiği ve “konuşursanız öldürürüm” diye tehdit ettiği kızlardan biri olan mağdur, çocuk ve kadın tecavüzlerinde Adli Tıp ve yargının suçludan yana taraf tutmasının mağduru tecavüzün kendisi kadar yaralayacağını anlatıyor.
Olaydan sonraki günlerde kimseye bir şey söyleyememiş. Bir kız arkadaşının “sırtında günler sonra hâlâ kanayan diş izlerini” görmesi ve kendisine cesaret vermesiyle tam 10 gün sonra doktora ve polise gitmiş.
Yıllar önce yaşadığı korkunç olayın izlerini hâlâ ağır şekilde taşıdığını söyleyen bu mağdur genç kız: “dava dosyasını görünce bir şok daha yaşadığını, dosyada kendisinin ‘istese tecavüzcüyü engelleyecek güce sahip olduğu ama bunu yapmadığının yazıldığını, sanki kendisinin ilişki için tahrik etmiş ve bu nedenle sırtından ısırılmış’ gibi gösterildiğini, günler sonra kanamaya devam eden derin diş izlerine karşılık böyle bir açıklamanın dosyaya konmasına bile izin verilmemesi gerektiğini” söyledikten sonra bir başka can alıcı noktaya geliyor.
Benim, Adalet Bakanlığı Komisyonu’nda yıllar sonra yeniden “tecavüzcüyle evlenme sonucu suçluyu cezadan kurtarma” önerisinin getirildiğini söylemem üzerine:
“Bana da sordular mahkemede” diyor, “Tecavüzcünle evlenmek ister misin sorusunu... Aklını kaçırmış bunlar!”
Evet, doğru, ancak aklını kaçıranlar yapar böyle bir teklifi...
Dün Asuman Yücel isimli bir okurum mektubunda: “Adalet ihanet ediyorsa...” diye başlayıp çok şey anlatmıştı... “Demek ki Adli Tıp’tan böyle raporları alabilenler için bu ülkede tecavüz serbest... Yazıklar olsun” diyor.
Hakimler ve Adli Tıp’çılar ne düşünüyorlar acaba?
ATATÜRK VE " MUSTAFA" HER AÇIDAN'DA...
Bu hafta en çok tartıştığımız konuların başında “çocuk tecavüzlerine Adli Tıp ile yargının pek yardımsever (!) yaklaşımları yaşlı bir adamın tecavüzüne uğramış kız çocuk için verilen ‘ruh sağlığı bozulmamıştır’ raporu, tecavüzcünün serbest bırakılması ve her iki çocuk tecavüzcüsünün akıl almaz konuşmaları” vardı.
Toplum en ağır suçlara yıllardır hak ettiği cezaların verilmemiş olmasının, aflarla, ceza infaz yasası ve haksız hakim yorumlarıyla suçluların kurtarılmaya çalışılmasının yarattığı olanca tepkiyi Adli Tıp ve yargının son kararlarına yönlendirdi. Ve vicdanların sesi günlerdir susmak bilmedi... Susturulacağa da benzemiyor.
Bu gelişmenin yanında, Cumhuriyet Haftası’nın yaşanıyor olmasının da duyarlılığıyla Atatürk’ün askeri, siyasi ve özel yaşamındaki bilinmeyenleri ortaya çıkarmak amacıyla yapıldığı söylenen “Can Dündar’ın Mustafa filmi” de çok sayıda tepkiyle, eleştiriyle karşılaştı.
Konuştuğum 3 kişiden 2’sinin en çok bu konulardan etkilendiğini görünce 2 Kasım Pazar günü Her Açıdan’da iki ayrı bölüm hazırlamaya karar verdim.
“Çocuk tecavüzleri ve şok eden kararlar”ı, “Acaba tecavüze uğrayan kızlar Adli Tıp’la aynı görüşte mi” sorusunun cevabını İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şevki Sözen (aynı zamanda Adli Tıp Kurumu eski Başkanı) ile bu konularda en deneyimli hukukçulardan ikisi: KA-DER Başkanı Avukat Hülya Gülbahar ve Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı Kurucusu Avukat Canan Arın’la tartışacağız.
İkinci bölümde ise “Atatürk hakkındaki gerçekler acaba Mustafa filmiyle ne kadar örtüşüyor” konusunda merak ettiğiniz tüm soruların cevabını bulacaksınız.
Programa “Cumhuriyet Tarihi, öncesi ve Atatürk” konularında uzman bir tarihçi İ.Ü. Siyasal Bilgiler F. Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Alkan, Gazeteci-Yazar Can Ataklı ile Atatürk’ün yanından hiç ayırmadığı “Kütüphanecisi” Nuri Ulusu’nun oğlu Mustafa Kemal Ulusu katılacaklar.
Atatürk gerçekten diktatör müydü? Filmde anlatıldığı gibi “yalnız ve sıkılan adam” oldu mu? Atatürk’ün, oğlu gibi sevdiği Kütüphaneci’sine anlattığı “hayatında onu en çok üzen olay” neydi? Acaba “gizlenen bir öz oğlu” gerçekten var mıydı, bunun en kesin kanıtı neydi? Fikriye’nin ölümü ona ne hissettirdi?
Bunları ve daha birçok sorunun gerçek cevabını merak ediyorsanız ne diyeceğiz ‘Pazar’a Her Açıdan’ı kaçırmayın’
diyeceğiz... Bekleriz.
BİR ÖĞRENCİM DAHA OLDU!
Biz “çocukları koruyalım” diye çırpınırken, kuruluşu Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılına rastlayan Shell Türkiye de 85. yılını çocukların ve gençlerin eğitimine destek vererek kutlamak istemiş.
Ve Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın Bolluca Çocuk Köyü’ndeki tüm çocukların, 68 çocuğun 2008-2009 yılı eğitim öğretim giderlerini karşılamaya karar vermiş.
Bana da “Çocukların eğitimine sizin adınıza yaptığımız katkıyı bu sertifikayla paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyor, çocuklarımızın gözlerindeki ışığın daima parlamasını diliyoruz. Daha nice çocuğumuza ulaşmak arzusuyla” yazılı bir notla birlikte çerçevelenmiş bir sertifika göndermişler.
Gözlerimden iki damla mutluluk yaşı düştü... Çocuklar, hele de kimsesiz çocuklar söz konusu olunca dayanamıyorum ...
Shell Türkiye’yi bu takdir edilecek girişiminden dolayı ülke Başkanı, değerli dostumuz Canan Ediboğlu’nun şahsında kutluyor, hepsine teşekkür ediyorum.

