Mahallede panik!

Tecavüz, ensest olaylarının anlatıldığı kitaplar muzır bulunarak toplatılıyor

Haberin Devamı

Tecavüz, ensest olaylarının anlatıldığı kitaplar muzır bulunarak toplatılıyor. Yani şimdi bunu "Türkiye'de çocuklara tecavüz serbest ama neşriyatla ahlâklarını bozmak suç" anlamında mı almak gerekiyor bilmiyorum.

Öyle ya, hatırlayacaksınız N.Ç. olayında da, benzer "çocuklara toplu tecavüz" olaylarında da tecavüz eden koca koca adamlar, iş güç sahipleri, hatta güvenlik görevlileri ertesi gün serbest bırakıldılar. Evet şimdilerde bazı hakimler, yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı sanki kabul edilmiş, TBMM'den çıkmış gibi ağır ceza kararları almaya başladılar ama henüz geçerli olan kanun ve uygulamalara göre suçlular çoğunlukla da serbest bırakılıyor.

Şu ana kadar Meclis Adalet Alt Komisyonu'nda Tasarı'nın birçok maddesinde değişiklik yapıldı, bunla birlikte; taciz ve tecavüzlere getirilecek cezalar, çocuk tecavüzlerinde rıza yaşı ve "namus saikiyle" işlenen cinayetlerde tahrik indirimi gibi konularla ilgili maddeler henüz sonuçlanmadı. Şubat ayında gazetelerinizde okuduğunuz haberlerin sadece birkaç tanesini hatırlamak bile size durumun ciddiyeti hakkında fikir verecektir sanıyorum:

- "Vay sapık vay: 3 kız öğrencisine 4 aydır tacizde bulunan ilköğretim okulu öğretmeni tutuklandı. Olay kızlardan birinin 'Okuldan nefret ediyorum' demesiyle ortaya çıktı."

- "Mahallede panik; İstanbul'da Gizem ve Damla'nın tecavüz edildikten sonra öldürülmesiyle başlayan sapık paniği Gaziantep'te de yaşandı. Önceki gün fırından dönerken kaybolan 6 yaşındaki Enes'in cesedi (tecavüz edilmiş ve sigarayla işkence yapılmış olarak) çöp bidonunda bulundu. Çocuklar artık sokağa çıkamıyor." Ve haberin yanında ağlayan babanın fotoğrafı.

- "Bolu'da dehşet çetesi: Çete lideri ile oğlunun ilişkiye girdiği küçük kızlar olayı anlatınca çete kızlara toplu tecavüz etti."

Ve bir trafik cezası(!) haberi...

"Oxford Üniversitesi mezunu Ayşe Örtimur'u 2.5 ay önce trafikte taciz ederek ölümüne neden olmaktan yargılanan sanık 1 milyar lira kefaletle tahliye edildi."

İşte biz, yani ben, medyada sayılı meslektaşım, sivil toplum kuruluşları ve ülkenin yüzlerce hukukçusu bu dehşet verici suçlar gelecekte de günlük yaşamımızın doğal bir parçası olmasınlar diye uğraş veriyoruz.

"Kadınların tecavüzcüsüyle evlenmesi onlar için büyük şanstır" diyen...

"Çocuk tecavüzlerinde çocuğun rızası varsa ceza hafifletilsin" diyen...

"Türk erkeği karısını sokakta biriyle görürse tokat atmaz, başka şey yapar. Yapmazsa ona boynuzlu derler vallahi" diyen...

"Tecavüze uğraşanı evlenir, haydi hayırlısı derdim", "Kadın kendini erkeğe teslim ettikten sonra yapılan sadistçe hareketler, uygulanan şiddet suç değildir" diyen... Bir anlayışla (pardon iki anlayışla) mücadele ediyoruz.

Duruşmalar
Duruşma günlerini hatırlatmakta hep geç kalıyorum. Geçenlerde CNN Türk Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav "Biz de izlemek istiyoruz ama geç duyduğumuz için yakalayamıyoruz" dedi. İstanbul'da Sulhi Dönmezer davasının 3. duruşması 26 Şubat Perşembe, Şişli 4. Asliye Hukuk'ta sabah 11.30'da yapılacak... Bunu zamanında hatırlatmış olayım.

Prof. Doğan Soyaslan davalarının ikinci duruşması ise bugün Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde saat 09.25'te yapılacak.

Yine yollardayım anlayacağınız. Kalın sağlıcakla...

Muzır neşriyat!!
Dün ilk bölümünü verdiğimiz yazıya devam ediyoruz.

Yazar Meltem Arıkan'ın "Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu" tarafından hazırlanan rapor ile toplatılmasına karar verilen kitabını unutmayalım.

"Yeter tenimi acıtmayın" isimli roman, edebiyat eserlerinin toplatılamayacağına dair yasalara, kanun maddelerine rağmen toplatılacakmış. Türkiye'deki taciz ve ensest davaları ile ülkemizde cinselliğin bilgisiz ve bilinçsiz yaşandığını anlatan kitap demek ki muzır bulunmuş.

O zaman, bu anlayışa göre kitapçı raflarındaki kitapların en az dörtte biri, gazete ve dergilerin daha da büyük çoğunluğu, küçüklere muzır gelebileceği için toplatılmalı.

Hele her konunun ileri geri konuşulduğu, cinsellik içeren şarkıların dansların kol gezdiği TV programlarının çoğu hemen bitirilmeli değil mi?

Değil. Onların zararı yok.

"Kadının tecavüzcüsünden kendisine cebir şiddet uygulanmasını istemesi" gibi tanımların ders kitaplarına girmesine izin verilen bir ülkede bunların lâfı mı olur.

Aslında olmaz, olmuyor da. Ta ki bir kadın yazana kadar.

Kadın Argoları Sözlüğü'nü de "kadınlar argo kullanmaz" diye toplatmışlardı.

Kara mizah diye buna derim ben. Bekleyin az kaldı bu çelişkili, haksız kararların son bulmasına!

Hâlâ bu kafayla "uyum yasaları çıkarıyoruz" kandırmacasını uzun süre sürdüremeyecekler!

Müsteşar'ın telefonu!
Dün Kamu Yönetimi Kanun Tasarısı ile ilgili yazımdaki sanat ve kültüre ilişkin soruları cevaplamak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen aradı.

Konuşmamız oldukça uzun ama şimdilik kısaca özetlemek gerekirse; opera, bale, koro, devlet tiyatroları, kütüphane, il müzeleri gibi önemli kuruluşların, Ayasofya gibi tarihi camilerin, Aspendos, Efes gibi tarihi tiyatroların yine Kültür Bakanlığı bünyesinde kalacağını, bu konuda herhangi bir değişimi kimsenin yapamayacağını açıkladı ve endişeye gerek olmadığını söyledi.

UNESCO'nun teklifi üzerine tartışılmakta olan "Yönetim" önerilerinin ise yakında sonuca bağlanacağını belirtti.

Mustafa İsen'in anlattıklarının geriye kalanını da en kısa zamanda vereceğim. Açıklamalarından dolayı Sayın Müsteşar'a teşekkür ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR