“Mahalle baskısı” yok diyenler neden öfkeli?

Haberin Devamı

Ermenilerden özür kampanyası” da çok önemli olduğu için bu konuya girmekte biraz geciktim ama artık zamanı geldi. Siyaset Bilimci Prof. Dr. Binnaz Toprak bir yıldır üzerinde çalıştığı, Açık Toplum Enstitüsü ile Boğaziçi Üniversitesi tarafından desteklenen araştırmasının sonucu ciddi ve haklı bir yankı uyandırdığını biliyorsunuz.

“Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” konulu, 12 ilde 401 kişiyle yüz yüze (Binnaz Toprak, İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener tarafından) yapılan ve Prof. Toprak’ın “Bu kadar vahim bir tablo beklemiyordum” dediği araştırmadan çıkan bulgular büyük bir kesimde endişe uyandırırken bir başka kesim (özellikle medyanın bir kesimi) tarafından ısrarla yalanlandı.

Son yıllarda giyim, kuşam, din, inanç, ibadet, etnik köken gibi konularda mahalle baskısının giderek arttığı, bu baskıyı ilk kez vurgulayan Prof. Dr. Şerif Mardin’in açıklamalarından sonra da uzun süre tartışılmış ve birçok konu gibi rafa kaldırılmıştı.

Her ne kadar o arada siyasetçilerin konuşmalarıyla, harem selamlık uygulamaları, Ramazan’da içki satan ve içenlerin dövülmesi gibi haberlerle bize kendini hatırlattıysa da yolsuzluklar, ekonomik kriz, iç ve dış siyaset sorunları, seçmen kütüğü skandalları ve benzeri ciddi konuların araya girmesi sonucunda “Türkiye’de radikal dinci kadrolaşmanın yoğunlaşarak artmasıyla iyice su yüzüne çıkan toplumsal kutuplaşma ve baskılar” bir süre gözden kaçtı.

Prof. Binnaz Toprak’ın Konya, Malatya, Kayseri, Batman, Eskişehir, Balıkesir’in de aralarında olduğu 12 ilde yaptığı araştırma ise bugüne kadar “münferit olay” gözüyle bakılan, böyle savunulan birçok baskının bu illerde sık rastlanan olaylar olduğunu gösteriyor. Atatürk resmini dükkanlara asmaktan çekinme, başörtüsü ve giyim kuşam baskıları, kız-erkek arkadaşlığından tutun da uzun saçlı gençlere, oruç ve namaz baskısına, “Müslüman ve Sünni”lik dışında kalan din ve mezheplere yapılan ayrımcılığa ve hatta selamlaşmaya kadar öyle baskılar söz konusu ki “Biz asla Malezya olmayız” diyenlerin durup düşünmesi gerekiyor.

İktidar bağımlılığı

Araştırmanın sonucunda ortaya çıkan önemli bir bulgu da “bütün bu olayların temelinde siyasi kadrolaşmayla ortaya çıkarılan kutuplaşmanın ve korkunun etkisinin olduğu”... İnsanların güce, iktidara bağımlı hale gelmesinin oynadığı rol...

Onun için açıkçası ben de asıl konunun doğal bir “muhafazakarlaşma, dindarlaşma” değil “dinin siyasallaştırılması” olduğunu söyleyen bazı siyaset bilimcilere ve meslektaşlarıma hak veriyorum. Türkiye’de her zaman büyük bir kesim dindardı ama başkalarının dinine, inancına, yaşam tarzına da saygılı, laik anlayışı benimseyen bir dindarlıktı bu...

Ne zaman ki “Siz başörtülüleri, dindarları dışlıyorsunuz, onlara zenci muamelesi yapıyorsunuz” veya “dindar cumhurbaşkanı seçiyoruz” gibi kutuplaştırmalar kasıtlı olarak yapılmaya başlandı ve laiklik sanki din karşıtlığıymış gibi topluma empoze edildi, ne zaman ki bazı partiler “dine ve dindarlara sahip çıkıyor” havası yarattılar o zaman düşmanca, birbirine tahammülsüz bir bölünmenin, toplumsal ortamın tohumları atıldı.

Bugün gelinen nokta işte o tohumların yeşermesidir. Sebep olanlar için büyük başarı, onlar siyasi meyvelerini toplayacaklar yine...

Ya Türkiye? Onun geleceği?

İşte bunu herkesin iyi düşünmesi gerekiyor. Hâlâ zaman kaldıysa tabii!

*****

Kadınlara önem verme yalanı

CHP 22 Temmuz seçimlerinde kaybolan (ve her nedense YSK ile iktidar partisinin hiçbir sorun yokmuş gibi davranarak seçim yaptığı) 5 milyon seçmenin bir yıl sonra ortaya 6 milyon seçmen olarak çıkmasını yerden göğe haklı olarak yargıya götürüyor.

YSK ve İçişleri Bakanlığı hakkında dava açılacakmış. Aynı zamanda “kişisel beyana ve adrese dayalı kayıt sisteminin” seçim güvenliğini tehlikeye soktuğu da tartışılacak. Seçmen kütüklerinde skandal boyuttaki sorunlar ve sistem düzeltilmeden belediye seçimlerinin yapılmaması büyük bir ihtimal.

Ama ortada bir başka skandal olay daha var. Dünyada kadın belediye başkanı oranı yüzde 9, Avrupa’da 10.5, Afrika’da 12 iken Türkiye’de bu oranın yüzde 0.56 olması.

Düşünebiliyor musunuz 3225 belediye başkanının sadece 18’i kadın. (9’u DTP, 5’i CHP, 2’si AKP, 1’i SHP, 1’i DYP) 81 ilin 80’inde erkek belediye başkanı var ve Başbakan Erdoğan “kadın toplantısında erkek spiker olmaz” dediği toplantıda “kadınlara 2009 yerel seçimlerinde daha fazla şans verileceğinden” söz ediyor.

Herhalde bu kez 81 ilin 2’sinin kadınlara verileceğini düşünüyor olmalı. Ya da 3225 başkandan 18 yerine 20’si kadın olur... Türban, çarşaf konularında devamlı kadınları düşünen “erkek siyaset”, ortada bu kadar açık bir hak yeme durumu varken iş “kota”ya gelince bunu kadına saygısızlık sayıyor çünkü...

Kendilerini “daha zeki” zannettikleri için bu okkalı yalanı da kadınlara yutturacaklarını sanıyorlar. Nüfusunun yarısından fazlası kadın olan ülkenin Meclis’inde yüzde 9.5 olan kadın oranı, belediyelerde yüzde 1’i bulmayacak, kalkıp saygıdan söz edeceksiniz ve kadınlar yutacak.

Pöhh denir buna... Nitekim denmiş de...

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) bu inanılmaz tablonun değişmesi için irade göstermeyen parti liderlerini gerçek demokrasi görevine davet etmek üzere bir kampanya başlatmış.

Bugüne kadar ne kampanyalar yapıldı umursamadılar. Siyasette de, iş alanında da, eğitimde de kadınları kasten geride bıraktılar.

Onların giyimi, inancı üzerinden siyaset yaparken en temel haklarını vermediler. Türkiye’de kadınlara, kız çocuklara karşı işlenen suçlarda bile “suçluyu cezalandırmak” yerine mağdur kadınlar bir kez daha mağdur edildi ve bu alışkanlık haline geldi... Hiçbir siyasetçi tepkisi duymadık.

Ama bu kez KA-DER haksızlığı dünyaya duyurmayı mutlaka başarmalı. Kendisini ilgilendirmeyen yargı kararlarında bile Türkiye’ye uyarıda bulunan AB bakalım asıl ilgilendiren bu konuda uyaracak mı?

KA- DER’in kampanyasına sağduyulu tüm gazetecilerin ve vatandaşların destek vermesi gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR