‘Madem öyle, biz de böyle’ çıkarması!

Haberin Devamı

Bir hükümetin Türkiye’de ortaya çıkan tepki hareketine, büyük kitlelerin “baskılardan, polis şiddetinden, adaletsizlikten” bunalması sonucu sokaklara dökülmesine iki şekilde bakması mümkündü.. 1- Akılcı ve sakin şekilde yaklaşarak, inatlaşmadan kaçınarak, her tür tepkiyi sabırla kabullenerek olumlu mesajlarla direnişi durdurmaya çalışmak.

2- Yine aynı hatayı sürdürerek o büyük kalabalıkları dışlamak, gövde gösterileriyle “bakın bizi de hala destekleyen sizin gibi kalabalıklar var” havasına girmek.. Daha önce neler söyleniyor, kendisine oy vermeyenler nasıl aşağılanıyorsa, “hangi hakaretler milleti galeyana getirmişse” aynen devam etmek.. Bunun üstüne bir de her seçim öncesinde yapıldığı gibi milleti “din-inanç” üzerinden tahrik etmek.. Başbakan Erdoğan ne yazık ki ikinci yolu seçti.

Gerçek demokrasi olsaydı..

“Gerçek demokrasi” lerde seçilmiş bir hükümet kendisine oy veren vermeyen tüm vatandaşlara eşit davranır, seçildiği andan itibaren kitleleri ayrıştırıp kutuplaştırmayı aklına bile getirmez.. Bizde ise her “ulusa sesleniş” veya her “grup toplantısı” birer seçim konuşması halinde, kitleleri bölerek, birini diğerine şikayet ederek, bugün bir neden bulunamıyorsa “70-80 yıl öncesinden, tarihten suçlamalar bulup çıkararak “ geçiyor, böyleydi, maalesef yine böyle devam edeceği belli oldu.

Maalesef diyorum, çünkü bu ülkede yaşayan vatandaşlar olarak hayatımızın bir günü bile huzurla, endişesiz geçmedi.. Her gün yeni bir kavgaya, yeni bir üzücü olaya uyandık.

Milyonlar toplansa ne olur?

Cumartesi’den başlayarak tanıdığım birçok kişinin verdiği şu haberi duyuyorum; cep telefonlarına; “Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan 9-6-2013 Pazar günü Ankara’ya geliyor. Karşılamak için saat 17’de Altınpark Anfa’da (Altınpark’ın girişi) buluşalım” diyen mesajların geldiğini.. Başbakan’ı karşılamak için İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki gibi bir “nispet kalabalığı” toplanacak ve bu adeta “kendiliğinden olmuş gibi” bir hava verilecek..

İyi de Ankara’da Başbakan’ı on binler değil, milyonlar karşılasa bile, yeni bir seçimde yine tek başına iktidar olmaya yetecek oy alınsa bile bu durum; Taksim Gezi Parkı’nda polisin “gencecik insanların gözünü çıkaracak, beynini dağıtacak bir şiddet” uygulaması sonunda ülke çapına ve hatta diğer ülkelere yayılmış bir “şiddete, baskıya, hukuksuzluğa ve Hükümet’in bunlara göz yumarak hala inatlaşmasına” karşı yapılan ve tarihe geçecek bir hareketi silebilir mi?

Yaratıcılık mı istiyorsanız alın!

Ankara’da Başbakan’ın karşılanması öncesi toplanan kalabalıklar arasında yayın yapan Beyaz TV ve diğer bazı kanallarda yukarda anlattığım tabloyu yaratmaya çalışan ve adeta “Halk TV’nin olaylar boyunca yaptığı yayınlara da nispet havasında” yorumlar veren haberleri izledim. Seçilen ve “Niye geldin, ne söyleyeceksin” diye sorulan konuşmacılar sanki ezberletilmiş gibi “Başbakanımızı yedirmeyiz” dedikten sonra övgülerini sıralıyorlar.

O arada “Duruşun çapulcuları korkutuyor” benzeri, sanki rekabet eden iki halk grubu varmış ve o süreçte dikkat çeken yaratıcı pankartlar böyle özel çalışmalar sonucu yazılmış gibi yazılmış pankartları okuyorlar ve sunucu “yaratıcılık mı istiyorsunuz, işte size yaratıcılık” diyor.. Tamamen Hükümet’in çözebileceği, onun yarattığı sorunlara yönelik doğal tepkileri “parti rekabeti” havasına sokma, kitleleri bölüp kutuplaştırma gayreti..

En kolay kaçış; din..

Başbakan Erdoğan Ankara’ya indiğinde yaptığı konuşma da bu hazırlıkları aynen doğrular nitelikteydi. Erdoğan aynen bir seçim mitinginde söylediklerini-söyleyeceklerini tekrarladı ve yine dini duyguları kaşıyarak en kolay yoldan işin içinden sıyrılma yöntemini seçti.. Kim saldırmış? Kim bu şekilde camiye girmiş? Bunların hiçbiri bilinmiyor, hiç duyulmadı ama o “Benim başörtülü kızlarıma saldırdılar, Dolmabahçe Camii’ne bira şişeleriyle girdiler, bize kapatma davası açıldı, AİHM bile siyasallaştı ve o yönde kararlar verdi” sözlerini söyleyebildi.

AİHM gibi gerçekten bağımsız ve uluslararası en yüksek yargı kurumunun “laik rejimlerde devlet kurumlarında olması gereken dini kıyafet ve uygulama kısıtlaması” kararları için bile “siyasallaştı” etiketi yapıştırılabiliyorsa söylenecek söz kalmamış demektir. “Halkın demokrasi isteğinden doğan tepkiler” de bile rakip partiye yükleniliyorsa söyleyecek şey yoktur.

Kimin inanca saygısı yok?

Dün de Hüseyin Çelik nereden gerektiyse “dindarlara da, dinsizlere de saygılıyız” demişti..

Başbakan benzer şekilde böyle bir olayda nereden inanca geçiş yaptıysa, Müslümanlık’ta kesin şekilde “başkasının inancı yargılanamayacağı, bu hak kimseye verilmediği” halde “Bunların inanca saygısı yok” dedi.. “Düşünceye de saygıları yok, düşünce hürriyetinden korkarlar” diye devam etti. İyi ama zaten Gezi Parkı olaylarını büyüten neden “düşünce ve her türlü özgürlüğün ortadan kalkmış olması” .. Sadece bu yüzden dünyada “hapis gazeteci” sayısında Türkiye’nin liste başı olması.

“Medyanın nasıl bir baskı altında olduğunu” AB bile Başbakan’a söylüyor, bu olaylarda da görülmedi mi? “Hukuk içinde sabrederek beklemek” derken Türkiye’deki hukuksuzluk, mahkemelerin bağımlı hali “cezaevlerinde suç gösterilemeden yıllardır tutsak edilmiş yüzlerce insan” dan ve hatta Baro yönetimlerine bile açılmış davalardan belli değil mi?

Taksim göstericileri “polis şiddetine karşı koymak” dışında nereyi yakıp yıktılar ki bu söz tekrarlanıyor? Gelinen nokta son derece üzücüdür. Hükümet, bu tutum yerine Cumhurbaşkanı Gül , Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç , geç de olsa İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu gibi anlayışlı ve yapıcı bir havaya girse bu tepkiler durulabilirdi.

Olanlar son derece üzücü bir noktada maalesef!

DİĞER YENİ YAZILAR