Maç ve milliyetçilik!

Futbol konusu benim özel ilgi alanım değildir, uzman da değilim maç konularında... Ama bu, gördüklerimi söylemeyeceğim anlamına da gelmiyor

Haberin Devamı

Futbol konusu benim özel ilgi alanım değildir, uzman da değilim maç konularında... Ama bu, gördüklerimi söylemeyeceğim anlamına da gelmiyor.

Nitekim İsviçre-Türkiye maçından sonra "Neden özür dileyecekmişiz?" başlığıyla olaylar hakkındaki düşüncelerimi yazmıştım.

İnanılır gibi değil "Suçlu biziz, özür dileyelim" feryatlarıyla ortaya fırlayanlar bir maç olayında bile kendileriyle farklı görüşte olanları "milliyetçi bir açıdan bakmakla" suçlayabildiler.

Yazımdan sonra "Ama ben sizin yazılarınızla hep aynı görüşte olurdum, beni şaşırttınız" diyen, sanki VATAN'ın belli bir takımı varmış gibi "Galatasaraylı olduğunuz anlaşılıyor, sizin yeriniz VATAN gazetesi değil" diyen veya Fransa'dan mail gönderen Aziz Gör gibi "Suçlu olanın özür dilemesi suçu hafifletir ve suçluyu da en az mağdur kadar onurlandırır. Belki siz de dolduruşa geldiniz" diyenler oldu.

Öte yanda yazım için teşekkür edenlerin sayısı da hiç az değil. Bakın "eski bir futbolcu ve şu an antrenör olan" Şener Açar (ve eşi Nalan Açar) ne yazmış:

"Sayın Ruhat Mengi, 19 Kasım Cumartesi günü köşe yazınızı okudum ve çok mutlu oldum. Ne yazık ki sizin kadar onurlu ve gururlu bir yazıyı diğer yazarlarda göremedim(...) Sizi tebrik ediyorum. Yazdıklarınıza kefil olurum, böyle gurur verici ve uyarıcı yazıların takipçisiyiz."

Hepsini almam mümkün değil, kısaca 2 mektuptan daha alıntı yapıyorum:
Kadir Korkmaz, Cumartesi günü şunları söylemiş:

"Sayın Mengi, görüşlerinize tamamiyle katılıyorum. Avrupalılar karşısında kendimize bu denli acımasızca saldırıya geçmemiz sağlıklı bir özeleştirinin ürünü olmayıp, tamamiyle Avrupa'ya karşı yaklaşık 300 yıldır hissettiğimiz aşağılık duygusunun eseridir(...)

Çalışmalarınızda basanlar dilerim, saygılarımla."

İsviçre'den yazan Hasan Cemal isimli okurumuz da İsviçre'den önce Türk medyasının kendimize saldırıya geçmesine orada yaşayan Türkler'in inanamadığını söyleyen öfkeli bir mektup göndermiş.

Şeffaflık, dürüstlük!

Bunların yanında bana "Siz futbolda olayların üstünün örtülmesini mi istiyorsunuz. Ermeni olayları konusunda yazdıklarınız da aynı düşüncenin ürünü mü" sorusunu soran bile çıktı.

Şimdi bu durumda kısa bir cevap gerekiyor tabii... Yazdıklarımı hatırlatayım;

İsviçre'deki maçı izleyenler (isim de verebilirim) sadece üç beş kişinin değil bütün tribünlerin İstiklâl Marşı'mız çalınırken ıslık çaldığını, marşın duyulmadığını söylüyorlar. Fatih Terim'e orada küfür edildiği de haberlerde verilmişti. Bunun ve İngiltere-Türkiye, Leeds-Türkiye maçlarında yapılanların, o ülke medyaları tarafından gizlenmesine dayanarak ben de 'karşı taraf topluca inkâr ederken, oyunculanmıza maçlarda ve maç sonrasında atılan tekmeler, tokatlar gizlenirken bizim herkesten önce davranıp İsviçre maçındaki olayların tek suçlusu biziz diye bağırmamız alicenaplık, centilmenlik değil, saflıktır' demiştim.

'Olayları gizleyelim, hataları saklayalım' demedim. Ama düşüncem (aynen Ermeni iddiasında olduğu gibi) olayın karşılıklı olarak masaya yatırılıp tüm sorumluların, tüm hataların dürüstçe ortaya konmasıdır.

Ben yıllarca onların içinde yaşadım, kimse "daha dürüst, daha şeffaf" şovu yapmasın, bu konuda yazanların pek azı "Biz ne yaparsak yapalım Türkiye'ye karşı ön yargılarını kolay değiştirmeyeceklerini" benim kadar iyi bilebilir.

Hatamızı kabul edip, tek bir hatadan dolayı Şifo Mehmet'i veya futbolcularımızı yerle bir edeceksek önce onlardan da özür isteyelim. Cezaları ise ilgili futbol kuruluşları versin.

Şu İngiltere-Türkiye maçı sonrasındaki "soyunma odası kavgaları" na ait görüntüleri de tekrar izletsinler bize...

Futbolcularımıza saldıran İngiliz oyuncuların neden cezalandırılmadığını, takımdan atılmadığını, neden bunu istemediğimizi açıklasınlar.

Hataları saklamayalım tabii ama aptallığın da lüzumu yok!

Öğretmenlere Lions'tan tatil!

Lions Klübü (l 18-T, 118-E, 118-Y Yönetim Çevreleri) ve Arçelik, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden 118 öğretmeni İstanbul'a davet ederek 5 gün ağırlıyorlar. İstanbul'u hayatında hiç görmemiş olan bu öğretmenler 21-25 Kasım tarihleri arasında Vali Erol Çakır Öğretmen Evi'nde kalacak ve Dolmabahçe Sarayı'ndan Sultanahmet'e gemi ile Boğaz gezisinden resim sergilerine ve güzel restoranlara, eğlence-alısveriş merkezlerine kusursuz bir programla ağırlanacaklar.

Keşke Lions ve Arçelik'in faaliyeti diğer kuruluşlara da örnek olsa ve taşrada özellikle Anadolu'nun ücra köşelerindeki öğretmen ve öğrencilere İstanbul, Ankara, İzmir gibi iller gezdirilebilse... Bunu gerçekleştirenleri gönülden kutluyorum doğrusu!

DİĞER YENİ YAZILAR