Lojman için istifa eden bakan!

Vay, vay, vay... Neler oluyor dünyada haberimiz yok

Haberin Devamı

Vay, vay, vay... Neler oluyor dünyada haberimiz yok. Kapanmışız kendi içimize onun sevgilisi, bunun kavgası, öbürünün yolsuzluğu, berikinin hırsızlığı hepsini sindirmeye, hazmetmeye, bu arada da ruh sağlığımızı korumaya çalışarak, tam anlamıyla yuvarlanıp gidiyoruz.

Akşam gazetesinde gördüm haberi; Fransa'da Nicolas Sarkozy'den boşalan Maliye ve Ekonomi Bakanlığı koltuğuna oturan Herve Gaymard istifa etmiş. Haberin devamı şöyle:

"Bakanın 600 metrekare genişliğinde ve aylık kirası 14 bin Euro olan lüks bir konutu lojman olarak kullandığının ortaya çıkması siyaset dünyasında geniş yankı uyandırmıştı. Gaymard, aşırı lüks bakanlık konutuyla ilgili tartışmada hatalı davrandığını kabul ederek istifa etti..."

Yanlışa bakın şimdi... Hem adam bu kadar da küçük(!) ve önemsiz(!) bir nedenle istifa ediyor, hem de başbakanı çıkıp arkasına geçmiyor. Onu koruyarak yerinde tutmuyor. Siyaset bilmiyor bu adamlar bence, anlamıyorlar bu işten!

Oysa aynı gezegen üzerinde siyaset bilen, örnek alabilecekleri ne milletler yaşamakta. Örneğin; bunlardan birisi; Fransa'nın zenginliğinin eline su dökmek bir yana, onun gibi ülkelerden borç alan, oralara işçi gönderip "en istenmeyen işleri" kapışan, gırtlağına kadar borca batmış, üniversite mezunu işsizleri çöpten kâğıt toplayarak geçinen, naylon torbadan ev yaparak yaşayacak fakirlikte insanları olan bir ülke... Ama gönlü zengin(!) ve siyaseti biliyor.

Bakanlarına zaten 600m2'lik süper lüks lojmanları kendisi dağıtıyor. O da yetmiyor tarihî sarayları, konakları emrine veriyor. Her birini sayısız son model makam araçlarıyla, özel uçaklarla gezdiriyor. İsteyen bakanın kendi veya yakınları ihalelere giriyor, şirket kuruyor, o şirketler devletle iş yapıyor. Her bakan istediği insanları istediği işlere şıp diye oturtuveriyor. Kurulan şirketler ('nereden geldi, hangi parayla kuruldu' diye sorulmadan) trilyonlara satılıyor.. Bakanlar çocuklarına binlerce kişilik padişah düğünleri (ve sünnet düğünleri) yapıp sandıklarla altını açıktan açığa, fotoğraflarla belgeleyerek topluyor.

Şimdi bunları bilirken Fransa'da bir bakanın, böylesine eften püften bir nedenle istifa etmesi size aptallık gibi gelmiyor mu?

Geliyor... Ama işte o Fransa dünyanın en zengin birkaç ülkesi arasında... Çalışan insanları adalete güveniyor, emeğinin karşılığını adil şekilde alacağını biliyor ve mutlu yaşıyor.

Diğerinin, "örnek ülke" nin vatandaşları ise hem sürünüyor, hem de adalete inancını tümüyle kaybediyor.

Birinin siyaset dersi alması gerek ama kimin acaba?

Dışişleri hala ne bekliyor?
Ermeni soykırımı iddiasını "gerçek" olarak kabul etmesi için Türkiye'ye yapılan baskılar giderek artıyor. Geçen Cuma ve Cumartesi günleri Alman Hıristiyan Demokrat Birliği Başkanı Angela Merkel'in Alman Meclisi'ne verdiği ve Türkiye'ye soykırımın kabul ettirilmesini istediği önergeden söz etmiş ve 'hiç değilse Alman yazarlar tarafından yazılan kitapları okusunlar' demiştim.

Sayfa numaralarını da verdiğim kitap isimleri arasında "Zeytun İsyanı"nı başlatan Ermeni lider Aghasi'nin anılarının yer aldığı "Aghasi Zeitun" ile "Lepsius" da vardı. Hani şu Almanya'daki evinin önüne "soykırım" sözcüğü yazıldığı için Türk Dışişleri'nin "İki ülke arasındaki ilişkileri bozar" dediği, meşhur Türk düşmanı Dr. Lepsius...

Onunla ilgili birkaç cümleyi kendi arşivlerimizden değil, Frank G. Weber'in "Eagles on the Crescent" kitabından alalım:

"Lepsius Almanya'ya dönünce, kendisini Ermeni katliamını Alman halkına duyurmaya vakfetti. Yazdıkları çok kere güncel ve objektif değildi. Bunların çoğu Türkiye başşehrindeki Ermeni muhbirlerden geliyordu, çok büyük bir kaynağı da 1915 Temmuz'unda İstanbul'dayken kendisine Amerikan Sefiri Morgenthau tarafından verilip kendisinin tadil ettiği hususlardı (...) Lepsius Alman Şansölyesi'ne, 'eğer Almanya, Türkiye Ermenileri nezdinde popülarite kazanabilirce harpten sonra Rusya Ermenistanı daha kolaylıkla Alman himayesi altına girer' fikrini sattı."

İşte kendi yazarlarının Lepsius hakkındaki görüşleri. Almanya'nın hangi plânlarla bu olayların içine girdiğinin onların ağzından özeti.

Şimdi Zeytun İsyanı'nın Aghasi'nin anılarından alınan sonucuna bakalım (sayfa 306):

"İsyanın başından sonuna kadar Türkler 20 bin kişi kaybettiler, biz sadece 125 kişiyi kaybettik, bunların 65'i de kalleşçe mütarekede vuruldu."

Lepsius ise, isyanın liderinin rakamlarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir bilgiyi yazmaktan çekinmiyor ve Zeytun İsyanı'nda 6 bin Ermeni'nin öldüğü bilgisini veriyor. Aynı lider Aghasi, bu isyanın 2 Türk jandarmanın Ermeniler tarafından yakılmasıyla başladığını, isyanı başlatma misyonunu kendisinin üstlendiğini de açıkça anlatıyor.

İsyanı kendileri başlattığı ve Müslümanlar'dan 20 bin, Ermeni tarafından 125 kişi öldüğü halde bunu "kalleşçe mütarekede vuruldu" şeklinde yansıttıklarını görüyoruz. Olaylar Angela Merkel'in dediği gibi "plânlı" gelişmiş ama daha çok Ermenilerin Almanya, Rusya, İngiltere gibi ülkelerle birlikte yaptığı plânlarla... Buna karşılık propaganda, görüldüğü gibi müthiş.

Türkiye'nin yapacağı tek şey var; geçen hafta da belirttiğim gibi bu konuyu araştırmış tarihçilerin de katılacağı uluslararası bir "çözüm masası" istemek. Sadece oturduğumuz yerden nota göndermekle, bu konulara boşverip şimdiden "erken seçim" veya "cumhurbaşkanlığı" hayallerine yoğunlaşmakla olmuyor.

Dışişleri'nde ne yaptığını bilmediğimiz binlerce memurumuz var ama topluca yayılmış oturuyoruz. Hâlâ harekete geçmiş değiliz. Bu konuyu halletmedikleri, "Türkiye'yi Nazilerin yanına yazdırdıkları" takdirde gelecek kuşaklar kesinlikle bugünkü yönetimi sorumlu tutacaktır, bir kez daha hatırlatmış olayım.

DİĞER YENİ YAZILAR