Dünyadaki tek “laik-demokratik rejime sahip Müslüman çoğunluklu ülke” olan Türkiye’de, sanki daha önce birçok İslâm ülkesinde din diktatörlüğüne nasıl geçildiği, mahalle mahalle radikal dinciliğin nasıl yayıldığı ve rejimin karşısına dikildiği görülmemiş gibi “özgürlük, demokrasi, haklar” gibi kavram ve sözcükler demokrasinin yok olacağı noktaya varmak için kullanılıyor.
Siyasetçiler ile destekçileri bunu yapıyor ama bence tartışmalarda en çok dikkat çeken noktalardan biri; sanki demokrasiler sınırsız özgürlükler rejimiymiş ve hiçbir kısıtlayıcı kural olamazmış gibi “hak ve özgürlükler adına” türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasını isteyen liberallerin düştüğü çelişkili durum...
Onların hemen hepsi üniversitede türbanın serbest olması gerektiğini ama “kamu kuruluşlarında hizmet verenler ile lise, ilköğretim okullarına” bu özgürlüğün kesinlikle tanınamayacağını savunuyorlar.
OKUR AMA ÇALIŞAMAZ
Peki bu binlerce, onbinlerce öğrenci doktor, hakim, öğretmen, mühendis, mimar üniversite diplomalarını ceplerine mi koyacaklar? Kadın hakim, doktor, öğretmenlerin hepsi özel işyeri mi arayacaklar? Özel okullar Milli Eğitim’e, özel hastaneler de Sağlık Bakanlığı’na bağlı olduğuna göre ve bırakın hakimi, savcıyı türbanlı avukat bile mahkemelere giremeyeceğine göre neden yıllarca okuyacaklar?
Ayrıca, “Müslüman kadın”ın tarifi haline getirdikleri türban (ya da başörtüsü) dinin gereği olarak takılıyor ve ergenlik çağından itibaren gerekli olduğu iddia ediliyorsa hangi hakla lise ve ortaokulda “kesinlikle yasak” olduğunu söyleyebiliyorlar?
Bazı AKP milletvekilleri, belediye başkanları, iktidara yakın gazeteciler, son olarak Diyanet-Sen “Türban her yerde serbest olsun” dedi. Diyanet-Sen “Başörtüsü bir temel insan hak ve özgürlüğü meselesidir. Aynı zamanda Allah emridir, hayatın her bölümünde serbest bırakılmalıdır” şeklinde bir bildiri de yayınladı.
Kısacası “liberal”lerin ve “AKP’nin türbandan siyasi kazanç sağlamasını durduracağız” diyerek destek veren ama yine ilk ve ortaöğretim ile kamu kuruluşlarında hizmet verenlerin “kesinlikle türbanlı olamayacağını” söyleyen MHP’nin söylemleri çok kısa bir süre sonra hiçbir anlam ifade etmeyeceği şimdiden görülüyor...
SİZİ KİM DİNLEYECEK?
Üniversitede türbandan sonra devlet daireleri ve liseler gelecek, aksi mümkün değil... “Din, inanç gereği” olduğuna göre ve “kılık kıyafet nedeniyle eğitim hakkı engellenemez” dendiğine göre çarşaf da gelecek... O zaman ne diyecekler, nasıl durduracaklar bugünden bir açıklasalar ne iyi olur...
Bir de Avrupa İnsan Hakları Komisyonu kararlarında da belirtilen, Sözleşme’de bulunan “özellikle halkının büyük çoğunluğunun belli bir dini benimsediği ülkelerde bu dinin sembollerle veya dinî törenlerle açıklanması diğer öğrenciler üzerinde baskı oluşturabilir. Bunu önlemek ve yüksek öğretimde dinci akımların kamu düzenini bozmamasını sağlamak için laik üniversiteler kurallar koyabilir” şeklindeki 9. maddeye (Avrupa ülkelerinde şu anda böyle bir baskı olmadığına göre) neden gerek görülmüş onu da açıklamalılar.
Her sıkıştıkları noktada “bunları önlemek devletin görevidir” diyorlar ama önlemek üzere konmuş (ve üstelik en özgürlükçü ülkelerin sözleşmesinde de bulunan) şartların hepsi kaldırıldığında, olaylar ortaya çıkınca devlet nasıl önleyecek onu açıklamıyorlar.
Hem sınırsız özgürlük isteyip, sonunda antidemokratik ortamların yaratılmasını önleyici kurallara, hem bazı alanlarda özgürlüğe karşı çıkmak, hem de sınırsız özgürlükle çıkacak kaosu önlemeyi devlete bırakmak ve “o gün geldiğinde biz yine tepkilerimizi açıklarız” demek oldukça çelişkili bir liberallik anlayışı oluyor.
Siz konuşur, açıklarsınız da, o noktada kim dinler sorusunu da düşünmeleri gerekiyor.
Konu “Türkiye’nin geleceği” olduğuna göre bu cevapları şimdiden verseler diyorum.
Annelerin örtüsü, babaların cüppesi
Tabii bir de MHP’nin çelişkisi var ortada... Son olarak Devlet Bahçeli “sadece üniversitelerde türbana izin verileceğini” açıkladı ve “diğer okullarda, devlet dairelerinde kesinlikle olmayacak” dedi. Oysa MHP her ne kadar “kesinlikle olamaz” diyorsa da “Neden olamayacakmış” sorusu kısa sürede önlerine gelecektir. Kabul etmedikleri takdirde zaten dinin “en verimli siyasi malzeme” olduğunu anlamış olan parti (MHP dışındaki) yakın gelecekte “her şeyi tek başına halledecek” duruma da gelecektir.
AKP bugüne kadar bazılarının yaptığı “Türban annelerimizin geleneksel başörtüsüne benzemiyor, o siyasi simge” şeklindeki konuşmaları (yine usta siyaset bilimciler yardımıyla olmalı) pek güzel kullandı ve “üniversitede baş ‘çene altı’ndan bağlanacak” şeklindeki ustaca bir adımla golü attı.
Şimdi Erdoğan diyor ki “Annelerin başörtüsü isteniyordu, getirdik daha ne istiyorsunuz”...
Oysa o konuşmalar (her ne kadar yanlış bir tartışma ise de), kendisinin daha sonra “velev ki siyasi simge olsa yasaklayabilir misiniz” sözüyle anlattığı gibi forma şeklinde bir örnek bağlanan türbanın siyasi simge olduğunu anlatmak için yapılmaktaydı. Yoksa konu “din-inanç özgürlüğü” olduğuna ve nasıl bağlanırsa bağlansın “Kur’an emridir” denerek üniversitede serbest bırakılması istendiğine göre nasıl bağlanırsa bağlansın “dinî bir uygulamanın devlet yapısına taşınması” demektir.
Kelime oyunu yaparak halkı aldatmaktan vazgeçsinler, başlayınca annelerin başörtüsüne izin veren devletin annelerin çarşafına da, babaların cüppesine veya her tür “simge aksesuar veya kıyafetine” de izin vermesi gerekir.
Aksi takdirde neden sadece “annelerin başörtüsü ayrımcılığı”nın yapıldığını öğrencilerin sorma hakkı doğar.
Madem ki özgürlükler kısıtlanamaz, hiçbirini kısıtlayamazsınız.
Ayrıca Bahçeli’nin “Başın örtülmesinde yüz açık olacak, kimlik belli olacak, o nedenle çarşaf olamaz” sözü ne kadar anlamsız farkında mısınız?
Çarşaf peçesiz olduğu takdirde yüzü açıkta bırakır ve çene altından bağlanır.
Haydi açıklayın, ne kusuru varmış çarşafın?
Çünkü siz açıklamazsanız Denizli’de, Van’da çarşaflı miting yapanlar yakında nasılsa açıklayacaklar.

