Latife Hanım'ın günlüğü

Dedikodu gazetesi çalışmaya başladı bile. "Çok yakında Latife Hanım'ın anıları yayınlanacak" haberi çıktı ya, daha anılar yayınlanmadan dedikodu gazetesindeki tefrikalar neredeyse tamamlandı

Haberin Devamı

Dedikodu gazetesi çalışmaya başladı bile. "Çok yakında Latife Hanım'ın anıları yayınlanacak" haberi çıktı ya, daha anılar yayınlanmadan dedikodu gazetesindeki tefrikalar neredeyse tamamlandı.

Sanki gerçeğin ta kendisiymiş gibi anlatılan hikâyeleri, "anılar arasında bu da varmış" diye söylenenleri duysanız takkeniz uçar.

Ben bu konuşmaları sadece gazeteci olarak dinliyorum. Daha önce yine gerçekmiş gibi anlatılan, internet sitelerinde, TV programlarında "mühim haber, ciddi araştırma sonucu" gibi dolanıp duran ve sonunda asparagas olduğu anlaşılan haberleri dinlediğim, okuduğum gibi... Yani en az dörtte üçüne inanmayarak...

Hoş, ben fısıltı gazetesinden değil de, diğerleri gibi Internet'ten, TV'den, gazeteden de duysam, Latife Hanım'ın Atatürk'le ilgili anılarına 'tek taraflı haber' olarak bakarım ve inanmam. Şimdi hayatta değil, arkasından konuşmuş gibi olmayalım (anılarında ne yazdığını da henüz bilmiyoruz) ama; kısa süren evliliği içinde Atatürk'ün her hareketine karışmış, arkadaşlarından tercihlerine, yaşam tarzına kadar her şeyini tenkit etmiş, başkalarının yanında onu uyarmış, azarlamış, bağırmış bir eşin, bütün bunların neticesinde isteği dışında gelişen boşanmadan sonra gerçeği olduğu gibi yazabileceğine inanmak ne derece doğru olur?

İntikam duygusu
Terkedilmiş bir kadının hatıralarında intikam duygusunun ve başka tepkilerin yer almayacağına kim emin olabilir?

Çıkardığı ve Atatürk'ün isyanıyla sonuçlanan her kavgada, kendisini ailesinin evine gönderdiğinde yalvararak araya Salih Bozok'u koyup geri dönen, döner dönmez aynı tartışmaları sürdüren Latife Hanım'ın kıskançlıkla çıkardığı olayları, yine kıskançlıkla; Mustafa Kemal'i görmek için gelen Fikriye'yi Köşk'ün kapısından kovduruşunu ve Fikriye'nin bu nedenle intihar ettiğini bilirken, bu yapıdaki bir insanın doğru bir durum analizi yapabileceğine veya olayların gerçek yüzünü anlatmayı başaracağına inanabilir miyiz?

Atatürk, hayatı askeri okullarda, savaş meydanlarında sıkıntılar içinde geçmiş bir kahraman. Gerçek bir kahraman. Ama sonuçta o da hatalarıyla, günahlarıyla, sevaplarıyla bir insan. Ne yaşamış, ne yapmış olursa olsun kısacık ömrüne işgal altındaki, parçalanmış bir imparatorluktan genç, çağdaş, özenilen bir cumhuriyet yaratmayı sığdırmış bir insanı hiç kimse sıradan fanilere uygulanacak ölçülerle değerlendiremez.

Ne Atatürk gibi bir insanla evliliği "herhangi bir evlilik" le karıştıran Latife Hanım, ne de bir başkası.

Onun için ben Mustafa Kemal'in cevap veremeyeceği, doğrulayıp yalanlama imkânı bulunmayan özel yaşamına dair hiçbir bilgiye, "sır"a inanmam. İnanmayacağım gibi dinlemekle, okumakla bile ona saygısızlık yaptığım duygusuna kapılabilirim.
Bence, bugün bile dünya liderlerinin, adına saygıyla, takdirle andığı, düşmanı olan generallerin cenazesinde saygı duruşunda bulunduğu, böylesine özel bir insana ait bilgiler terkettiği karısının ağzından yayınlanmamak.

Özel yaşama saldırı
Basın, yayın özgürlüğüne kısıtlama değil söz ettiğim, çok özel bir insanın özel yaşam alanına "halka mal olmuş" bahanesiyle dalma ve üstelik fena halde yanılıyor ya da aldatılıyor olma hali.

Latife Hanım'ın evrak metrukesini tasnif için bilirkişi tayin edilen Prof. Dr. Reşat Kayner kendi insiyatifiyle anılarının 25 yıl süreyle yayınlanmamasını tavsiye etmiş. 25 yıl 2005 Şubat'ta bitiyor. İyi ama bugün 95 yaşında olan ve bu belgeleri incelemek üzere bir bilim kurulu oluşturulursa bunun içinde yer almaya istekli görünen Prof. Kaynar'ın, süre belirlemeye o gün için kamuoyu bilgisine sunmakta sakınca gördüğü belgelerin bugün "yakın tarih açısından önemli" diyerek açıklanmasına niçin tek başına kolayca karar verebiliyor?

Öyle ya, Atatürk'ün özel yaşamının, karısıyla arasında geçenlerin yakın tarihe değil, olsa olsa dedikoduculara bir katkısı olur değil mi?

Doğal ve helal!
Artık biliyorsunuz, köşemdeki hataları düzeltmeden geçmem. Okurlarınma "Ne demişler?" köşesinde' Yanlışlarınızı, hatalarınızı itiraftan çekinmeyin' sözleri yazarken kendi yazımdaki hataları görmemiş gibi davranmak olmaz.

Tekrar tekrar okunmasına rağmen bazen gözden kaçanlar oluyor, bazen de yazılar sayfaya yerleştirildikten sonra telefonla yaptığımız düzeltmelerde dizgi hatası olabiliyor.

Dünkü yazımda 'Halkın parasıyla finanse edilen bir özel TV kanalında 45 bin dolarlık hediyenin ne kadar da doğal ve helâl olduğu anlatılıyordu' cümlesinde "helâl" kelimesinin kaldırılmasını telefonla bildirdim. "Ve" bağlacı silinmeyip unutulunca 've olduğunu' şeklinde çıkmış. Özür dileyerek düzeltiyorum.

Bu arada, Avrupa ülkelerinde "hediye" konusunu araştırmaktayım. İngiltere'den gelen yazıda "Hediyelerin mutlaka Parlamento'da kayda geçirildiği, uygun görülmeyenlerin iade edildiği" bilgisi veriliyor.

Blair'in bedava seyahati
Bir örnekle birlikte... Cümleyi aynen yazıyorum:

"Tony Blair'in bir Fransızın davetiyle gittiği bedava seyahati kayda geçirtmeyi unutması skandala neden oldu."

İş adamlarıyla, büyük firmalarla yakın ilişkiler, çıkılan bedava seyahatler dahi nasıl dikkatte izleniyor görüyor musunuz/görüyor muyuz? Bunun için mi onlar güçlü bir Avrupa ülkesi, biz ise sürekli yalpalayan, bir türlü doğrulamayan Türkiye'yiz acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR