Lanetlemeyen suça ortak ve günahkâr!

Haberin Devamı

Hani ülkedeki neredeyse İran’ı, Irak’ı aratmayan “siyaset ve din” eksenli baskıları görmezden gelen veya “baskı gören polise gitsin” diyenler var ya, işte sadece bu olayın onları derin uykularından uyandırması lazım...

Gözlerini açmalarına bu da yetmezse zaten o gözler “açılmamaya kesin kararlı” demektir.

Okudukları “parkta içki içerken satırla saldırıya uğrayıp ölen, yaralanan gençlere ait” haberler, araştırmalarla ortaya konan baskılar, toplumdaki “radikal dinci, İslami baskı rejimi” yönlü dönüşüm, çocuk tecavüzcüsü Hüseyin Üzmez’in kendi gazetesi ve aynı anlayıştaki basın ile bazı kurumlar tarafından ısrarla korunması ve serbest bırakılması (hatta koruyan basının böyle bir vahşette bile “dine” vurgu yapması), binlerce camide okutulan yılbaşı kutlayanlara karşı kışkırtıcı hutbeler onları ayıltmaya yetmedi.

Son olarak pırıl pırıl 7 üniversiteli gencin yılbaşı gecesi doğalgaz kaçağı yüzünden hayatını kaybettiği olayın bile aynı anlayış tarafından önce “yılbaşı kutlaması”na ve bu konuda bir bilgileri olmamasına rağmen “içki içmiş oldukları”na bağlanması da Türkiye tablosunun vahametini anlatmaya yetmiyorsa söylenecek söz yok. Tehlike kendi kapılarına dayanana kadar beklesinler demekten başka...

İster görürsünüz, ister görmemekte ısrar edersiniz, durum o kadar dehşet verici bir boyuta ulaştı ki radikal dinci terör örgütlerinin söylemlerinden ve eylemlerinden farkı kalmadı.

Bir de insanları kışkırtarak yılbaşı kutlaması yapanlara saldırtmayı başarabilirlerse tıpatıp aynı olacak. Artık o noktaya gelindi.

Dini alet eden utanmazlar!

Çocuk tecavüzcüsü Hüseyin Üzmez’in (ki kendisi ağzıyla “nefsini ve şeytanı” suçlamıştır) serbest bırakılmasına neden olan Adli Tıp raporunu eleştiren Adli Tıp görevlisinin Adalet Bakanlığı tarafından cezalandırıldığı ortaya çıktı.

Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, İstanbul Tabip Odası’nda bir basın toplantısı yaparak “bu olayı ve Adli Tıp Kurumu’nun bütünüyle siyasi iktidara bağlı hale geldiğini, kadrolaşmanın bilimselliğin önüne geçtiğini” açıkladı.

Söz ettiği şey “raporların bilimsel değil iktidarın istediği yönde çıkması”dır ki bu da dünyada eşi benzeri görülmemiş dev bir Tıp yolsuzluğunu ortaya koyar.

Bu haberle aynı anda “Ankara’da 7 üniversiteli gencin ölmesiyle ilgili” akıl almaz konuşmayı yapan Doğalgaz Genel Müdürü Veysel Karani Demir’in istifa haberi geldi.

AKP’nin hiçbir konuda uzmanlığa gerek görmeden yaptığı partizanca kadrolaşmanın uzantısı olan ve önce “istifayı düşünüyorum ama Melih Gökçek karşı çıkıyor” diyen Karani muhtemelen gazetelerde çıkan çirkin açıklamasına gelen büyük tepki üzerine (Gökçek’in de konuşacak hali kalmaması üzerine) istifa etmiş. Yetmez!

Taliban’dan farksız!

Terör örgütü zihniyetinden farksız “yılbaşı kutlaması ve içki” vurgusunu yapabilen gazete ve kanalların bile bir adım ötesine geçerek utanmadan “Gençlerin her biri bir tarafa düşmüş, kimisi yerde, kimisinin üstü çıplaktı” diyen, bir de üstüne “Cuma’ya gitmekten” söz eden bu eski Genel Müdür ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Daireye ilk giren emniyet görevlilerinin “gençler giyinikti” dediği ve Doğalgaz kurumunun ağır ihmali yüzünden ölen gençleri bir de üstelik suçlu çıkaran bu hayasız zihniyete yalnız hukuki ceza da yetmez. Bu ahlaksızlığı ancak biz, o parti bu parti demeden, hiçbir ayırım gözetmeden toplumun kendisi düzeltebilir.

İnsafı, insanlığı olan ve yaşadığı toplumun hızla Taliban Afganistanı’ndaki anlayışa teslim olduğunu fark eden her vatandaş bu iğrenç söz ve uygulamalara karşı çıkmak, lanetlemek, üstüne düşeni yapmak zorundadır.

Yoksa hepimiz “geleceğimizi geri dönülmez şekilde karartmaktan kendimiz sorumlu” ve çirkin suçlara ortak olacak, bunların günahını da paylaşacağız!

NOT: Yukardaki konuların hepsini bugün öğlen 12.30’da Her Açıdan programında tartışacağız.

*****

AKP’nin sesi neden çıkmıyor?

Dikkat ettiniz herhalde, bunu da atlamış olamazsınız; AKP iktidarı ne skandal boyuttaki, Almanya’yı sarsan Deniz Feneri bağış yolsuzluğu, ne rüşvet alındığının mahkemece açıklandığı Siemens olayı ve büyük belediye yolsuzlukları, ne Adli Tıp’ın rezalet raporlarıyla serbest kalan çocuk tecavüzcüsü olayı ve ne de 7 üniversiteli gencin ölümünün gerçek nedeni olan EGO ihmali konusunda hiçbir şey söylemiyor.

Bu olayların ise bir ortak tarafı var; büyük bir kısmı “din istismarı” ile bağlantılı... Susarlarsa ya “içki içmişlerdi, üst kısımları çıplaktı” gibi yalanlar doğru kabul edilebilir veya sıranın “din sömürüsüyle toplanan bağışların çalındığı” yolsuzluğun Türkiye ayağına gelmesi unutturulabilir.

Aynı şekilde İstanbul dahil birçok ilde görülen aşırı din baskılarını gösteren araştırma da suskunlukla karşılandı (iktidar yanlısı medya tarafından ise ısrarla yalanlandı).

Seçmen kütüklerindeki fahiş hatalar ve ortaya çıkan

6 milyon ekstra seçmen konusu da iktidarı hiç ilgilendirmedi.

Bu suskunluk belediye seçimlerine kadar sürecek kuşkusuz. AKP’nin gerçek tabanı dışında kalan kesimlerin oyunu da alabilmeleri için seçime kadar susmaları gerekiyor. Hele bir “belediyelerin çoğu” ele geçsin, güç iyice kayıtsız şartsız “tek elde” toplansın, ondan sonra göreceğiz nasıl da bülbül kesildiklerini ve hiçbir engele, kuruma kulak asmadıklarını...

Bekleyelim, az kaldı!

DİĞER YENİ YAZILAR