Kalıplaşmış tartışmalara en kolay, en popülist söylemlerle katılmaya oldum olası bayılırız. Yıllardan beri akla geldikçe veya zamanı geldikçe konular aynı sözlerle açılır ve kapatılır. Farklı bir görüş duymaya hasret kalırsınız.
Yaz sezonu geldi, yazlık eğlence mekânları arka arkaya açılmaya başlandı ya zengin-fakir, eğlenen-eğlenmeyen edebiyatı yine prim yapıyor. Ezberlediğimiz cümleler tekrarlanıyor. Neymiş efendim bir yanda fakirlik sınırında, gecekonduda yaşayan milyonlarca insanımız Laila'ya gidenleri, son model arabaları görüyormuş. Bu ne eşitsizlikmiş.
Tartışmaların gidişini görünce insanın içinden hep 'Bu tartışma başka türlü yapılmalıydı' duygusu geçiyor. Nedir esas mesele, rahatsızlık veren sorun; Laila'nın, Reina'nın veya benzer eğlence yerlerinin olması mı, açılması mı, insanların oraya gitmesi mi, açık olduklarında trafiğin tıkanması mı (yani trafik sorunu mu) yoksa gelir dağılımındaki uçurumlar ve başka nedenler mi?
Sonuncusu ise, onun tartışması bu değil. Diğerleri ise; böyle tartışma konusu olmaz. Toplumun farklı kesimlerini birbirine düşman hale getirmeye kimsenin hakkı yok. Her ülkede farklı gelir gruplarında insanlar var. Parkta yatanı var, sosyal meskenlerde bir odalı dairede oturanı var, otellerin kral dairelerinde, şatolarda yaşayanı var... Ama onlar bizdeki gibi birbirlerine düşmanlık beslemiyorlar.
Haa, neden beslemiyorlar bu tartışılabilir. Tartışılabilir ama tamamen farklı bir şekilde, çünkü bu konu yukarıda yazdığımız son soru ile ilgili.
Bunu tartışalım
Diğer ülkelerde, örneğin Avrupa ülkelerinde ve ABD'de gelir farklılığı olan insanlar birbirine bizdeki gibi düşmanlık beslemiyorlar. Eğlence yerlerine gitmeyen veya gidemeyenler diğerlerine diş bilemiyor, çünkü oralarda tek bir yolsuzlukla, iktidar partilerine yakın durmakla, tek bir belediye başkanlığı dönemi geçirmek veya belediyelere yakın durmakla, onlarla eş-dost, akraba olmakla, tek bir ihale veya imzayla, yalan, dolan, sahtekârlıkla trilyoner olmak bizdeki gibi kolay değil.
Adamın foyasını en yakınındaki dürüst adam korkusuzca ortaya çıkarır ve bu olduktan sonra da o kişi bir daha iflah olmaz. Oralarda hukuk devleti gerçekten var olduğu, sözde kalmadığı, toplum ise ilkelerine sahip çıktığı için iflah olmaz. Haksız kazançları son kuruşuna kadar elinden alınır ve toplum dışına itilir.
Oralarda gelir dağılımındaki uçurumlar ve işsizlik gelen hükümetlerin birinci sorunudur. Bu alanlardaki performans grafiği hükümetin iş başı yaptığı gün çizilmeye başlanır. Ülke yönetmek isteyenler bu işi iyi bilmek zorunda oldukları için onlara bizdeki gibi aylarca alışma zamanı tanınmaz. Trilyonların bizdeki gibi her gün, her alanda buharlaşmasına göz yumulmayacağı, denetleneceği için paralar işsizlik sigortası gibi çözümlerde kullanılabilir.
Türkiye Avrupalı olduğunu iddia etmekle birlikte bu anlamda asla olamadığı için biz hep üzüm yemekle, bağcıyı dövmek konularını karıştırıyoruz.
Dövülmesi gereken Laila, Reina veya alnının teriyle kazanıp oralara eğlenmeye gidenler değil, gelir dağılımındaki uçurumları, haksız kazançları yaratan ve edinenlerdir. Yolsuzlukların, hortumların hesabını sormayanlar, kendi hesabını vermeyenlere yönetim teslim edenler, balığın baştan kokmasına neden olan "dokunulmazlık" zırhını kaldırmamakta ısrar edenlerdir.
Tartışmaları doğru zemine oturtmalıyız!
Laila ve Reina... Günah keçileri!
Kalıplaşmış tartışmalara en kolay, en popülist söylemlerle katılmaya oldum olası bayılırız. Yıllardan beri akla geldikçe veya zamanı geldikçe konular aynı sözlerle açılır ve kapatılır. Farklı bir görüş duymaya hasret kalırsınız
Haberin Devamı

