Laiklik olmayınca ne oluyor?

Dün Marmara Üniversitesi Basın Yayın bölümünden bir 2. sınıf öğrencisi verilen bir ödev için benimle röportaj yaptı

Haberin Devamı

Dün Marmara Üniversitesi Basın Yayın bölümünden bir 2. sınıf öğrencisi verilen bir ödev için benimle röportaj yaptı. Sorduğu sorulardan biri “Rejim ‘laik/demokratik’ olmasına rağmen neden bütün tartışmalarda demokrasiden çok laiklik üzerinde duruluyor” idi.

Ben de ona son dönemde iktidar partisinin uygulama ve açıklamalarının “laiklik”le ilgili tartışmalar yarattığını, bu nedenle de ülkenin ilk kez bir rejim kaygısına düştüğünü anlattım. Sonra da ‘Demokrasi olmadan laiklik olabilir ama laiklik olmadan demokrasi mümkün değildir’ cevabını açıklamalı olarak verdim.

Aynı cevaba Başbakan Erdoğan’ın kısa süre önce söylediği “Tutturmuşlar laiklik diye, Hitler Almanyası da laikti” şeklindeki sözler de dahildi. Bu doğrudur ama Hitler Almanya’sı demokrasinin olmadığı laikliğe örnek gösterilebilir, Türkiye’yi özenilen (tek Müslüman çoğunluk-laik-demokratik) ülke yapan özelliği ise ikisinin birarada bulunmasıdır. Laiklik, çoğunluk baskısını önleyen; yüzde 1’in haklarını ve huzurunu da, yüzde 99’unkiler kadar koruyan ilkeleridir rejimin... Diğer Müslüman ülkelerde mezhep farkından dolayı aynı dinden insanlar birbirini öldürürken Türkiye’nin bu olaylardan uzakta oluşunun da nedenidir.

Müslüman ülkelerde özellikle, laik-demokratik rejim olmadığı zaman neler olabileceğine güzel bir örneği dünkü Radikal’de gördüm. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir grup medrese öğrencisi genç kız ve erkek bir genelevi ellerinde sopalarla basarak, kapıları kırarak “şeriat uyarınca ahlaksız eylemleri durdurma hakları” olduğunu söylemiş ve genelev sahibinin küçük torunu dahil birçok kişiyi rehin almışlar. 20 yaşındaki öğrenci Sema Zübeyir “Onları yakalamak için hükümetten yetkimiz yok ama dinimiz bize bu yetkiyi veriyor” demiş.

Olayın “genelev” boyutunu bir kenara bırakalım. Aynı öğrenciler son günlerde civardaki dükkanları da “İslâm dışı” olarak niteledikleri “müzik ve video CD’leri” satmamaları konusunda da uyarmışlar. Başka neler olabilir; Afganistan’daki gibi sinema, tv izlemek, evine resim asmak, kadınların çalışması, kadınların erkek doktora gitmesi (böylece kadın doktor da çalışamadığı için hastalanan kadınların ölmesi) gibi daha çok şey...

Bu fotoğrafa dikkatle bakın; üst kat balkonlarda da aynı kadınlar var... Bugün karaçarşaf giyenler sadece türban ve pardesüyle tesettür uygulayanları yeterince dindar bulmuyorlar. Türbanlılar ise türban takmayanları... Laiklik olmasa nerelere varılırdı iyi düşünmek lâzım!

***

Kadınlar kadınlara karşı!
Bakıyorum da bazı kadın meslektaşlarımız siyasette kadın kotası konusunda Başbakan Erdoğan’dan hiç farklı düşünmüyorlar.

Örneğin; KA-DER’in başka çare olmadığını görerek “Meclis’e girmek için bıyıklı mı olmak lâzım”ı anlatmak üzere hazırladığı bıyıklı kadın kampanyası bu kadın kuruluşunu kıyasıya eleştiriyorlar.

Genellikle soruları şu; “KA-DER neden türbanlı kadınları da kampanyaya almıyor”... Aslında bu yazar arkadaşlarımız da “Neden kadınların İslâmi kimlikleriyle politika yapmasına karşı çıkılıyor” sorusuyla sadece türban takmadıkları için diğer kadınları “İslâmi kimlik”ten soyutlama hatasına düşüyorlar. Oysa bir dinî kimliği gösterecek işareti taşımıyorsunuz diye ondan soyutlanmış sayılmazsınız.

Öte yanda aynı arkadaşlarımız bu ülkede siyasette, Meclis’te dinî simgeye izin vermeyen bir laiklik kuralı olduğunu da unutmuş gibi yazıyorlar. Sanki ilgili Anayasa maddesi değiştirilmiş gibi.

Böyle bir imkân yoksa KA-DER neden mevcut olmayan bir konuda kampanya yapsın?

Hele “kota”yı cinsiyet ayırımcılığı sayıp insanlara bu kategoride (cinsiyet) özel hak verilmesine karşı çıkan kadınlara inanamıyorum. Bugüne kadar siyasi cinsiyet ayırımcılığına susup da “Artık bu haksızlık düzeltilsin” diyene itiraz etmek erkeklerden önce kadına mı düşüyor?

İşte her ülkede kolayca kazanılan kadın haklarının Türkiye’de gecikmesinin bir nedeni de budur. İş mücadeleye gelince asıl konuya odaklanan pek az olur!

***

Cumhurbaşkanlığından vaz mı geçti?
Biliyorsunuz Başbakan Erdoğan’ı da tüm liderleri sırayla konuk ettiğim ve etmeye devam ettiğim TV programımda ağırlamak istedim.

Başbakan’ın Basın Danışmanı Akif Beki’yle görüştüğümde kendisi bana “Davet eden başka programlar da olduğunu, bunlar arasında karar verip sıraya koyduklarını, beni de sıraya alacaklarını” söylemişti.

İki gün önce “Başbakan’ın üç ay süreyle dolu olduğu” haberi geldi. Olabilir, önünde bir seçim süreci var belki gerçekten her saati doludur. Ama eğer dış seyahatlerine davet etmediği gibi “eleştirilerini beğenmediği yazar ve televizyoncularla” röportaj da yapmıyorsa bu onun demokrasi anlayışını gösterir.

Ben yalnız onun döneminde değil, her dönemde hükümetlerin hatalarını eleştirdiğim için bu seyahatlere hiç davet edilmedim. Kadın Başbakan Tansu Çiller tarafından bile...

Yine de Başbakan’ın “3 ay” yerine “önümüzdeki 7 yıl doluyum” demediğine sevindim... Olası bir kaosu önlemek için adaylıktan vazgeçmiş olabilir mi acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR