Laiklik neden gerekli?

Haberin Devamı

Sevgili okurlarım, bugün sizinle bana “bir makine mühendisi okuyucumuz” tarafından gönderilen mektubu paylaşmak istiyorum. Eğer mahalle baskısı konuşulacaksa bilmediğimiz, duymadığımız bu olayların konuşulması lazım, zira siyaset eliyle başlatılan ve topluma yayılan din baskıları artık çok daha farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor. Cumartesi günü gelen mektubu aynen yayımlıyorum:

“Sayın değerli köşe yazarı,

Konuya girmeden önce kendimi tanıtayım. Ben İstanbul’da ikamet eden bir makine mühendisiyim. Üniversite sınavına Fethullah Gülen’in FEM dershanesinin yurtlarında kalarak hazırlandım. Şirinevler’de bulunan Süleymanşah ve Fatih yurtlarında yatılı kaldığım sırada beş vakit namaz kılan, tam gün oruç tutan mümin Müslüman’dım. Sonrasında ise kazandığım üniversitede devrimci öğrenci faaliyetlerine katıldım. Bu dönemde protesto amacıyla kılık kıyafet yönetmeliğine karşı türbanlı öğrenci arkadaşlarımızla beraber YÖK’e karşı saf tutmuştuk.

Bu kısa bilgilendirmeden sonra yaşadığım talihsiz olayı sizlere arz edeyim; 6 Temmuz’da Cevizlibağ’dan bindiğim metrobüsün arka tarafında kayınbiraderimle ayakta dikilmiş Avcılar istikametine gidiyorduk. Bu arada dengemi sağlamak için önümdeki, yerden tavana sabitlenmiş demir korkuluğa tutunmuştum. En arka koltukta, kapalı bir bayan ile kocası veya nişanlısı olduğunu düşündüğüm ince bıyıklı bir bey oturuyordu (parmaklarında alyans vardı). Kayınbiraderimle sohbet halindeyken o sırada, arkada duran ince bıyıklı bey, kolumu indirmem için bana ikazda bulundu. Nedenini sorduğumda, tişörtümün arasından koltuk altımın göründüğünü söyledi. Şok halinde olayın idrakinde zorlandığım bu esnada tekrar aynı soruyu sordum. O da ikazın sebebi olarak, koltukaltı kıllarımdan kaynaklandığını ifade etti (fazlaca uzun da değil bu arada). Ben ise duvara çarpmış bir vaziyette sadece “nasıl yani” diyebildim. İnceltilmiş bıyıklı beyde meselenin temizlik, edep, haya ve imandan ibaret olduğunu, kolumu indirirsem sevineceğini söyledi. Sonrasında şaşkın vaziyette ince bıyıklı ama efendi olmayan beye yeterince ağzının payını verememenin pişmanlığı içerisinde metrobüsten inip evin yolunu tuttum.

Beni rencide eden bu talihsiz vakanın münferit ve sadece kendini bilmez iki meczubun münasebetsizliğinden ibaret olduğunu sanmıyorum. Bu topraklardaki bin yıllık varlığımız sürecinde yaşanılan hoşgörünün, insaniyetin, anlayışın yanında diyalektik kardeşleri sayılan yobazlığın, mürteciliğin, takiye siyasetçisine ait inanç sömürüsünün kökleri hâlâ kurumadığı görülüyor. Demokrasi ve laikliğin bir arada yaşamanın birinci öz koşulu olduğu ve de bir gün herkese lazım olacağını, şahsım adına tüm aydınların Mustafa Kemal’e bir kere daha minnet borçlu olduğumuzu ve o büyük insanı saygı, hürmet ve özlemle anmak istediğimi kamuoyuna duyurmak isterim.

Saygılarımla.”

Okuruma sormadığım için “istemeyeceğini düşünerek” ismini yazmadım, bir mahzuru olmadığını bildirirse onu da yazarım. Tişörtlü bir erkeğe bile müdahalenin ancak İran’da görülebileceğini düşünmez miydiniz? Ama bakın öyle değil. İşte gerçek mahalle baskısı budur. Ve maalesef artık ülkemizde yaşanıyor. İyi ki okurumuz bir kavgaya neden olacak şekilde davranmamış, yoksa kim bilir neler olabilirdi...

DİĞER YENİ YAZILAR