Gündoğan Akbaş dünkü “10. Yıl Marşı böyle söylenmez” başlıklı yazımla ilgili bir mail gönderen çok sayıda okurumuzdan biri. Önce okurlarımızın ilgisine teşekkür ediyorum. Sonra da Gündoğan Akbaş’ın mektubundan kısa bir alıntı yapıyorum, diyor ki:
“Çoğu gazete yazarı laiklik hakkında yazıyor. Aşağı yukarı hepsine ’laiklik nedir, bana ayrıntılı bir tanımını yapar mısınız’dedim ama nedense hiçbiri beni umursamadı, cevap vermedi. Yazınızda katıldığım şeyler de var, katılmadıklarım da. Size sormak istediğim laiklik tam olarak nedir? Saygılarımla.”
TV programlarında ve yazılarda sık sık değinmemize rağmen merak edenlerin oldukça fazla olduğunu düşünerek bu soruyu cevaplamaya çalışacağım.
Laikliği çok kısa ve net bir şekilde tanımlamak istersek (bu konuda etraflı bilgiler veren kitaplar vardır, birkaç cümleye sığdırmak zordur ama) şunları söyleyebiliriz:
- Devlet ve toplum düzeninin din kurallarına bağlı hale getirilmemesi.
- Din ve inanç konularının devlet yönetimine, devlet işlerine karıştırılmaması.
- Toplum düzeninin din kuralları üzerine değil akıl ve bilim üzerine inşa edilmesi.
- Devletin her din ve inançtan vatandaşa aynı özgürlüğü sağlamak için, onların din baskılarından uzak tutulması için her din ve inanca eşit mesafede durması yani bu açıdan tarafsız olması.
- Belli bir din ve inanç sahiplerinin devleti ele geçirerek diğerlerine baskı uygulama fırsatının ortadan kaldırılması. Ki bu sonuncusu özellikle nüfus çoğunluğu aynı dinden olan ülkelerde demokrasinin çoğunluğun baskı rejimi haline gelmesini de önlemek içindir.
Örneğin; “yüzde 99’u Müslüman (veya Hristiyan) olan bir ülkede kuralları Müslümanlar (veya Hristiyanlar) koyar” gibi söylemler laik rejimlerde bu nedenle kabul görmez.
Herhangi bir dine ait simgelerin devlet kurumlarında ve üniversitelerde kullanılmamasının en önemli nedenleri de bu son iki tanımdır. Ama dini, inancı siyaseten istismar eden bazı partiler bu tanımları saptırarak laik rejim gereği sanki sadece bir dine ait simgeler yasaklanıyormuş gibi kışkırtmalar yaratıp toplumlarda siyasi rant uğruna bölünmelere neden olabiliyorlar.
Olay budur!
Ne demişler?
Sevinci öğrenirsek başkalarına acı vermeyi unuturuz.
Nietzsche
Yurtta boykot!
Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Yurdu’ndaki fiyatların yüksekliğini daha önce yazdığımı hatırlıyorum. Bu yazıdan sonra da Rektör Bey’den söz konusu yurdun üniversite yönetimiyle bağlantısı olmadığını, buna rağmen gereken ilgiyi göstereceklerini anlatan nazik bir mektup almıştım.
Öğrencilerden bu kez “yurtta 8 gündür süren ’kantin ve idare işbirliği ile öğrencilerin sömürülmesine son verilmesi’amacını taşıyan boykot” la ilgili bir mail geldi.
İstekleri:
- Fiyatların normal seviyeye düşürülmesi,
- Yurtta çamaşır yıkayabilecekleri bir çamaşır odası,
- Gece karanlığa gömülen yurtların ışıklandırılması.
Hepsi bu kadar ve sonuçta insanca yaşamak, güçleri dışında fiyatlarla sömürülmemek de zaten zor şartlarda okuyan öğrencilerin hakkı. Kısacası yerden göğe kadar haklılar.
Üniversite değilse kim sorumludur bu Ziya Gökalp Yurdu’ndan bilmiyorum. Ama yurt idaresinin kantine bu konuda yardım ettiğini söylediklerine göre durum ciddi ve çözümsüz görünüyor.
İlgililerin ilgilenmesini bekliyoruz.

