Türkiye her gün hükümetle ilgili yeni bir skandal haberle çalkalanırken “sivil toplum” ne kadar ıssız ve sessiz farkında mısınız?
Girmek için yıllardır bin takla attığımız, her emrine uyduğumuz AB ülkelerinde veya ABD’de bu skandalların tek bir tanesi olsa; bir parti yasama (meclis), yürütme (hükümet), cumhurbaşkanlığını elinde tutarken bununla yetinmeyip yargıyı, üniversiteleri, medyayı baskı altına almaya, hatta “ele geçirmeye ve tümüyle etkisiz kılmaya” yeltense... Yüzlerce trilyonluk yolsuzlukların üstünü örtse... Devlet ve belediye kaynaklarını iktidarının seçim yatırımları için -hukuka karşı gelerek- seferber etse... Milletvekillerinin suç dosyaları ortaya çıkmasın diye “dokunulmazlıklar kalkmasın” mücadelesi verse... Ülkede çocuk ve kadın cinayetleri, tecavüzleri ayyuka çıkar insanlar birbirini boğazlarken “suçluların serbest bırakılmasını” görmezden gelse (ABD’nin California eyaletinde bir adam ‘polis köpeğinin ölümüne sebep olduğu için’4 yıl hapis cezasına çarptırıldı - geçen haftanın haberi)... Bırakın bunların hepsinin aynı anda yaşanmasını, bir tanesi olsa o toplumlar susar ve oturur muydu sanıyorsunuz? O hükümet yerinde kalabilir miydi?
Hangi tehdit, hangi baskı veya korku onları sindirebilir, susturabilirdi? Bütün toplum, başta sivil örgütleri olmak üzere ayağa kalkar ve hükümeti istifaya çağırırdı.
KUŞATMA
Yargıtay Onursal Başkanı ve Bilkent Öğretim Üyesi Sami Selçuk en demokrat, en ılımlı hukuk otoritelerinden biridir. Bugüne kadar AKP hükümetinin en olmayacak hukuki - siyasi eylemlerinde bile son derece dikkatli bir üslupla konuşmuştur. Bugün o bile “Türkiye’de yargı, yürütmenin kuşatması altında... Teftiş Kurulu Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğu, yargıç ve savcıları denetlediği sürece yargı bağımsızlığından söz edemezsiniz” diyorsa, “Adalet Bakanlığı müfettişleri yargıçlara not veriyor, onların hangi siyasi görüşte olduğunu, Tanrıya inanıp inanmadığını, oruç tutup tutmadığını rapor ediyor. Hiç kimsenin Tanrı ile ilişkisini bilemezsiniz. Bu sistem değişmelidir” diyorsa herkesin durup ciddi şekilde düşünmesinin zamanı gelmiş demektir. (Sami Selçuk, yargıç ve savcıların internette hangi gazeteleri okuduklarının bile bakanlık tarafından izlendiğini biliyordur herhalde.)
Yargı devletin (yasama ve yürütme ile birlikte) üçüncü erkidir ve artık yüksek mahkemeler dışında onun da bağımsızlığından söz edilememektedir.
Geriye ne kaldı söyler misiniz? Devlette iktidarın isteğe göre her tür değişikliğin yapılmasını, hatta yönetenler isterse rejimin bile adım adım değiştirilmesini hangi kurum önleyecek? Bir kaç yıla kadar Anayasa Mahkemesi üyeleri de tümüyle değiştirilirse iktidarı kim durduracak?
AL SANA DEMOKRASİ
Türkiye’de her alanda skandallar birbirini kovalarken toplumda ve sivil örgütlerde adeta kuzuların sessizliği hakim. Tam da istendiği, planlandığı gibi...
İşadamlarına “maliyeyi üstünüze gönderir, nasılsa bir açığınızı yakalar, bugüne kadar kimsenin rüyasında görmediği rakamlar uydurur, kökünüzü kuruturum ha” mesajı ilk günden bugüne kadar verildi... Ülkenin en büyük holdinglerine sahip işadamlarının tamamı sessiz, özgürce konuşamıyorlar.
Kadın kuruluşlarının başkanları “en haklı tepkilerinde bile” Başbakan tarafından paylandılar. (Yine de ellerinden geleni yapıyorlar ama) Adalet Bakanı’na ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na “en ağır suçluların, tecavüzcü ve katillerin, hortumcuların serbest bırakıldığı adalet nerede görülmüş?” çıkışı yapıp yargıdan adalet istemeleri gerekirken seslerini duyuramıyorlar.
Üniversite rektörleri iktidarın isteğine göre seçilip etkisizleştirildi, onlar da demokratik tepki veremiyor. Sadece iktidarın sesi YÖK Başkanı’nı duyuyoruz. Eh, bu durumda “uyandığınızda çok geç olacak” demekte haksız mıyım; söyler misiniz?.. Şşşşt ses etmeyin, uyuyanlar ve masallarla uyutulanlar erken uyanmasın!
Seçim döneminde istifa olur mu?
Dün yazdığım “Sıra Baykal’da” başlıklı ve Sevigen’den sonra Deniz Baykal’ın da “partisini ve arkadaşlarını düşünerek istifa etmesinin zamanı geldiğini” belirttiğim yazıya olumlu - olumsuz çok sayıda okuyucu tepkisi geldi.
“CHP Baykal’dan ibaret değil” diyenler, “Seçim döneminde istifa istenir mi, kavga çıkarmanın sırası değil” diyenler... “Baykal’ın yapacağı en büyük iyilik, yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu hazırlamasıdır” diyenler... Kısacası ne ararsanız var.
Onlara da hak veriyorum aslında, bir yanda yargıya kadar devleti, sivil örgütlerine, medyasına kadar milleti kuşatan, laik demokratik rejime karşı olduğu AYM kararı ile belgelenmiş ve yolsuzluklara kucak açmış bir parti varken, bunlara karşı çıkan en güçlü partinin “genel başkanı nedeniyle” yıpranmasına üzülüyorlar.
Ama dedikleri gibi CHP Baykal’dan ibaret değil. Bu partide genel başkanlığa ideal şekilde uyacak değerli isimler var... Baykal çekilse parti dışından da çok uygun adaylar çıkabilir, çağrılabilir. Türkiye’nin bu durumunda “parti içi - dışı” ayırımı yapmadan en büyük desteği alacak isim düşünülmelidir.
Ayrıca... Ben “hemen istifa etmeli” demiyorum, örneğin “seçimden sonra ayrılıp partisine yeni bir şans vereceğini” açıklayabilir. Bunu artık yapmalıdır. Sonsuza kadar orada kalamaz.
Yine ayrıca... CHP’ye oy verecekler şaşırmasın, başında o da olsa CHP bugün iktidarın tüm yanlışlarının karşısında duran, mücadele veren partidir. Oylar Baykal’a değil, partiye veriliyor. Söz konusu da ülkenin geleceği, ciddi tehlikeler var... Unutmamak lâzım!

