Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç dün “HSYK’da müsteşarı habersiz yakaladılar. HSYK kararı yargı darbesidir” demiş. Yüksek mahkemelere yaptıkları gibi istemedikleri bir karar çıktığında Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu için de “Anayasa’nın verdiği yetkiyi kullanırken bile” yargı darbesinden söz edebiliyorlar. Oysa asıl yargı reformunun “Adalet Bakanı ile Müsteşarı’nı HSYK’dan çekerek” yapılması gerektiğini ise Arınç “müsteşarı habersiz yakaladılar” sözüyle açıkça ortaya koyuyor.
Habersiz yakalanmasa ne olacaktı; daha önce defalarca yaptığı gibi HSYK toplantısına katılmayacak ve kararı engelleyecekti.
Tüm yüksek mahkeme temsilcileri, ülkenin en iyi hukukçuları “HSYK’nın ‘özel yetkili savcıların yetkisini alma’ kararı” için “doğru karar, yasalara uygun olan işlem yapılmıştır” açıklamaları yaptılar. Haydi bütün yargı kurumuna, hukukçulara el birliğiyle saldırı olduğunu göz önüne alalım, “tarafsız görüşlerine, bilime, hukuka bağlılığına bugüne kadar kimsenin itiraz edemediği” Yargıtay Onursal Başkanı, 50 küsur yıllık hukukçu Prof. Dr. Sami Selçuk’un da Anayasa’nın verdiği yetkileri yorumlayarak “Bir savcıyı görevlendiren merci görevden de alır. Bu onun gerçek yetkisidir... HSYK’yı oluşturan hukukçular en az 30 yıllık deneyime sahiptir” sözlerine ne demeli?
Acaba bütün bu en deneyimli hukukçular neden HSYK’ya destek veriyorlar? Ayrıca hükümetin sabaha karşı açıklama yapmasını gerektirecek kadar bu olaya müdahil olmasının ve HSYK ile uğraşmasının nedeni nedir?
HEDEFTEKİ YARGI!
Hani işlerine gelen kararlarda “Yargı kararlarına saygı duymak gerekir” diyorlardı, Anayasa’nın verdiği yetkiyi kullanan bir yargı kurumuna “suç işlemiştir” diyecek kadar saygısız davranmak bu sözle bağdaşıyor mu?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir de; nasıl ilgi kurduysa “Kutlu yürüyüş asla ve asla durdurulamaz” demiş. Bu dinsel anlam taşıyan, ‘kutsal yürüyüş’ sözüyle ne kastettiğini de millete açıklaması gerekir aslında... Cemaatlerin/tarikatların hukuka karşı bile sorumsuz olduğunu mu, yargının bile ancak “iktidarın istediği soruşturmalar açabileceğini” mi yoksa başka bir şey mi kastetti?
Bütün kurumları ve birçok kişiyi baskısı altına alan, bununla da yetinmeyip hepsini tek elden yönetmeyi hedefleyen, sıranın demokrasi için olmazsa olmaz “bağımsız yargı”ya geldiği kutlu yürüyüşlerine daha ne kadar susulacak?
Bütün bu gelişmeler içinde AKP Genel Merkezi’ne zarf içinde gönderilen mermiler ayrı bir olay. Ne zaman işler sarpa sarsa zarf içinde birilerine mermi gönderiliyor. Artık yerseniz!
FRANSIZ İHTİLALİ GİBİ
Cumhuriyet Başsavcıları, Yargıtay, Danıştay, YARSAV demeden en önemli kişi ve kuruluşların telefonlarının dinlenmesinden sonra Genelkurmay Başkanı’nın ses kaydının ortaya çıkması bir başka olay... Bir yandan ihbar mektupları, gizli tanıklar, telefon ve ortam dinlemesi yapılması ülkeyi Fransız ihtilali ortamına çevirdi.
Türkiye, kimsenin konuşamadığı, herkesin komşusundan/akrabasından bile şüphelendiği bir ülkeye çevrildi.
CUMHURBAŞKANI İHBAR EDİLSE!
Eski DGM Savcısı Mete Göktürk NTV’de “Bu savcılar özel yetkilidir, HSYK yetkilerini almakla yanlış yaptı” dedi. Daha sonra da Anayasa’nın 250’nci maddesinin; “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişiler saklıdır” hükmüne rağmen, “251’inci madde açıktır, ben hukukçulara hayret ediyorum, burada şüphelinin konumu, sıfatı ne olursa olsun özel yetkili savcılar soruşturmayı yapar, arama ve tutuklama talep edebilir, her türlü yetki verilmiştir” diye devam etti.
Hükümetle ve medyasıyla tıpatıp örtüşen görüş bu... O zaman bazı hukukçuların dile getirdiği şu soru geliyor akla; Eğer bu mantık doğruysa aynı mantıkla, madem ki “hiç istisnası yok, konumu, sıfatı ne olursa olsun” deniyor, ya Cumhurbaşkanı ile ilgili bir ihbar gelse; “askeri sırları başka ülkelere sızdırıyor” ya da “Anayasal düzeni değiştirecek bir örgüt üyesidir” dense, özel yetkili savcı onu, konutunu arayacak ve tutuklayacak mı? “Gitsin Anayasa Mahkemesi’nde, Yargıtay’da yargılansın ama ben bu işlemleri yaparım” diyebilecek mi? Derse kabul mü edilecek? Ki Başbakan ve bakanlar için de aynı örnekleme geçerlidir. Haydi hep birlikte düşünsünler de sonra konuşsunlar!
HER AÇIDAN’DA BU HAFTA
21 Şubat Pazar günü Her Açıdan’da Türkiye’nin yaşadığı en karanlık, en tehlikeli dönemlerinden biri haline gelen içinde bulunduğumuz günlerin olaylarını tartışacağız. Programa: DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Onursal Başkanı Osman Şirin, İstanbul Barosu eski Başkanı ve tutuklanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in avukatı Turgut Kazan ile Galatasaray Üniv. Ceza Hukuk Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal konuşmacı olarak katılacaklar. Gerçekleri öğrenmek isteyen herkesi bekleriz.

