“Kuşkuyu giderin” diyorlar, haydi giderin bakalım!

Haberin Devamı

Bence en komik laflardan biri “Gelecekte baskı ortaya çıkar korkusuyla iktidarın atacağı adımlara karşı çıkamayız, baskı ortaya çıkacak olursa o zaman karşısında bizi bulur” sözü ve benzerleridir ve tabii bu komedi “görünen köy kılavuz istemez” durumları için birebir geçerlidir. Örneğin bir hükümet eğer evrensel, o güne kadar dünya ülkelerindeki gelişmelerden edinilen deneyimlerle hazırlanmış sözleşmelere, “aralarına girmek için çırpındığı” sorunsuz Batı medeniyetlerinin aldığı kararlara, kendi ülkelerinde yaptıkları uygulamalara sırtını döner ve “Ben bildiğimi okuyacağım, kimseyi takmam, hiçbir farklı görüşü dinlemem” derse, yapmak istediği eylemlerin sonucu da tabak gibi ortadaysa hala “durun bakalım neler olacak, peşin peşin itiraz etmeyelim” israrında olmak komiktir.

YALNIZ YARSAV’IN İDDİASI DEĞİL!

Dün Milliyet’in manşetinden verilen yazısında, yine Anayasa değişiklikleri sırasında “bu değişikliklerin yargıyı tümüyle iktidara bağımlı kılacağını, ağır baskıların ortaya çıkacağını” söyleyenlere şiddetle karşı çıkan ve demokratikleşme sağlanacağını iddia eden isimlerden biri olan Taha Akyol ise nedense Demokrat Yargı eşbaşkanı Orhangazi Ertekin’in açık ve net “baskı suçlamalarına” hiç değinmeyerek ve sanki Adalet Bakanlığı’nın kendi listesini eksiksiz seçtirmek için uyguladığı yöntemleri sadece YARSAV dile getirmiş gibi “YARSAV’ın öne sürdüğü; yürütme organının doğrudan seçimlere müdahalesi iddiası, ‘Bakanlık listesi kazandı’ havası kaygı vericidir, bu kaygı ve güvensizlik giderilmelidir” diyordu.

Aslında bunların olacağı elbette referandum öncesinden belliydi ama Taha Akyol ilk kez, artık olay açıkça ortaya çıktığında yürütmenin baskısına eleştiri getirdiği için şaşırtıcı bulunmuş ve talebi haklı olarak manşette yer almış. Seçim sürecini yakından izleyen YARSAV ve Demokrat Yargı mensuplarının somut şekilde olayı anlatmaları bile (Osman Can haricinde, o İstanbul Üniversitesi’ne geçmesi sağlandıktan sonra şimdi de “kim seçilirse seçilsin fark etmez” diyor, ne hoş değil mi, referandum öncesinde çarşaf çarşaf röportajlarda neden “çok fark ediyor”du acaba) Taha Akyol’a yeterince somut gelmemiş o da başka mesele. Herhalde Adalet Bakanlığı’nın kendi HSYK’sı “yüksek mahkeme üyelerinin her birini aynı oy sayısı ile seçtiğinde” onlar için yeterince somut bir gösterge sayılacaktır. Ve zaten yüksek yargı da bağımlı hale geldikten sonra, soyut ya da somut göstergenin, eleştirinin, tepkinin de bir anlamı kalmamıştır, konuşanların hepsi bunu bilmektedir.

Şimdi bekleyelim bakalım daha neler duyacağız.

***


Haşim Bey’deki müthiş değişiklik!

Artık “Nasılsa tüm kaleler fethedildi, sırtım yere gelmez” diye midir, yoksa Anayasa Mahkemesi’nin yeni üyelerinin yemin töreninde AKP hükümetinin yönetici kadrosu ile Cumhurbaşkanı Gül’ün önünde onları çok memnun edecek bir konuşma yapma isteğinden midir bilinmez, Haşim Kılıç bir döktürmüş, bir döktürmüş. “Değişime karşı çıkan statükonun kibirli mensupları” demiş, “halkı ikna edemiyorlar” demiş, “devletin kendini koruma anlayışının arkasına saklanarak bireylerin hak ve özgürlükleri yok edilemez” demiş. Demiş de demiş, çoğuyla da türbanı kastediyor ve yine bu konudaki kuralları sanki CHP keşfetmiş gibi aslında bir tarafa yaranmak için diğerini suçluyor.

Anayasa Mahkemesi için ise “Anayasa yargısı hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Bu yargı, gücü elinde bulunduranlara ölçülü ve makul olmayı öğretir” demiş, yani iktidarların “arkamızda parlamento çoğunluğu var, bu da halk her yaptığımızı onaylıyor demektir, istediğimiz yasayı çıkarır, anayasayı da en keyfi şekilde değiştirebiliriz” benzeri düşüncelere kapılması halinde onlara ölçülü olmayı, meclis çoğunluğuna sahip olmanın demokrasilerde “her şeyi yapma özgürlüğü” demek olmadığını öğretir diyor. Nitekim referandum öncesi, Anayasa değişiklikleri sırasında “Reforma ihtiyaç var ama tam uzlaşma gerekir, ben yaptım oldu demekle olmaz” sözleriyle doğru bir uyarı yaparak “açıkça taraflı” olduğuna inananları şaşırtmıştı ama şartlara göre yine dönüverdi... Her neyse, Anayasa Mahkemesi’nin “iktidarların bir dikta anlayışına geçmesine set çekmek üzere var olduğunu” söylemiş yine de...

Peki acaba bir soru sormamız mümkün mü kendisine? Bu Anayasa Mahkemesi üyelerinin hemen tamamı iktidar tarafından seçiliyorsa o zaman “ölçülü olmayı” hangi cüretle öğretecekler? Her ne kadar hukukçu değilse de bu kadarını düşünmüş olmalı, cevabı alabilirsek öğrenmiş oluruz hiç değilse!!

***


“Taslak dayatması olmayacak”mış!

İktidar partisinde konuşmasına izin verilen isimlerden biri olan Hüseyin Çelik türban konusunda AKP’nin muhalefet partileri ile görüşeceğinden söz ederken; “Bir taslak dayatmamız olmayacak. Bizim kendi mutfağımızda ürettiğimiz çözümü götürüp siyasi partilere sunma şeklinde bir temas olmayacak” dedi ki gerçekten çok önemli bir açıklama bu. Türbanla ilgili olarak “taslak dayatmasının, kendilerinin tek başlarına üretmesinin” sakıncalı olduğunun farkındalar da neden aynı farkındalığı ülkenin geleceğini, yönünü değiştirecek kadar önemli bir Anayasa değişikliğinde göstermediler ve inatla tek başlarına yapmakta israr ettiler? Aynı şeyi neden “emrivaki halinde ortaya çıkardıkları” açılımda yaptılar?

Nereye baksanız bir başka çelişki, biz saymaktan yorulduk, siyasetçiler hiç yorulmuyor. Ama sanıyorum muhalefet partilerinin türban konusunda da adımlarını tüm ihtimal hesaplarını iyi yaparak, sınırların net şekilde belirlenmesini isteyerek atmaları gerekiyor. Ne de olsa sonuçları bilinmeyen bir karar olacak bu!

DİĞER YENİ YAZILAR