Kuş gribi fedaisi doktorlar!

Günlerdir tesadüfen kuş gribi mikrobuyla karşılaşan insanlarımıza üzülmekle meşgulüz. Aynı zamanda, Türkiye'nin virüs görülen illerinden uzakta yaşayanlarımız bile "ya biz de kaparsak" korkusu içindeyiz

Haberin Devamı

Günlerdir tesadüfen kuş gribi mikrobuyla karşılaşan insanlarımıza üzülmekle meşgulüz. Aynı zamanda, Türkiye'nin virüs görülen illerinden uzakta yaşayanlarımız bile "ya biz de kaparsak" korkusu içindeyiz.

Bu arada bile bile virüsün içine dalmaya mecbur olanları hiç aklımıza getirmiyoruz oysa bakın neler yaşanıyor, işte Kars'tan bir kadın doktorun anlattıkları:

"Sayın Mengi,
Memur olduğum için adımı ve çalıştığım yeri kullanmamanızı özellikle rica ediyorum.

Kars'ın Arpaçay ilçesinde doktorum. Burası resmi olarak kuş gribinin bulunduğu bölgelerden biri (aslında Pazartesi günü tek bölge olduğunu yazmış ama şu ana kadar birçok bölgeye yayıldı). Bizi hergün ölümlerin olduğu köylere taramaya yolluyorlar. Eldiven ve maskemiz yok. Koruyucu giysiden bahsetmiyorum bile. Bakanlık tehlike olan bölgede 'sağlık personeli koruyucu amaçlı Tamiflu kullansın' diye yazı yollamış ama ilacın eczane satışı yasaklanmış. Bakanlık önce 50 tane, bugün de 100 tane Tamiflu yollamış. Müdürlük acil hasta ihtimaline karşı ilaçları elinde tutuyor.

Şimdi soruyorum; BİZ İNSAN EVLADI DEĞİL MİYİZ? Ben hastalık kaparsam bunun hesabını kim verecek? Memur olduğumuz için sesimizi duyuramıyoruz. Adımı kullanmadan sesimi siz duyurur musunuz?"

İhmalin böylesi
Elbette sesinizi duyururum, görevimiz bu! Dünyanın hiçbir ülkesinde vatandaşının canını bu kadar büyük bir tehlikeye, korunmasız şekilde atan devlet görülmemiştir.

Haydi Tamiflu bulamıyorlar (ki şehir eczanelerinde rahatça bulunan bir ilaç), doktorlara, görevlilere neden koruyucu giysi, eldiven, maske verilmiyor?

Her türlü israfa, lüks araçlara, uçaklara para bulunuyor da buna mı bulunmuyor?

Bir kere de bir olayda "Bravo, doğru zamanda doğru çözüm" demek için bekliyoruz ama YOK, YOK, YOK!

Sonra da "neden hastalık bu kadar çabuk yayıldı" diye merak ediyoruz. Ayıptır söylemesi salaklıktan!

Emirgan konserleri!
Geçen Cumartesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde bir konserdeydim. Emirgan Atlı Köşk'teki Müze'nin konferans salonunda Cumartesi akşamları ünlü klasik müzik veya caz gruplarının konserleri var. Ben Chilingirian Quartet'i dinledim. Babası İstanbullu bir Ermeni olan Levon Chilingirian tarafından kurulmuş; Haydn, Beethoven ve Ravel'den eserler çaldılar.

Müze'de 14 Ocak'ta Manan Petrescu Trio, 21 Ocak'ta Rerre Blanchard Trio, 28
Ocak'ta ise The Ahn Trio'nun
konserleri var.

İlgi duyanlar kaçırmasın. Picasso sergisini görmeyenlerin konserden sonra (veya önce) görmesi mümkün.

Sabancı Müzesi her şeyiyle dört dörtlük oldu. Buna, Genel Müdürü Nazan Ölçer'in imzası da diyebiliriz!

MTV'de bir star!
Birkaç gün önce "Dünya çapında genç yetenekler"
başlıklı yazımda adını Avrupa ve Amerika'da duyuran, önemli ödülleri toplayan iki genç opera sanatçımızdan söz ermiştim.

Aynı akşam MTV'de "World Chart Express" isimli dünya seçme müzik listesi programında Yalın m "Ben Bilmem" isimli şarkısı ve klibiyle 9 numarada yer aldığını izleyince gururum daha da arttı. Türkiye'nin adını "dünyanın en iyi pop şarkıları" listesine yazdıran sanatçılarımız da var artık...

Sadece bir Avrupa ülkesinde bile listelere girmenin ne kadar zor olduğunu bildiğim için bu başarının küçümsenemeyeceğini de biliyorum.

Torpil yapmadan, birilerine reklâm sağlamak için haksız ve yanlış seçimler yapmadan doğru şarkı ve sanatçılar seçildiğinde Eurovision'u kazanmanın zor olmadığını ise arük hepimiz biliyoruz.

"Fazla önemli değil" demeye kimsenin hakkı yok, Yunanistan kazanan şarkısının her ülkede çalınmasıyla bir yıldır ne büyük reklâm yapü görmüyor musunuz?

Karaköyüm'de bir akşam
Hiç tahmin etmeyeceğiniz bir yerde, hiç tahmin etmeyeceğiniz bir güzellik... istanbul'da yaşayanların çoğu aslında belli mekânlar arasında dönüp dururlar da gizli köşelerde ne hoş restoran ve kafeler olduğunu bilmezler. Keşke benim de bunların hepsini keşfedecek zamanım olsaydı... Ama en azından şimdi Karaköy'de bir hanın teras katındaki Karaköyüm'ü biliyorum.

Galata Köprüsü'nden Beşiktaş'a giderken Kemeraltı Caddesi üzerinde Karaköy'üm. Küçük terasta masanıza oturunca bir tarafta ışıklarla aydınlatılmış Galata Kulesi'ni, diğer tarafta Haliç'i, Topkapı Sarayı!nı. Sultanahmet Camii'ni görüyorsunuz... İnsanın, içine işleyen bu büyüleyici atmosferde yemeklere dikkat etmesi pek mümkün değil ama yemeklerin de çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Daha önce Maslak Pabetland'ın kafesini 17 yıl işleten Şeniz Lakay ile ortağı mimar Sevinç Baliç gibi iki zevkli ve deneyimli hanımın yönetiminde olan Karaköyüm'de mantının, hünkar beğendinin, etli yaprak dolmasının, kuru fasulyenin tadına doyum olmuyor.

Eskiden daha sık yazardım beğendiğim yerleri, demek ki daha huzurlu günlermiş onlar, yine de beni etkileyen şeyleri paylaşmak istiyorum sizinle.

Arkadaşlar da görsün! Karaköyüm'ü yazmamın bir nedeni de görür görmez sevdiğim bütün arkadaşlanmı buraya toplama duygusu hissetmiş olmam. Bir gün bunu mutlaka gerçekleştirmek istiyorum.

Galataport projesi gerçekleştiğinde Karaköy ve çevresi herhalde kusursuz bir güzelliğe sahip olacak. Şimdiden ayağımı alıştırmaya başladım ben... Siz de deneyin, hoşlanacaksınız!

DİĞER YENİ YAZILAR