Kürtlerle Türkler arasında savaş mı var?

Haberin Devamı

Türkiye’yi yavaş yavaş, alıştıra alıştıra sürükledikleri noktaya şaşırmamak, üzülmemek mümkün değil. Herkes demokrasinin arkasına sığınarak rejimden başlayıp üniter devletin ortadan kalkmasına kadar her konuda canının istediği faaliyeti özgürce yapıyor, kimse de ‘demokrasinin beşiği’ denen ülkelerde bile milletin huzurunu, devletin devamını tehlikeye sokacak bir özgürlüğün söz konusu olmadığını, demokrasinin anlamının da bu olmadığını hatırlamıyor.

BDP’liler Irak Cumhurbaşkanı Talabani ile görüştüler. Ahmet Türk “ Celal Talabani Türkiye’de ve Ortadoğu’da barışın sağlanması konusunda önemli bir misyona sahip cumhurbaşkanıdır, barışı, demokratik özerkliği konuştuk” dedi. Son bir iki yıla kadar Türkiye’de “terör sorunu” vardı, PKK terörü vardı, şimdi sanki ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları savaşa girmiş, neredeyse İsrail-Filistin savaşı gibi bir tablo ortaya çıkmış da koskoca Türkiye’ye barışı getirmek Talabani’ye kalmış gibi bir hava yaratılıyor.

Bu arada Kürt nüfus da bir anda 10-15 milyondan 20 milyona çıkarıldı, bu hızla bir yıla kalmaz ‘yarı yarıya’ yetişir.

BDP’nin “ırkçılık, ayırımcılık yapılmasın” derken kendisinin yaptığı ırkçı açıklamaların, Güneydoğu’da da ülke genelinde de yarattığı bölünme havasının nedeni; sonunda geldikleri “ayrı devlet, ayrı bayrak, ayrı meclis” noktası ile ortaya kondu. Bundan sonra tartışmanın yurt içinde de, dışında da bu “özerk Kürdistan”ın şartlarını kabul ettirme dayatması şeklinde süreceği artık görülüyor.
Birileri artık istedikleri kadar “Demokratik Özerklik Kongresi’nde alınan kararlar çözüme hizmet etmez” desin, onların romantik “çözüm” tarifleri rafa kalkmıştır ve yıllardır “işin aslını; meselenin ‘toprak ve ayrı devlet’ olduğunu örterek sorunu ‘demokratik haklar’mış gibi gösteren” destekçi medyaya da fikrini soran kalmamıştır. Bundan sonra çözüm adresleri değişmiştir, geçmiş olsun!

Ali Bayramoğlu’nun ileri demokrasisi!

Dün öğlen saatlerinde, ülkedeki olayları dikkatle izleyen, siyasi gelişmelere duyarlılığıyla tanınan bir sanatçı arkadaşım aradı ve “CNN’de ‘Medya mahallesi’ programında Ali Bayramoğlu sana hakaret etti, telefonla bağlanıp ‘orada olmayan bir meslektaşına haksızlık yapmaktan utanmıyor musun’ demek istedim ama program formatında yok diye bağlamadılar” dedi. Pek şaşırmadım, çünkü Ali Bayramoğlu ve onun anlayışındaki bazı isimler demokrasiyi dillerinden düşürmezler (basın özgürlüğü tarihe karışalı onu ağızlarına almıyorlar) ama bu onlara özgü demokrasi tarifinde “kendilerinden farklı görüşler” yok farzedilir.

Kendi klanlarından olmayan gazetecilere saygı yoktur, hatta selam vermek bile yoktur. Öylesine bağnaz, köktenci bir saplantı içinde TRT’de ya da kendilerini pohpohlayan diğer kanallarda, ezberlemiş gibi aynı sözleri tekrarlayan klan mensuplarıyla al gülüm-ver gülüm yaparlar. İktidar partisinin icraatlarını doğal olarak, mesleğin kuralı gereği tartışan programlardan delik bucak kaçar, hatta köşelerinde klan üyelerine de bu yönde akıl verirler.
Neyse, programda Hasan Cemal’in yazısından söz edilirken Ayşenur Aslan’ın benim “Özerk Kürdistan” açıklamasıyla ilgili yazımı” hatırlatması ve “Ruhat Mengi de böyle yazmış” demesi üzerine birdenbire celallenerek “Ruhat Mengi ile Hasan Cemal’i karşılaştırmak bana ağır geliyor” demiş. Ayşenur Aslan dürüst bir gazeteci olarak itiraz etmiş ama pek sinirli karşılıklardan kurtulamamış.

Nitekim ben TV’yi açtıktan sonra da Ayşenur Aslan’ın sorduğu her soruya verdiği saldırgan cevaplarla onun da sabrını taşırdı ve “Her soruma böyle cevap vereceksen konuşmayalım” demek zorunda bıraktı. Bu söze rağmen sinirli yüz ifadeleri, panik atak halindeki rahatsız vücut diliyle izleyenleri de tedirgin etmeyi sürdürdü. Cevap hakkı doğduğu için telefonla bağlanıp kendisine ‘açıkla bakalım Ali Bayramoğlu, 13 yıl Sabah’ta, 10 yıla yakın zamandır Vatan’da köşe yazarlığı yapan ve gazeteciliğe senden çok önce başlayan bir meslektaşını hangi nedenle karşılaştıramıyorsun, bu rahatsızlığın hangi iberal, demokrat anlayışa sığıyor” diye sormak istedim ama süre bitmişti, bugünkü programa kaldı.

SALDIRGANLIĞIN NEDENİ

Bir kere orada olmayan bir meslektaşına hakaret anlamında konuşması ayıbın en büyüğüdür. İkincisi ben karşılaştırmalardan hiç hoşlanmam, okuyucu-izleyici her yazara vereceği yeri iyi bilir ve bazılarını “belli gruplarla karşılaştırılmayacak” konuma getirir. O bazıları; hiçbir iktidarın adamı olmayan, rüzgara ve çıkara göre fırıl fırıl dönmeyen , ülke adına gerçekleri yazmaktan çekinmeyen gazetecilerdir. Onlar “farklı düşünceye saygılı, onları ve söyleyenleri yok sayma veya çaresizlik içinde hakaret etme gereği duymayan”lardır. Saygınlıkları buradan gelir.

Ali Bayramoğlu benzerleri Prof Dr Binnaz Toprak bir gazetede yazmaya başladığı gün ona da saldırıya geçtiler, farklı görüşteki herkese bilim insanlarına bile bir saldırı ve sindirme politikası sürüp gidiyor. Bayramoğlu’nun ekrandaki “programın sahibine karşı da” takındığı saldırgan tutumu görünce ‘acaba nedeni bugüne kadar millete Kürt sorunu adı altında anlattıklarının masal olduğu ortaya çıktığı için mi böyle panik halinde’ diye düşündüm. Zira artık hiçbir sözlerine inandırmalarının mümkün olmadığını görüyorlar.

AĞIR GELİYORSA!

Bu konuda tevazuya gerek olduğunu sanmıyorum, eğer mutlaka karşılaştırma yapmak istiyorsa; kendisinin ve arkadaşlarının yaptığı TV programlarının izlenme oranı ile benim yaptığımı bir zahmet karşılaştırıversin. Hem de bir yıllık tüm programları. Hem de onların grup halinde, benim ise tek başıma yaptıklarımı... Ama TRT’deki “sıfır reytingli” olmakla beraber israrla sürdürülenlere bakmayabilir.

Halkın “kime güvenip, takdir ettiğini gösteren” sonuç ona hak ettiği cevabı verecektir. Ama kendisi; saygısızlığını, hakaretini hakime de anlatacak o ayrı mesele!

DİĞER YENİ YAZILAR