Kürt sorunu, Anayasa değişikliği ve çelişkiler

Haberin Devamı

Pazartesi günü “Türkiye’nin gündemindeki önemli olayları” SP Genel Başkanı Numan

Kurtulmuş’la tartıştığımızı belirtmiştim.

Bu toplantıya biraz değinmek istiyorum. O gün ağırlıklı olarak açılım ve terör, Anayasa değişikliği, Gazze-Filistin meselesi, ekonomi ve dış politika konuşuldu.

Numan Kurtulmuş’un Kürt sorununa bakışı ve çözüm önerileri normal şartlar altında olunsaydı gayet mantıklı...

Kamuoyu araştırmalarında da görüldüğü gibi bölgedeki insanların en önemli sorununun aş ve iş olduğunu, acil bir ekonomik telafi programı uygulanması gerektiğini söylüyor, istihdamı arttırmak için devletin yatırım yapmasını ayrıca “toprak reformu”nun düşünülmesini öneriyor.

“Hiçbir etnik veya dinsel grubun sistemin dışına itilmemesini sağlayacak bir düzen ve Anayasa gerekir” diyor. “Türkler ve Kürtler’in makul çoğunluğunun kabul edeceği çözümler üretilmeli” diyor.

Bunların hepsi güzel ama BDP’nin “Biz bölünme istemiyoruz ama özerk bölgeler istiyoruz. Türkiye zaten 26 özerk bölgeye ayrılmış durumda. Arabuluculuk konusunda katkı sunabiliriz” açıklamalarının (ki bu bölgelerin belediye başkanlarının validen çok yetkisi olacak), “Apo’nun serbest bırakılıp siyaset yapması” isteğinin, Anayasa’nın ‘değiştirilemez’ maddelerinin değiştirilmesi isteğinin açıkça söylenmesinden sonra bu çözümlerin terörün bitmesine katkısı olur mu, onu tartışmak lâzım.

Bölge kalkındırılırsa uzun vadede katkısı olur ama şu anda en acil çözüm gerekiyor. Ayrıca örneğin Selahattin Demirtaş “Bölünme istemiyoruz” derken, “arabuluculuk” yapmaktan söz ettiği Apo’nun “ayrı bir devlet statüsünde özerk bölge” tarifini ‘Yol haritası’nda yaptığını unutmamak gerekir.

BOP’UN EŞ BAŞKANI

Kurtulmuş, “muhalefet partilerinin dışlanması”nı, “Ak Parti’nin dayatmaları”nı, ‘açılım’da bir eylem plânı olmadan ortaya çıkılmasını eleştiriyor.

Başbakan Erdoğan’ın “Kabul etmek gerekir ki bölge yeniden şekilleniyor. Ben de BOP’un eş başkanıyım” sözü için ise “Bunu söyleyen bir başbakan olacağıma hiç olmamayı tercih ederim” diyor.

Ama sonuçta SP olarak “yeni demokratik haklar getirdiği için açılımı desteklediklerini” tekrarlıyor.

Açılımın Meclis’e getiriliş şeklindeki dayatma yönteminden, içeriğinde ne olduğunu kendilerinin de anlamamasına kadar çok sayıda eksik ve hata dile getirirken aynı zamanda “desteklemeleri” çelişkili olsa da... Terör eşliğinde açılımın terörü arttırdığı görülse de...

O “Her şeye rağmen yeni demokratik hakların verilmesini önemsediklerini” söylüyor.

Aynı noktaya Anayasa değişikliğini konuşurken geliyoruz.

(Yarın bu konuya devam edeceğim.)



*****

Ataşehir neymiş meğer!


İstanbul’un Kadıköy yakasında, Boğaz Köprüsü’ne 10 dakikalık mesafede kurulmuş olan Ataşehir’i bugüne kadar hep başkalarından dinlemiş, sinema reklamlarında izlemiş, bir türlü fırsat bulup kendim görememiştim.

Son zamanlarda giderek daha popüler olduğunu, özellikle gençlerin daire tutmak, ev almak için ilk tercihi haline geldiğini izlemek ve kendi çocuklarımdan da dinlemek bende ciddi bir merak uyandırdı ama Ankara’dan kuzenim arayıp “Ataşehir’i görmek için İstanbul’a geleceğim, sen önden gidip bir gözlem yapar mısın” diyene kadar bunu hep ertelemiştim.

İyi ki söylemiş ve hatta her gün tekrarlayarak beni zorlamış. Gözlerimle görmeden, Türkiye’de böyle bir yerleşim mekânının, adeta uzay üssü havasında bir “şehir içinde şehir”in gerçekleştirilebileceğine inanamazdım.

Ataşehir NewYork’un Manhattan’ından farksız. Kendinizi bir anda gökdelenlerin arasında buluyorsunuz.

Tanıdıklarımdan hep Andromeda’yı duyduğum için ben o binayı görmeyi tercih ettim ama aslında zamanı olanların tüm binaları gezmesi lâzım bence... (Zamanı ve imkânı bol olanlar yeni yapılmakta olan ‘My Towerland’i de... Çekmeköy, Çengelköy gibi semtlerdeki villaları da...)

Andromeda’nın özelliği gençlerin ve yeni evli çiftlerin (ya da emekli, yaşlı çiftlerin) bir oda-bir salon dairelerde bile çok mutlu, dolu dolu bir yaşamı elde edebilecek olması. Açık ve kapalı olimpik boyutta yüzme havuzları, dev spor salonları ve ‘SPA’ları, tenis kortları, elektrikçiden marangoza teknik ekipleri, çevrede restoran, sinema her türlü imkânı ile “binayı terk etmeden tüm ihtiyaçlara sahip olma” fırsatı var. Çalışmayan kadınların evde sıkılma ihtimali kalktığı gibi, çalışan annelerin çocuklarına kreş, yuva aramasına da gerek kalmamış. Tam bir sosyal yaşam merkezi...

DEPREME ÖNLEM

Benim için depreme dayanıklılığı önemlidir, ilk sorum o oldu; “binaların, gökdelenlerin 9 şiddetindeki depremden bile zarar görmeyecek şekilde inşa edildiğini” anlattılar. Anlatmakla kalmadılar; “Depremi teşhise harcanan zamanda tedavi yapılmalı, İstanbul’un tüm binaları güçlendirilmeliydi. Deprem tatbikatı yerine bu yapılmalı. 1999 depreminden bu yana 10 yıl geçti, değerlendiremedik” dediler.

Ataşehir’i hâlâ görmediyseniz, hemen gezin. Daha anlatacak ne çok şey olduğunu (örneğin ofisler, gökdelenlerin çatı katında, gökyüzünde bahçeler) fark edeceksiniz... Ben gurur duydum doğrusu!

Bir şey daha var; ayda küçük taksitlerle daire sahibi olmak mümkün... Aklınızda bulunsun.

DİĞER YENİ YAZILAR