Kürkçü dükkanına döndüm ki bıraktığım yerdeyiz!

Issız bir adadaydım Robinson Cruzoe gibi... Onun adası kadar tenha değildi benimki ama kendi kalabalığımdan uzakta olmak bile yeterli bir huzurdu... Alınmayın; buralardan, sizlerden kaçmak filân değil söz konusu olan; TV'lerden, gazetelerden; kısacası sıkan, üzen haberlerden, telefonlardan, çözmek zorunda olduğum sorunlardan, yorucu ve stresli atmosferden uzaklaşmaktı (bu arada son tatilimi 2004 yazında yapmışım.)

Haberin Devamı

Issız bir adadaydım Robinson Cruzoe gibi... Onun adası kadar tenha değildi benimki ama kendi kalabalığımdan uzakta olmak bile yeterli bir huzurdu... Alınmayın; buralardan, sizlerden kaçmak filân değil söz konusu olan; TV'lerden, gazetelerden; kısacası sıkan, üzen haberlerden, telefonlardan, çözmek zorunda olduğum sorunlardan, yorucu ve stresli atmosferden uzaklaşmaktı (bu arada son tatilimi 2004 yazında yapmışım.)

"Ne zaman bir tatil fırsatı çıksa İngiltere'ye gidiyorsun" diye şikayet eder eşim, haklı da... Yine öyle yaptım, benim "ıssız ada"m, her ne kadar nüfusu Türkiye'den pek farklı değilse de... Sessiz, nazik insanların yaşadığı, kavgadan gürültüden uzak olduğu için mi yoksa çocukluğumdan başlayarak en uzun süre orada kaldığım için mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey yine orada dinlendiğim... Ruhumu huzura kavuşturabildiğim...

Her zamanki gibi dönüşte uçakta gazeteleri elime aldım ve gördüm ki yine bıraktığım yerdeyiz. Orada da bana ulaşan Habertürk ün "haberlerinde, bırakılması ve tekrar tutuklanması ile ilgili konuşma yaptığım Ağca, cumhurbaşkanı seçimi ve erken seçim tartışmaları, yolsuzluk açıklamaları, "aflarla ilgili konuşmalar, kavga, gürültü aynen devam ediyor.

Pazar günü markete gittim, ekmek rafları bomboş. "Kar yağacak" dendi ya tipik olayımız bir kez daha gerçekleşmiş, savaş veya kıtlık çıkacakmış gibi raflar boşaltılmış. Herkes evde mahsur kalmaya peşinen kararlı... Şu anda dışarda tipi var ama birazdan ekmek bulmak için çıkacağım, doğayla savaşmaya ve kazanmaya kesin kararlıyım.

Ben orada Angelina Jolie'nin hamileliği, Jolie-Pitt-Aniston üçgeniyle ilgili haberlerden başka bir şey görmezken burada neler olmuş ve olmakta artık kesin bir dönüş yapmanın zamanı geldi. Hazır olun, kemerlerinizi bağlayın, dönüyorum.

"Dinle''meyi bilmeyen başbakan
Önce VATAN'ın "Dinle Başbakan" dizisinden başlayalım. Çok başanlı ve gerekli bir çalışma... Birkaç günlük gazeteleri inceliyorum Başbakan için güzel şeyler söyleyen vatandaşlar var, işsizlikten, parasızlıktan, pahalılıktan, can güvenliğinin tümüyle ortadan kalkmasından, yolsuzluktan, kapkaçtan, vergilerden, laiklik karşıtı gayretlerden şikayet edenler de var. Ki basın da her zaman bu eksikleri dile getirmiştir zaten...

Ama kendisi için olumlu konuşanları görmeyen Başbakan yine "basın" adı altında VATAN'a ağzına geleni söylüyor.

Neden? Çünkü Türkiye'de ne siyasetçinin ne sanatçının dürüst eleştiriye tahammülü yoktur. Eleştiri onlar için sadece yağlamak, ballamak anlamına gelir. Dinleyip ders çıkaracaklarına öfkeli tepki verir, halkın sözcüsü basına düşman olur sonra da kendi laflarında boğulur, yuvarlanıverirler. Kendilerinden önce aynı yoldan geçip, aynı hatalan yaparak yuvarlananlardan da hiç ders almazlar.

Oysa bu kez eleştiriler üstelik direkt halktan geliyor. Ama Başbakan cevabı halka değil "basın a veriyor ve "Hortumları kesildiği", "Pazarlığa oturamadıkları bir iktidar olduğu" gibi haksız suçlamalarda bulunuyor, iftira atıyor, açıkça suç işliyor.

Cevabı yok!
Aslında bu duruma tüm basının karşı çıkması, siyasetçinin basını susturma çabalarına ortak tepki vermesi gerekir; bugün bana iftira atan, yarın sana da atmaktan çekinmeyecektir. Kaldı ki cümleleri genel olarak basını hedef alıyor havasında söylendiği gibi bu cümleleri ilk kez söylüyor da değil...

Başbakan dahil hiç kimse ispati olmayan bir suçlamayı bir başkasına, özellikle de ülkenin basınına yöneltme hakkına sahip değildir. Bir karikatür için dava açan Başbakan, şimdi kendisine yargı önünde "Buyur, açıkla bakalım. Hangi hortumdan hangi pazarlıktan söz ediyorsun" denilse ne cevap verecek? Ülkenin başbakanına böyle bir dava açılsa (ki örneğin AİHM'de haksız çıkacağı kesindir) hoş olur mu?

Tayyip Erdoğan aslında böyle bir davayı hak ediyor. Siyasetçilerin de ağzından çıkanı kulağının duyması, hele de yolsuzluk iddiaları alıp yürüyen, dokunulmazlıkları kaldırmaya cesaret edemeyen, partisine "yolsuzluk yapılmayacak" yerine "görürsek, bilirsek, duyarsak" gibi şifreli uyanlar da(!) bulunan biri tarafından yönetilen iktidarın başkalarını desteksiz suçlamaması gerektiğinin görülmesi açısından fazlasıyla hak ediyor. Başbakan, Tansu Çiller'in son günlerini hatırlatmaya başladığının farkına varmalı. Yaptığı saygı, kural dışı konuşmalar çizmeyi çoktan aştı!

DİĞER YENİ YAZILAR