Bu yazıyı yazarken elbette yılbaşı gecesi yapılacak olan son yarışmayı henüz izlemiş değilim. Onun için de neler olacağını, jüri üyelerinin son tutumlarını bilmiyorum. Ama bugüne kadar gördüklerimizi göz önüne alacak olursak jüri üyelerinin birçok konudaki hatalı davranış ve konuşmalarıyla yarışmacıları olduğu kadar oy verenleri de yanlış yönlendirdiklerini söylemek mümkün.
Öyle bir yarışma ki Popstar, sanki baştan hiçbir konuda kuralları belirlenmemiş. Oracıkta, içinde bulundukları ana göre karar geliştirdikleri için izleyici hem sürekli kavga ve kişilik çatışması izlemek zorunda kalıyor, hem jüri sanki kendi içinde yeni popstarlar yaratıyor, hem de yarışmacılar arasında inanılmaz bir haksız rekabet sürüp gidiyor.
Popstar yarışmasında kavga hiç eksik değil. Hem yarışmanın, hem de ekranda görünenlerin reytingini arttırdığı için kıyamet kopuyor.
En aykırı görünen, en cazgır, en gürültücü kim ise, o akşamın en makbul ismi de o.
Değerler birbirine karşınca ve bilinçli olarak da birileri bu karıştırmaya hizmet verince olacağı budur. Ağlama yarışı konusunda "doğru" bulundu, sıra geldi değerler karmaşasına. Örneğin yarışmacı Elena konusundaki kavga... Armağan Çağlayanla Ercan Saatçi sürekli bir "ırk ayrımı" kavgası yapmaktalar. Elena, Rus olduğu için elenmeli mi, yoksa kalmalı mı?
Onlar tartıştıkça Elena "mağdur" durumuna düştüğü için puan kazanıyor (Haksız rekabet.) Peki bu yarışmaya girenler için belli kurallar yok mudur ki aylar sonra bu konu jürinin aklına geliyor? Ve neredeyse finale yaklaşan yarışmada bu komedi hâlâ sürüyor. O nedenle "daha iyi" olan başka isimler eleniyor.
Bu çok önemli bir haksızlıktır.
Ayrıca, Popstar daha çok ses, kulak, yetenek ve sahne hakimiyeti ile ilgili bir yarışma olduğuna göre kadın yarışmacıların çıplak kıyafetlerle sahne alması da haksız rekabete girer. Erkek yarışmacıların sahip olmadığı bir avantajdan yararlanmalarına izin veriliyor.
Bugüne kadar yapılmamalıydı. Onlar malzemeyi çoktan sundular bile. Yöneticimiz uyuyor muuuu? Elmoor?
Biz evleniyoruz
Buyrun 2003'ten 2004'e miras bir başka yanşma programı. Ev gözetleme alışkanlığını geçen yıl mı bize kazandırdılar, yoksa o 2002'nin marifeti miydi hatırlamıyorum ama çok zengin(!) ve boş vakti bol bir toplum olduğumuz için pek sevdik bu gözetleme işini.
Sevdiğimiz reytinglerle ortaya çıktığı için de arkadan başka evler geldi.
"Biz evleniyoruz" izlenmesi zevkli bir program olabilir ama katılan gençleri düşürdüğü durum açısından çok tartışılacak bir içeriği var doğrusu.
Elenenlerin iki göz iki çeşme ağlayışları, kızların cazip görünmek, seçilmek için yaptığı konuşmalar, dedikodular, aralarındaki "joker" sohbetleri (yazabilmek için kısa süre izliyorum tabii ben de), erkek yarışmacıların kendilerini "harem karşısındaki sultan" gibi görüşleri gerçekten içler acısı.
Bu konuda çok okur tepkisi geliyor. İşte Bahar İrengün'ün düşünceleri:
"Ruhat Hanım,
Bir konu benim için dayanılmaz bir hal aldı; siz, biz, eğitimli, modern, cumhuriyetçi birçok kadın Türkiye'de kadının yerini değiştirmeye çalışırken "Biz evleniyoruz" adındaki program birçok genç kızı tam kalbinden, evlilik hayallerinden vuruyor ve verdikleri ödüllerle onların daha 20'li yaşlarında okumayı, çalışmayı filân bırakıp evlenmeyi düşünmesini sağlıyor. Şimdi öncelikle bu yarışmanın 25-26 yaşından aşağı hiçbir genç kızı kabul etmemesini arzu ederdim (Ne kadar yerinde bir istek! R.M.). Sonra, bilmiyorum seyrediyor musunuz ama -ben şimdiye kadar 4-5 kez seyrettim- bizim 2004 yılının Türkiye'si genç kızlarının evlenecekleri erkekler ve evlilik hakkındaki düşüncelerini duyunca paniğe kapıldım. Birkaç örnek;
Kocam işten ayrılmamı isterse hemen ayrılır o ne istiyorsa yaparım, erkeğime kul köle olurum. Evleneceğim erkek maço olmalı, beni sahiplenmeli (Bunlardan daha fecileri de var.)
Bazen düşünüyorum da sizler galiba bu gelişmeleri hiç istemeyen, hak hukuk sahibi olmak istemeyen, erkeğe kulluk yapmaya devam etmek isteyen kadınlar için boşuna uğraşıyorsunuz. Bu lâfları sarfeden kızlann 20'li yaşlarda, okumuş, iyi ailelerden gelmiş olduğu düşünülürse bilmiyorum bu konuda yorumunuz ne olur.
Başarılarınızın devamını diliyorum. İyi seneler.
Bahar İrengün"
Valla sevgili Bahar, 35 milyon kadın arasında maalesef böyleleri de var, biliyoruz. Ama onların yanında Türkiye'nin en ücra köyünde yaşayıp senin, benim gibi düşünen milyonlarca kadın da var.
Yukardaki sözleri sarfeden hanımlar, kul köle oldukları erkekler kendilerini terk ettiklerinde neyle geçinecekler asıl onu sormalı. Neyse ki Medeni Kanun'un Mal Rejimi maddesini değiştirterek beş parasız sokağa atılmalarını önledik. Belki hiç değilse oradan biraz gelirleri olur. Neyse, Allah hepsine selâmet ve akıl fikir versin. Başka ne denebilir ki.
Not: Konuyla ilgili olduğu için hemen eklemek istiyorum; Demet Şener tüm röportajlarda "Çalışmıyorum, çünkü şimdi ilişkimde başarılı olmak istiyorum" sözlerini tekrarlayıp duruyor. Erkek arkadaşının çalışması ilişkiye zarar vermiyor da kendisininki neden veriyor acaba? İş ve ilişki aynı anda başarılı olamaz mı? Veya bir erkek mesleğinden bu kadar rahatsız olduğu bir kadınla nasıl arkadaşlık edebilir? Ne garip sözler bunlar?
Kuralı yok mu bu yarışmanın?
Bu yazıyı yazarken elbette yılbaşı gecesi yapılacak olan son yarışmayı henüz izlemiş değilim. Onun için de neler olacağını, jüri üyelerinin son tutumlarını bilmiyorum
Haberin Devamı

