Bu referandum önemli... Öyle önemli ki sonuçları ülkenin geleceğinde bir seçim sonucundan çok daha büyük değişikliğe neden olacak...
Böylesine önemli bir sonuç doğuracağı içindir ki; Anayasa değişikliği yapanlar, 12 Eylül darbesinden sonra seçimle gelen demokratik meclislerin hiçbirinde yapılmadığı gibi diğer partileri yok sayarak sadece kendileri hazırladılar, Meclis’ten kendileri geçirdiler.
Anayasa Mahkemesi’nin iktidara yakın Başkanı Haşim Kılıç’ın bile “Ben yaptım diyerek olmaz, uzlaşma gerekir” demesine, ülkenin en uzman (ve iktidarın emrine girmemiş) hukukçularının uyarılarına rağmen kimseyi dinlemediler... Anayasa Mahkemesi kapatma davası sırasında olduğu gibi içerden ve dışardan yapılan baskılara maalesef direnemedi ve -bağımsız kalabilen son kurum- yüksek yargıyı da tehlikeye attı.
Şimdi referandum meydanlarında halk sanki seçim için oy vereceklermiş gibi parlak sözlerle aldatılıyor. Kendi hataları muhalefet partilerine fatura ediliyor.
Sanki iktidar onlarmış, tüm yanlışları onlar yapmış ve ülkeyi bugünlere getirmiş gibi muhalefet partilerine suç listeleri hazırlarken CHP ile MHP ustaca “BDP’yle aynı kefeye” konuyor, yan yana getiriliyor, o da yetmiyor YARSAV (Yargıçlar, Savcılar Birliği) gibi demokratik, sivil bir örgüt de araya sıkıştırılıyor.
Ama YARSAV’dan ayrılıp “iktidarın sesi” olarak kurulan Demokratik Yargıçlar Birliği’nden şikayet yok, o cici...
AÇILIM BDP İLE BAŞLATILDI
Oysa CHP ve MHP anayasa değişikliğine yüksek yargı iktidara bağlanacağı için karşı çıkıyor. BDP ise “Anayasa’da bizim ve PKK’nın isteklerini yerine getirmediniz” diye... Yani üçünün yan yana gelmesine imkân olmadığı gibi açılımı BDP ve PKK ile anlaşarak başlatan da iktidar partisi değil miydi?
Habur’dan -açılımla- gelen PKK’lılar “Önderimiz istediği için geldik” dememiş miydi?
Önderleri hangi anlaşma sonucu böyle bir istekte bulunmuştu acaba? “Diğerleri şerde ittifak yapıyor” derken asıl şer nereden çıktı unutmamak gerekir. Hele de “dürüst ol”manın önemi vurgulanırken!
12 Eylül’den bu yana 17 kez değişmiş, demokratikleştirilmiş Anayasa’da asıl gerekli değişiklikleri (milletvekilini lider yerine milletin seçmesine izin vermek, yüzde 10 barajını düşürerek Meclis’e giren partilerin giremeyen milyonlarca oyun üstüne oturmasını engellemek gibi) yapmayanlar, “HSYK’nın başında Adalet Bakanı ile müsteşarını tutmak” gibi 12 Eylül Anayasası ile gelen maddeyi israrla koruyanlar “Milletim 12 Eylül darbe anayasasına dur diyecek, evet diyecek” sözleriyle beyin yıkamayı sürdürüyor.
NİKÂHI BOZMAK İSTERSEN
“12 Eylül’de nikâh masasına oturulacak”mış. Öyle bir nikâh ki referandumdan sonra “Kardeşim ben böyle olacağını görememiştim, nikâhı bozmak istiyorum” diyecek olursan derdini Marco Paşa’ya anlatacaksın. Yok öyle boşanma filân, artık sonsuza kadar...
Bu konunun “karanlık ortamdan medet uman çeteler, vesayet düzeninin devamından yana şebekeler, yok seçkinler vs.” masallarıyla hiçbir ilgisi yok... Düpedüz yüksek mahkeme üyelerinin tamamına iktidar partisinin karar vermesi ile ilgisi var.
ANTEKELİ KÜNEFECİLER
İşte bu nokta daha da önemli; Hatay künefesi... Ben anne tarafından süzme (en az 10 kuşak geriye gider) Hataylıyım, künefeyi çok severim, çok da güzel yaparım. Güneydoğulular da iyi bilir ama Karadenizlilerin hiç ilgisi yoktur.
Bu nedenle, künefeden iyi anlayan biri olarak Hataylı (Antekeli de diyebiliriz) hemşehrilerime uyanık olmalarını öneriyorum. Künefe yutsunlar, afiyet olsun ama dolma yutarken dikkat etsinler, her “dolma bizim firik dolmamız gibi yararlı değildir. Sonunda büyük pişmanlık yaratabilir!
Çevre Bakanlığı’nın Boğaz ve Bodrum takıntısı
Enteresan bir yetki meselesi var ortada. İstanbul gibi en turistik megakentin, en turistik bölgesi olan Boğaz kıyısındaki Reina, Sortie ve benzeri müzikli restoranlar, eğlence mekânları ses yalıtımı yaptıkları ve müziği de kıstıkları halde gece 12’ye 5 kala Çevre Müdürlüğü görevlileri, polisler filân kapısına dayanıp “müziği kapatın” baskısı yapıyorlar.
Yine en turistik tatil yöresi Bodrum’un, en turistik köyü Türkbükü’nde Ship a Hoy ve Mavi Türkbükü gibi iki müzikli restorana önce para cezası kesiliyor, sonra kapatılıyor. (Açıldığında da zaten Ramazan gelmiş olacak ve bu tür eğlence yerlerinin müşteri sayısı yarıya inecek.) Hani arasanız bu mekânların çevresinde rahatsız olacak en fazla 5-10 ev bulabilirsiniz ki, müzik çok yüksek olmadığı ve kısıldığı için bu bile zor.
Zaten turizm sezonu olsa olsa 10-12 hafta, öncesi ve sonrasında pek az turist oluyor. Haydi kent merkezinde müziği 12’de kesiyorlar ama Türkbükü gibi sahile sıralanmış restoranları, müziği, eğlencesiyle Bodrum’un simgesi, turistin ilk tercihi olan bir sahile bu yapılır mı?
Öte yanda ise örneğin Çeşme Paşalimanı’ndaki Mia Sunset var. Özel bir eğlence bölgesinde değil, ailelerin yaşadığı bir sitenin içinde “ev”den “gece kulübü”ne çevrilmiş. Çevre Bakanlığı’nın Boğaz’a, Bodrum’a yaptığı baskılardan sonra bile sabahlara kadar gürültüsünden 5 site halkı mağdur olmuş.
İl Çevre Müdürlüğü’ne defalarca müracaat etmişler, alınan cevap şu:
“Biz Çevre Bakanlığı’ndan henüz yetki alamadık, karışamıyoruz.”
Saf kandırıyorlar ya, millet de inanacak.
İnanmamışlar tabii, konu sonunda İzmir Valisi Cahit Kıraç’a kadar anlatılmış da çözülebilmiş.
Peki bu nasıl yetkidir ki canlarının istediği yerde anında kapatma kararı veriliyor, jandarma kapıya dayanıyor, istemediği yerde ise bir türlü o yetki bulunamıyor.
Yoksa işi “kitabına uyduran”lara yasak yok da, sadece Boğaz, Bodrum, Çeşme’nin kitaba uyduramayanlarına mı var?
Ya da; Reian, Sortie, Ship a Hoy birilerinin özel nedenlerle- sinirine mi dokunuyor?
Turizm Bakanı, Çevre Bakanı’na “Sadece Arap turizmi mi istediklerini, diğerlerini baltalama gayretlerinin nedenlerini” sormak zorundadır.

