Çıkar uğruna her taktiği deneyen, her yolu geçerli sayan siyasetçiler en kabul edilemez şartları bile çikolata kağıdına sararak yutturabiliyorlar.
Durum böyle olunca, aylar yıllar boyu her gün ayrı bir yolsuzluk hikâyesine ayrı bir kılıf uydurulmasını izleye izleye artık yolsuzluğun her türlüsünü de kanıksamaya, alışmaya başlıyorsunuz.
Aynen şiddetin en vahşi, en dehşet verici olanına bile (boğaz keserek adam öldürme, tecavüz ederek bilmem kaç yerinden bıçaklama gibi) izleye izleye, duya duya alıştırıldığımız gibi.
Ve alıştığınızda çözüm için artık eskisi kadar çırpınmaz oluyorsunuz (beni hariç tutun...)
Son derece trajikomik bir durumdu "AKP'nin şeffaflık paketini tartışmaya açtığını, seçime giren siyasilerin her kuruşun hesabını vereceğini söylediği" gün Tayyip Erdoğan'ın, Unakıtan'ı kastederek "Ben bürokratımı, bakanımı yedirmem" demesi ve yine "Medya istedi diye..." eklemesini yaparak medyayla inatlaşması.
Sanki medya durup dururken kafayı Maliye Bakanı'na takıyor... Sanki ortada hiçbir olay yok... Bırakın her şeyi bir yana siyasetçilerin nüfuzlarından yararlanarak ailelerine çıkar sağlamaları, ayrıcalık tanımaları bile istifaları için yetmelidir. Aslına bakarsanız devletin makam araçlarının ailelerin emrine verilmesi, onlar tarafından kullanılması, siyasilerin çocuklarını iş adamlarının okutması bile siyasi etiğe uymaz. Ama bunlar artık detay, Başbakan şaibeli veya fahiş hatası görülen bakanları için "Her insanın hatası olur" diyor ve onları her durumda koruyorsa geriye yapacak bir şey kalmaz. Külahı ters giymişsinizdir artik.
Şu ''Devlet'' meselesi
Bakın bir "külah" örneği daha; Başbakan Erdoğan Nazlı Ilıcak'in programında "devlet kadrolarına hep başörtülü bürokratların atanması" iddialarını cevaplarken ne demiş:
"Ehliyete, liyakate bakıyoruz. Eşi başörtülü olan da, açık olan da var. Bir CHP li, parti örgütüne başörtülü olanı getirip koyabilir mi?"
Burada soru devlet kadroları... Laik-demokratik devlet yapısında ise devlete ait kurum ve kuruluşlarda dini simgenin kullanılmaması kuralını Başbakan gayet iyi biliyor. Onun için cevabında hiç sorudaki "devlet" kelimesini kullanmıyor ama yine başörtüsünü (ki onun etrafındakilerin hiçbiri bildiğimiz normal başörtüsünü takmıyor, kubbe gibi şişirilmiş, İran'da, Katar'da bile görülmeyen, neredeyse parti simgesi haline getirilmiş sıkma başlarla geziyorlar) oy aracı yapmak üzere ustaca bir "parti örgütü" yatay geçişiyle CHP'ye kendi kafasınca golü atıyor.
Kendine saygı
Biliyor musunuz, ben bu anlayış değişmedikçe, biz toplum olarak "sözle yanıltmayı, aldatmayı" dahi kabul edilemez saymadıkça bin tane kanun çıkarsak hiçbir şeyi önleyemeyeceğimize inanıyorum.
Hepsi lâftan ibaret kalır. Temizlenmekten söz etmek için önce kafaları temizlemek, "kendimize saygı"dan başlamak zorundayız.
Yoksa bir yandan Erbakan'ın ve herkesin suçunu affedip öte yanda siyasi etik yasaları çıkararak komik olmaktan öteye gidemeyiz.
İlk kadın radyosu
Bu da oldu nihayet... Tüm çalışanları ve programlarıyla kadınlara ait olan ilk radyo kanalı kısa süre önce yayına başladı.
104.2'den yayın yapan Radyo Pink'te neredeyse tüm kadın dergilerinin toplamında bulacağınız kadar çok haber dinlemeniz mümkün (ben zaman buldukça dinliyorum...) Sosyal yaşamdan çocuk yetiştirmeye, makyajdan giyime her türlü bilgiyi vermeye çalışıyorlar.
Kadın okurlanma "Pembe Radyo"yu dinlemelerini öneririm, beğenecekler.
Külahı ters giydirmek!
Çıkar uğruna her taktiği deneyen, her yolu geçerli sayan siyasetçiler en kabul edilemez şartları bile çikolata kağıdına sararak yutturabiliyorlar...
Haberin Devamı

