Kulağa küfreden aktivist!

Haberin Devamı

Dün gece aralarında bu kez 4 büyük takımın taraftarlarının da bulunduğu onbinlerce vatandaş yine Taksim’deydi, Ankara ve diğer illerde de gösteriler devam etti... Ama baskılara tepki ülke çapında sürse de Topçu Kışlası ya olacak, ya olacak, bu anlaşılıyor.

İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş “Taksim’e AVM yapılmayacağını ama Topçu Kışlası’nın yapılmasında Başbakan’ın israrlı olduğunu” açıkladı. Kışla binasının içine müze yapılacağı söylemi yeni çıktı ama yine mağazaların olacağı da söylendi. Toplumun ayağa kalkmasına rağmen hala Topçu Kışlası’ndan geri adım atmamak inatlaşmayı sürdürmek değilse nedir?

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da “3’üncü köprünün adının değişmeyeceğini” söylemiş. Aynen Topçu Kışlası israrının açıklanması gerektiği gibi, toplumun büyük kesimlerinde tepki yaratan köprü isminin onca gurur duyulacak isim arasından “Yavuz Selim’in hangi üstün özelliğinden dolayı” seçildiğini de açıklasa iyi olurdu.

Sebep polis şiddeti!

Bakan Yıldırım’ın “sanki olaylarda suçlu olan; halka şiddet uygulayan polis” değil de göstericiler miş, üstelik bu iletişim devrinde kimin ne yaptığı saklanabilirmiş ve dünya da görmemiş gibi “aşırı militanlaşmış aktivistler polisin kulağına galiz küfür ediyor, adamın şalteri atıyor” sözü ise “Gezi Parkı eylemi sürecindeki yaratıcı sloganlar”ı bile sollayacak kadar komik. İlk günden başlayan polis şiddeti, hatta sivil polislerin halka saldırarak yarattığı skandal belgeleriyle ortada. Bakan da acaba tek bir tane “kulağa fısıldayan aktivist” fotoğrafı, sözlerini doğrulayan tek bir kanıt gösterebilir mi?

Kim bu dinsizler?

AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik dün MKYK toplantılarından sonra “bu gösterilerin verdiği maddi zarardan, hayatını kaybedenler olduğundan” söz etti. Söyledikleri nin muhatabı “İçişleri Bakanı” olmalı, zira bunların nedeni polis şiddetidir, iki genç “polisler yüzünden” ölmüştür. Hala “illegal gruplar, CHP’nin hırçınlıkla saldırması” gibi hayali nedenler araması dışında “Biz herkesin dindarlığına da, dinsizliğine de saygılıyız” sözü doğrusu çok dikkat çekici..

Kim bu dinsizler acaba? Türkiye’de bir “dinsizler çoğunluğu” mu var veya söz ettiği kitleler dinsiz midir, keşke o da açıklasa da bu da öğrenilse.. Satır aralarına fitne sıkıştırmak kötü bir siyasi alışkanlık oldu çünkü!

Seçim, demokrasiyi göstermez!

AB Konferansı’nda Başbakan Erdoğan konuştuktan sonra AB Komiseri Stefen Füle Twitter’a “Saygı ve diyalog isteyenlere el uzatma fırsatı kaçtığı için hayal kırıklığına uğradım” yazmış. Yaptığı konuşmada da “Barışçıl demokrasilerde aşırı güç kullanmanın yeri yoktur.. Medya, eylemleri anında yayınlamalıdır” diyerek hem polis şiddetine Hükümet’in göz yummasının, hem de siyasi baskılarla susturulmuş, korkan bir medyanın kabul edilemeyeceğini vurgulamıştı.

Aslına bakarsanız, bundan sonra yine AKP yine seçim kazansa da, yine iktidar olsa da durum değişmeyecektir. Büyük toplum kesimleri gencinden yaşlısına, sanatçısından sporcusuna “baskılara boyun eğmeyeceğini, özgür ve hakka-hukuka saygılı bir ülke” istediğini günlerdir ortaya koyuyor. Ve Batı dünyası da “Türkiye’de olanlar ‘demokratik seçimlerin de otoriter rejim yaratabileceğini’ gösterdi” diyor.

Yani ülkede seçim yapılıyor olmasının “otoriter rejim” algısını azaltmayacağı görülmüştür, sonuçta Saddam Irak’ında da seçim yapılıyordu, İran’da da yapılıyor.. “Bizi halk seçti, gönderdi” demek, antidemokratik baskılara, uygulamalara mazeret olamaz. Halkın bir kesiminin “iktidar olmaya yetecek kadar oy vermiş olması” demokratik kurumların baskıyla emir kulu yapılmasına, TBMM’nin bile hiçe sayılmasına neden gösterilebilir mi?

Tek çözüm!

Hükümet için geriye kalan tek çözüm artık; “medya patronlarına emir, iş adamına emir, hakime, savcıya emir, hukuk dışı özel yetkili mahkemelerin kararlarını geçerli sayma ve hukuksuzluk , hoşlanmadığı vatandaşları hapse tıkarak kurtulma (kendi milletvekilleri Meclis’te aynen “tıkma” diyerek, “biz Silivri’ye tıkınca” ifadesiyle söylemişti), gereksiz yere, “AVM-köprü-havaalanı” dikme ve toplumun tepki göstereceği isimler bulma, memleketin son kalan parklarını, ormanlarını yok etme , çağdaş eğitimi bin faklı yöntemle dönüştürme, millete ahlak dersi verme” girişimlerini sonlandırması ve ülkeyi normale çevirmesidir.



Kedilerin direnişi!

“Behzat Ç.”nin yazarı Emrah Serbes müthiş bir konuşma yapmış TV’de, kaçırdım izleyemedim ama okurken çok güldüm. Behzat Ç’nin “Ç”sinin “Çapulcu” olabileceğini söyledikten sonra Başbakan’ın “yüzde 50’yi zor tutuyoruz” sözlerine atıfla “Biz Beşiktaş’ta kedileri bile tutamıyoruz. Gidip polisleri tırmalayıp dönüyorlar” esprisini patlatmış. Çok güldüm ama bir yandan da ‘sakın şimdi polis kedilere de düşman olmasın, zavallıcıklar az şiddet görüyormuş gibi bir de polis şiddetine uğramasın’ iye korktum.

Ölüm yasası!

Kedi deyince “yaratıcı sloganlar ve afiş yazıları” arasında gördüğüm “kedilerin Gezi desteği”ni unutamam. Bir kedi grubu kaşlar çatık yürüyor, altında şu yazılı; “Siz bizim için ölüm yasasına ‘hayır’ dediniz, yürüdünüz. Diren Gezi Parkı biz de geliyoruz”.. İnanılmaz.. Artık tüm direnişçilerin “sokak hayvanlarına ölüm yasası” tasarısının durdurulmasına destek vermesi, kedilerin vefasını (!) unutmaması gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR