Kul hakkı peşlerini bırakmayacak!

Haberin Devamı

Aslında sayıları o kadar çok ki... Üniversite kazanıp da harç yatıracak, okumasına yetecek parası olmayan... Veya üniversite mezunu olduğu halde işsiz gezen bunalımda gençlerin...

Perşembe günü gazetede seyyar satıcı babasının “Maddi imkanımız yetersiz, seni artık okutamayacağız” dediği 15 yaşındaki “okumayı çok isteyen” genç kızın intihar haberini okuyunca inanın bana önce hırsımdan ağladım... Sonra üzüntüden kahroldum.

Bu ülkede böyle çaresiz aileler, ümitsiz gençler (binlerce, milyonlarcası) yaşarken o insanların hakkına tecavüz edenleri (Şaban Dişli’sinden, Deniz Feneri’ne, yolsuzluk yapan belediyelerine, ihale yolsuzluklarına kadar) koruyanlar, Abdüllatif Şener’in de söz ettiği “bir günde, bir imzada yandaş zengin yaratanlar” yedikleri kul hakkının hesabını er geç vereceklerdir.

Kur’an’da bütün günahların değil ancak bir kısım günahların affedileceği, “kul hakkı”nda ise hak sahibi razı olmadıkça affedilmeyeceği bildirilmiştir. Türkiye’de yapılan her siyasi yolsuzluk “vatandaşların hakkını yemek”ten başka bir şey değildir. Bugün din, inanç istismarıyla, “dindar dayanışması” aldatmacasıyla masum insanlardan topladıkları paraları hortumlayanlar günahların en büyüğünü işlemişlerdir.

Umarız hepsi cezalarını önce bu dünyada adalete hesap vererek çekerler.

YARDIM BEKLEYEN ÖĞRENCİLER

Şimdi gelelim uzun süredir sormakta olduğunuz, üniversite sınavlarında başarılı olup da maddi sıkıntı nedeniyle okuyamayan, babaları geçirdiği trafik kazası sonunda felç olan iki kız kardeşe...

Aranızda parasal imkanı kadar “altın gibi kalbi” de olan öyle çok insan var ki... Ben ‘önce araştırıp sonra size hesap numarası bildireceğim’ dedim ama onlar haftalardır sorup duruyorlar. Hepsine iki kız kardeş adına ve kendi adıma sonsuz teşekkürler.

Balıkesir Valiliği’nden, Vali Yardımcısı Mustafa Erdoğan açıklamayı gönderdi: 4 kişilik aile devletin bağladığı 254 YTL ile geçiniyor, aylık olarak 120 YTL ev kirası, elektrik, su parası ödüyor (bir dakika, izninizle yine ağlıyorum)...

Hesap numarası:

Balıkesir Ziraat Bankası 0045-07230523-5004

Valilik, bir aylık süre içinde yardımların tamamlanması gerektiğini bildiriyor.

İki sevgili öğrencinin başarılarını kutluyor, devamını diliyorum. İnşallah morallerini hiç bozmadan mesleklerini ele alıp, zor günlerini unutur, ailelerini de kendileriyle birlikte mutlu ederler.

(Not: Babanın ve öğrencilerin adını, üzülmelerine fırsat vermemek için gizli tutuyorum.)



*****



Cumhurbaşkanı Alman yargısını neden “yok” sayıyor?


Gazetecilerin kendisine Deniz Feneri ile Başbakan’ın medya boykutu hakkında sorduğu sorulara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Bu siyasi konulara benim Cumhurbaşkanı olarak girmem doğru olmaz” dedikten sonra “kimsenin birdenbire suçlu ilan edilemeyeceğini” söylemiş.

Deniz Feneri olayının “halkın yardımlaşma duygusuna zarar vermemesini istediğini” de sözlerine eklemiş.

Başbakan’ın, hiçbir mantığın kabul etmeyeceği “AKP medyası dışındaki medyayı boykot” çağrısı “siyasi bir skandaldır” tamam ama demek ki uluslararası Deniz Feneri yolsuzluğu da Cumhurbaşkanı’na göre “siyasi konu” imiş.

Hangi bakımdan siyasi acaba siyaseten Alman yargısına yapılan baskı açısından mı?

Öte yanda Alman mahkemelerinde sonuçlanan bir dava, hüküm giyen suçlular olmasına rağmen “kimsenin birdenbire suçlu ilan edilemeyeceğini” söylemesi -onun da suçlulara ve bu büyük dolandırıcılığa arka çıkıyor anlamı taşıyabilmesi açısından da- çok ilginç. Ayrıca, demek Türkiye Cumhurbaşkanı Alman yargısını ve onun kararlarını yok sayıyor.

Sadece savcı ve hakimleri (yüksek yargı dışında) göbeğinden tümüyle Adalet Bakanı’na bağlı hale getirilen, hata yaptığı anda pasifize edilen veya “sürülen” sistemiyle Türk yargısına mı güveniyor acaba?

“Halkın yardımlaşma duygusuna zarar gelmesin” temennisi için ise maalesef ‘geçmiş olsun’ diyeceğim.

Bundan sonra ne duygu sömürülerine, ne de Deniz Feneri gibi devlet ödülleri verilen derneklere bile kolay kolay güvenemezler artık...

Türk toplumuna, özellikle muhtaç ve eğitimsiz insanlara en büyük kötülük yapıldı!



*****




Oh, ne alâ memleket!



Almanya’daki Deniz Feneri davasında, toplanan bağış paralarının bir kısmının aktarıldığı belirlenen Kanal 7’de garip (ama hakikaten çok garip) bir sermaye küçültme operasyonu yapılmış.

Alman savcının “olayın gerçek sorumluları” olarak gösterdiği isimlerin ortak olduğu şirketin sermayesi 14.6 milyon YTL’den, 403 bin YTL’ye indirilmiş ve 14.2 milyon YTL’lik (trilyonlardan söz ediyoruz) indirimin de ortaklara dağıtılmasına karar verilmiş. Her ne kadar kendileri “ortaklara dağıtılmadığını” söylüyorlarsa da paralar belki de başka isimle kurulacak bir şirkete kolayca aktarılabilecek.

Ohh, ne alââ... Lokum gibi demez misiniz? Oturduğun yerde, tek operasyonla, birkaç belge düzenleyerek “din, iman, yardımlaşma” diye binlerce insandan toplanan parayı yok et (!)..

Bu operasyon açıkça “hileli sermaye indirimi”dir ve “hileli iflas”tan da hiçbir farkı yoktur.

Erbakan’ın kayıp trilyon davasında parti kapatılıp paralar nasıl buharlaştırıldıysa burada da aynı yöntem kullanılmaktadır. Normal bir hukuk devletinde yöneticileri böylesi bir yolsuzluğa bulaşmış bir kanalın hileli sermaye indirimine yargı derhal el koyar, oysa burada indirim bir de üstelik hakim kararıyla yapılıyor.

Ne alâ memleket, ne alâ...

DİĞER YENİ YAZILAR